17 Eylül 2019, Salı

Üst Menu

3. Şans

3. Şans

PKK lideri Abdullah Öcalan, Kürt özgürlük hareketinin tüm bileşenlerine silahsızlanma çağrısı yaparak bahar aylarında kongre kararı önerdi. Kamuoyuna yansıdığı kadarıyla 10 maddelik bir taslağın bu kongre önerisinin içeriğine zemin sunduğu söylenebilir. Bu zemin üzerinden yeni anayasa süreciyle de Kürt siyasetine daha geniş pazarlıklara ikna olmalarının işaretini verdi. Bu son önerinin AKP’nin içte ve dışta daralmaya başlayan gidişatına bir kredi ve Davutoğlu hükümetinin vasat haline bir ara nefes olacağını görebiliriz.

 

Kürt siyasetine ise geniş bir olasılık havuzu ve düşünsel bir esnemeyle beraber, Türkiye’de alternatif odak olmanın işaretini döşüyor. Kürt siyasi hareketinin şimdiye dek bu tür olasılıklar üzerinden alan kazandığını hesap ettiğimizde bu 3. Barış denemesinin de her halükarda Kürt siyasal gerçekliğine güven ve güvence fonksiyonu katacağını belirtmeliyiz.

 

Demokratik özerklik manivelasının Kürtler lehine biraz daha atılıma bağlanacağını ve Kürtlerin kendi güçleriyle uygulama sahalarını yaratmaya hız kazandırmaları gerektiğini belirtmekle beraber, 3. barış denemesinin her iki muhatabın varlık alanlarını bir hayli zorladığını ve giderek de zorlayacağını göz önünde bulundurmak lazım. Özellikle devletin artık çözümden öteye yerinin olmadığını ve AKP’nin varlık yokluk kredisinin bu aşamada saklı olduğunu herkes biliyor. Onun için  bu son seçim AKP’nin normal bir demokrasi bünyesine ikna olma ve özgürlüklere saygı duyması ve kendi geleceği için bir Kürt şansı olarak not edilmeli. Keza başkanlık metaforunun bugün belirtilen tip ve beklentiler üzerine inşası ve AKP’nin bu otoriter eğilime girme durumunun tamamen  AKP’yi  faşist bir yapıya indirgeyeceğini ve bununda Kürt sorunun kapsamı  karşısında çözülmeye mahkum olacağı kısa zaman içerisinde anlaşılacaktır. Onun için AKP durmadan Kürt hareketinin  çözüm ve barış tanımlamalarını karartmaya başvuruyor. Keza bugün Kürt  özgürlük hareketi bir cepheden AKP’yi ve onun savunduğu geleneksel devlet manipülasyonlarını zorluyor. Bir yandan da Kürt sorununu  hem özgün karakteri itibariyle, hem de çoğulcu bir tarzla bütün toplumsal ilgiyi kendi muhalifliğine katmaya çalışıyor. Aslında AKP’yi bu kadar uzatmaya götüren ve bu denli çaresiz bırakan da Kürt hareketinin bu modern müdahaleci taktiğidir. Bu açıdan her olaydan sonra AKP’nin  Kürt siyasetçilerine dayatmak istediği  muhataplık rolünün de bu modern müdahaleci kavrayıştan duyulan rahatsızlıktan ileri geldiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.  

 

AKP otoriterlik dozunu yükselttikçe Kürt siyasal hareketinin daha çok demokratik uyuma geçiş yaptığını ve bunun da AKP karşısında neredeyse, AKP‘nin dört katı politik geçmişi ve giderek gençleşen kitlesiyle çok çeşitli alanlarda değişimleri zorlayan bir gerçek muhalefetin oluştuğunu sanırım en iyi AKP’nin kendisi biliyor. Bu açıdan Oslo, Habur süreci ve bu son kongre beyanı aynı zamanda AKP’nin varlık ve yokluk savaşında tarihin ona sunabileceğidir son tüneldir.

 

Tabi bu sürecin AKP’nin lehine işlemeyeceğinin ilahi bir kanıtı da Yaşar Kemal in ölümü oldu.

 

Saygıyla anıyoruz.

 

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.

 

Yazarın Son Yazıları

30.Ocak.2016 Cumartesi
27.Kasım.2015 Cuma
16.Ekim.2015 Cuma
16.Eylül.2015 Çarşamba
13.Temmuz.2015 Pazartesi
07.Temmuz.2015 Salı
01.Temmuz.2015 Çarşamba
18.Haziran.2015 Perşembe