22 Eylül 2018, Cumartesi

Üst Menu

28 Şubat’ı Rantlarınıza Heba Etmeyin

28 Şubat’ı Rantlarınıza Heba Etmeyin

Uzun zamandır yazamadığım köşemde dün yayınlanmak üzere hazırladığım yazımı paneller için şu an bulunduğum Avrupa’da, bütün gün yolculuk yaptığımdan gecikmeli olarak gönderiyorum.

28 Şubat’ın 17. Yılındayız ve gündem yazıları genelde bu minvalde.

 

Soruşturmanın başladığı sabah, haberleri gözyaşları ile izlediğimi hatırlıyorum. Daha sonra paşaların tutuklamaları ve devam eden mahkeme süreçleri…

 

Yargılamanın başladığı ilk gün üzüntümden rahatsızlanmış ve iki gün kendime gelememiştim. Sonra ki mahkemelerde de aynı duyguları yaşamış bir kanaate sahip olmuştum. Mahkeme salonunda gerçek anlamda bir şov sergileniyordu. Yargı makamının lakaytlığı bir tarafa, sürecin binlerce kadın ve erkek mağduru olmasına rağmen şikayetçi sayısı 400’ü ancak geçebilmişti.

 

‘Seçilmiş hükümete karşı bir darbe davası’ idi ama ne devlet ne hükümet temsil edilmiyordu bile.

 

İslami camia ve ileri gelenleri ise iktidarın güçlü kollarında ’28 Şubat darbecilerine hesap sormayı’ neredeyse ‘angarya’ diyebilecek noktadaydılar.

17 Aralık’tan bu yana yaşananların, helal, haram, meşruiyet, mahremiyet tanımadan rantlar çatışmasına, bir meydan muharebesine dönüştüğü bu günlerde köşe yazılarında yeni maharetler sergilenmekte.

 

Son günlerde 28 Şubat için yazılanlara bakıyorum da sanki aynı merkezden alınan bir brifingin yansımaları gibi. Malum süreçte Genelkurmayda aldıkları brifinglerin icabını yerine getiren kalemşörleri hatırlatıyorlar.

 

İslami çevreler 17 yıldır 28 Şubat’ın siyasi ve sosyolojik kritiğini yaparak henüz ders çıkaramamışken, şimdi de başka hesaplar uğruna heba etmektedirler.

 

Başörtülü binlerce kadının karartılan hayatlarının, sürgünlerinin, gözyaşlarının üzerinden yapılan mağduriyet pozisyonları ile kazanılan siyasal, ekonomik, sosyal tekelleşmelerin sonucunda bile aynı söylem ve edebiyatlar ile kitleler hipnoz edilmeye çalışılmaktadır.

 

28 Şubat sürecini kendi doğal mecrasında tartışıp, artısı ve eksisi ile hakkıyla bir değerlendirme zaten yapılamamışken, işlerine geldiğinde sürece sahiplenmek hala en büyükrant kapısı olmaya devam ediyor. Mağduriyetin cazibesi bitmedi ve modasını yitirmedi henüz.

 

İktidara yakın medyada yayınlanan yazılar öylesine birbirlerine benzerlik gösteriyor ki, farklı yayınlar olmasına rağmen ‘aynı merkezden mi direktif alındı’ yorumlarına sebep olmaktadır.

 

28 Şubat ile 17 Aralık kıyas ediliyor, hatta eşleştiriliyor. 28 Şubat darbecilerine nasıl karşı olunduysa 17 Aralık’ı başlatanlara ve hatta tarafsız duranlara yakışıksız ithamlar yapılmakta.

 

Halklar üzerinde algı oyunları yapılmaktadır.

 

Halklara algı oyunları uygulanarak, ‘28 Şubat mazlumiyeti ve zalimleri ile 17 Aralık’ı başlatanlar aynıdır ve dolayısı ile iktidarın yanında olmak, darbecilere, zalimlere karşı olmakla eşleştiriliyorken’ şu nokta gözden kaçmaktadır.

 

Evet, 28 Şubat’ta İmar bankası, batık bankalar, irtica yaygarası ile boşaltılan kasaları hatırlıyoruz ama şimdi ki manzara da bir tezat teşkil etmiyor mu?

 

O gün de egemen olan güçler fakir halkın ekmeğini çalıyordu şimdi de yeni mağduriyet ve zulüm söylemleri ile yine güçlü olanların, insanları hipnoz edercesine kaçırılan milyar Euroları ve daha nicelerini hatırlamamak mümkün mü?

