17 Eylül 2019, Salı

Üst Menu

8 Mart'a İçeriden Bir Bakış (1)

8 Mart'a İçeriden Bir Bakış (1)

Yine gördük ki ekranlarda süslü söylemler, samimiyetsizlik kokan mesajlar, hatır sormalar, el öpmeler, gül dağıtmalar, gülücükler ve arada zerre kadar saygı ve anlayış içermeyen onlarca kelime trafiği yaşandı bu 8 Mart’ta. Keza yeryüzü ve insanlık giderek sorunlarını çözümsüz bırakıyor ve çoğaldıkça sorunlar  kadınların yükünün arttırıldığını fark etmeyerek. Bir saatte çıkan savaşın, binlerce günde getirmediği barış. Bir günde yok olan şehirlere gömülen binlerce yıllık emek. Bir kurşun, bir tetik, ya da  bir düğmenin saniyelik dokunuşunda yitirilen on binlerce ömrün sızılı ve geri dönüşsüz kaybı. Ne kadar kolaylaştı her şey artık! Yaşamın, yaptıklarımızdan teşkil olduğunu unutarak. Ve bir çok şeyde de zorlukları hatırlamayarak!. Sis altında yolunu arayan yolcu misali; bir ses, bir ışık , bir karaltı arıyor gözlerimiz.

 

Baharın ayak seslerini duymaya başladığımız bu mevsimde içimizi dışımızi perdeleyen tüm sislere inat; yolumuza çıkan ilk ses, ilk ışık yaşamın emek ve ekmek endazesini elleri, yürekleri ve ömürleriyle dolduran kadınların günü oluyor. Bir günlüğüne yerkürede; tarihin ve içinden geçilen zamanın  kapısını ortak bir dil ve nedenle çalabildikleri tek bir gün. Yani soluksuz varoluş mücadelelerinden kendilerine ayırabildikleri, alabildikleri  sadece bir gün; yani 8 Mart..! Uzun ve yorucu bir tarihleri, sevgileri, dünyayı  kuşatan  yürekleri, karanlıkları yırtan sabırları, dile getirmeyip onur dağına taşıdıkları yalnızlıkları, ölümde, sefalette, açlıkta, göçte, isyanda, bile gözünü umuttan ayırmayan bilgelikleri ile; küçükten büyüğe, gencinden yaşlısına dek yaşamı duyguları düşünceleri, hayalleri ve emekleriyle  omuzlayan kadınların, yerküre kadar eski ve değerli yaşamlarından yaşamımıza akseden gerçeklerden sadece bir gün.! Hep şiirce dolsun günümüz…!

 

“Selam olsun bizden önce geçene
Selam olsun dosta, hasa, çile çekene
Selam olsun dayanana, düşene
Yüreğim yürektir, bakma gözüm yaşına
Git oldu can, sürgün geldi dayandı
Sorulmasın vatanımız ilimiz.”

 

Hızlı zamanın unutkan yaşamına ancak acılar, anılar, ve şiirleşen tarihler dur diyebiliyor.Siyasetten bağımsız, bir Varoluş tutumu olarak Kadınların hayatında  küçük bir içsel köşeleri yok mu? Yada her kadının kendi yüreğinde şiirsel bir tarafa yüklediği tecrübe ve birikimleri 8 mart için bir özgürlük aracı sayılamaz mı? Siyaset ve gelenek altında kümelenen sayısız, zorlukların bastırdığı yaşam mücadelelerinde; Kadının ilk isyan  bayrağını çekip, özgürleşme yeteneğini ilk  fark ettiği özelliği şiiri, sözü, yorum gücü değil mi yaşamın da?  “coğrafya kaderdir” der Tanpınar. Hele ki Kürdistan coğrafyası gibi; toprağının yazgısını, elemini, talihini ve talihsizliğini  sinesinde çeken Kürt kadının tarihi sadece siyasal zeminin konusuyla sınırlı kalabilir mi? Zira bu topraklarda hayatın da, zamanın da bütün yükü kadınların omuzlarındadır. Kaldı ki; Kürdistan gibi varlığı yasak, yokluğu trajedi olan bir coğrafyanın kadınları sözden, gözlemden, hasretten ve anlatıcılıktan uzak olabilir mi hiç.Tepeden  tırnağa emektar,onurlu direnişçi ve inandıklarına sadık binlerce Kürt kadının hikayesi topraklarımızın bereketini, dilimizin koruyucusu, kültürümüzün derinliğini amansız bir sömürü zincirine karşı asırlarca koynunda taşımış nice kadının dünyası sıradan ve şiirden, sanattan uzak Kalamaz. Bugün eldeki  sözlü sanat birikiminde destanlaşan Kürt dengbej klasiklerinin çoğunluğundaki kadının üretkenliği şiirin Kürt coğrafyasındaki niteliğini göz önüne seriyor. Şeyh Said isyanında “ şubeye Şewqa kela xınusé péda li qada bingolé dixine.”dizesi,yada “ Bavé fexriya qurban mi go;  iro dunya ewre ax lo nabe sayi. ”Yada“ were miho,stérk li me daye..! ”yada“ lo miro  tu teri, disa  were…!” “Ez gulim, gula zerim, xezala li her derim, xeribım, hustu xarim kes nizane ez ji virim.!” “Tilli ya mi déşé  mera kesti,lawko qurban mi bihisti,te jin xwesti! ” gibi sayfalar alacak kılamlar şiirden ve şairligin büyüsünden sayılmaz mı.?

 

Biliyoruz ki; Hiçbir “seçim in” giremediği, uçsuz bucaksız yerlerde: şafakla başlayıp gün yitene dek, yaşamın peşinde koşan Kadınların; hız, yarış, değişim ve gelişim masasına hiç gelmeyip, kendi bilgisinin, ekmeğinin, onurunun, çabasının, duygusunun ve düşünüşünün derdinde olanların evinde, ocağında gün yine aynı gündür. Ancak bir şiir yurdu olan Kürdistan'da; Duygu zenginlikleri, şiirleri, aşk destanları ninnileri, masalları, beşik sallamaları, örgüleri, nakışları, halıları, mayaları , yün eğirmeleri, sıcak ekmekleri, buğday öğütmeleri, odun toplamaları, kar küremeleri, süt sağımları, berivan, bermali, por sipileri, pisporlari, gotinbejleri , denbejleri, elde silah gönülde yaşam tutkusu olan binlerce  Şair ruhlu Kadının bizden evel yaşama bağışladığı en güzel miras yine şiirleri, sözcükleri, kendi kendilerine söylenip, içlerine yazdıkları hikayeleri olacak.Tıpkı Evdalé Zeyné'nin Kürdistan semalarına kırık kanadını şairliği ile onardığı Quling'in seslenişi misali “dawi qoce feleke..!”

 

“Quling mal xirabo!

Bese fexré bi ciwaniya xwe neke!”

Piroz be.. !

 

Dipnot: Turkce Şiir Gulten Akin,

Şirove -Dengbej Reso

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.

 

Yazarın Son Yazıları

30.Ocak.2016 Cumartesi
27.Kasım.2015 Cuma
16.Ekim.2015 Cuma
16.Eylül.2015 Çarşamba
13.Temmuz.2015 Pazartesi
07.Temmuz.2015 Salı
01.Temmuz.2015 Çarşamba
18.Haziran.2015 Perşembe