Son günlerde yayınlanan farklı medya kaynaklarından alıntıladığım birkaç paragrafa göz atalım:

 

“Türkiye’de müesses nizamın yapısal dönüşümü 28 Şubat darbesiyle hesaplaşılmasına bağlıdır. Zira 28 Şubat, I. Dünya Savaşı düzeni ile akit ve nikah tazeleyen yazılımın ismidir. Tam da bu nedenle, 28 Şubat’la hesaplaşmak, memleketi asra yakın zamandır kirleten ve bu topraklara yabancı bataklıktan kurtulmak demektir.”

 

“Slogan düzeyinde değil fakat stratejik ittifak boyutuyla “İlerici Gençlik” kelimenin tam anlamıyla Gülen Cemaatinin “yanaşması” durumunda. 

 

İlerici kim, gençlik kim diye soran olmaz ama biz yine de söyleyelim. İlericiden kasıt Batıcı-sekülerkonsepte dâhil olan siyaset tarzlarının tamamını bu cephede görmek mümkün. Şahin Alpay, Cengiz Çandar, Murat Belge, MümtazerTürköne, Ertuğrul Özkök, Hasan Cemal, Nazlı Ilıcak gibi 60’ını çoktan devirmiş bir dizi ismin sergilediği performansa bakınca benim diyen gençlerden daha dinamik bir gençlikle karşı karşıya olduğumuz aşikâr.”

 

Yukarıda alıntıladığım bu yazıda ‘Nazlı Ilıcak’ı ‘Cemaat yanaşması’ diye niteleyen yazar şunu da unutmamalıdır ki, kendileri eylemlerde ‘Katil ABD, İşbirlikçi AKP’ diye haykırdıkları günlerde Nazlı Ilıcak iktidara ve Başbakana toz kondurtmuyordu. Fakat geldiğimiz süreç içinde ‘artık bu kadar da olmaz’ diyerek bugün farklı bir duruş göstermesini ‘yandaş’ diye itham edeceklerse, kendilerinin negatif her durumu mazur gösterir duruşlarını nasıl tanımlamak gerekir?

İktidarın dış güçler nezdinde yüzünün eskimesi ile çorap söküğü gibi ardı ardına ortaya dökülen, inanılmaz rakamlarla telaffuz edilen haksız kazanç ve yolsuzlukları temizleme değil de, örtbas etme operasyonlarını hiç görmeden etmeden, sadece bir tarafın yapıp ettiklerinin dış güçler saldırısı ve darbe teşebbüsü olarak değerlendirmek, süreci sağlıklı değerlendirmeye bir engel değil midir?

‘28 Şubat’ı biz bitirdik’ denilen üç dönemlik iktidarın, o dönemlerde aynı parti arkadaşları olan ve sürecin en sembolik isimlerinden Merve Kavakçı İslam’ın talep ettiği Türkiye pasaportu kendisine yıllardır neden verilememiştir?

 

Dönemin bedellerini kadınlar hala yaşayıp dururlarken, iktidar oldukları halde gereğini yapmaktan imtina edenleri, üstüne de kendilerine yapılanları, 28 Şubat ile eşdeğer göstermeye çalışanları tarih affetmeyecektir.

...

Son günlerde medyada yer alan haberlerden biri de ‘Yeni bir 28 Şubat operasyonlarının olacağı’ idi.

 

“28 Şubat'ın sivil ayağında sona doğru

 

Üç savcı, 28 Şubat'ın sivil ayağıyla ilgili yüzlerce klasörü incelerken; 17 Aralık süreci sonrası ortaya çıkan yapının o dönemki işlevini de araştırmaya başladı

 

Türk siyasi tarihine "Post Modern Darbe" olarak geçen 28 Şubat dönemine ilişkin asker ayağına yönelik yapılan yargılamanın ardından sıra sivillere geldi.”

 

“Ankara Cumhuriyet Savcılığı'nın talimatı üzerine sivil ayakla ilgili başlatılan soruşturmada sona gelindi. Görevlendirilen 3 savcı, yüzlerce klasörü incelerken; 17 Aralık süreci sonrası ortaya çıkan paralel yapının o dönemki işlevini de araştırmaya başladı.”

 

Bir seçim sürecine girildiği bugünlerde, iki yıldır akamete uğratılmış 28 Şubat mahkemeleri ve yargı makamının tutumu ortada iken, yeni operasyonlardan bahsedilmektedir.

 

Kırılan umutlar, karartılan hayatlar, iade edilmeyen itibarlar, çok görülen vatandaşlıklar üzerinden yeni bir sömürge ve sömürme hareketini kaldırmıyor artık midemiz.

 

Yaşadıklarımızı, zulümleri, yeni bir mağduriyet söylemleri ile rantlarınıza kurban etmenizi istemiyoruz.

 

Başörtümüzü, hiç bir emelinize malzeme edemeyeceksiniz artık… 

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.