20 Temmuz 2018, Cuma

Üst Menu

Açlık Grevleri Üzerine

Açlık Grevleri Üzerine

Bu günlerde bir yazıyorsanız, Kürt iseniz ya da vicdanlı biriyseniz ve gündem yoğun olarak açlık grevine girmiş Kürtlerin yaşam mücadelesi ve ciddiye alınmayan talepleri ise zorunlu olarak bu konuya ve Kürtlerin yaşadığı drama değinmek zorundasınız.

 
Kürtler; Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri yaşanan inkâr ve bu inkâra karşı geliştirilen çeşitli şekillerdeki direnişe karşı devletin geliştirdiği imhaya rağmen mücadelesini sürdürmektedir. Mücadele, yığınların hâkim siyasi hareket etrafında toplanmış olması nedeniyle ağırlıklı olarak bu kesim tarafından sürdürülmektedir. Bu bağlamda hâkim siyasi Kürt partisinin duyarlı Kürtlerin kahir ekseriyetinin partisi olduğunu da belirtmek gerekir.
 
Buna karşılık Türkiye kamuoyunda yürütülen tartışma ise daha çok açlık grevine girmenin caiz olup olmadığı, greve girenlerin cennete girip giremeyecekleri, bir yandan kamuoyuna karşı açlık grevinde olduklarını belirtenlerin esasında bu arada yiyip içtikleri, greve girmeyip dışarıda siyaset yapan önde gelen siyasetçiler ile Öcalan’ın neden greve girmedikleri, yine bazı siyasetçilerin dışarıda “kuzu kebabını götürdükleri” gibi esasında açlık grevine girmiş olanların talepleri üzerinden değil bu “eylem”i etkisiz hale getirme üzerinden yürütülmektedir. Etkili/belli bir kesim (milliyetçi/muhafazakâr/Müslüman/muktedir) konuyu bu eksende tartışırken başka bir kesim de yine talepleri pek dikkate almaksızın direkt eylemin bitirilmesi yönünde çağrıda bulunmaktadır. Örneğin Ruşen Çakır’da PKK ye çağrıda bulunarak eylemi bitirmesi ve hakların demokratik yollardan aranması çağrısı yapmaktadır. Tüm bu taleplerin çıkış noktasının Kürtlerin haklı talepleri değil devletin âlî menfaatleri olduğunu da belirtmek gerekir.
 
Peki talepler nelerdir? Üç talep söz konusudur. “Abdullah Öcalan’ın sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının yaratılması, anadilde savunma ve eğitim hakkının tanınması.” Peki bu talepler makul talepler midir?
 
Abdullah Öcalan son ve en büyük Kürt isyanının lideridir. Yakalanmış, hapse atılmış ancak tarih bu kez tekerrür edemediği için idam edil(e)memiştir. Eylemin başlatılmış olmasının görünürdeki asıl sebebinin Öcalan’a uzun süreden beridir uygulanan tecrit olduğunu herkes bilmektedir. Öcalan idam edilememiştir ancak özel bir muameleye tabi tutulmuştur. Kendisi için hazırlanan bir adaya hapsedilmiştir. Uzun zamandan beri de avukatlarıyla görüştürülmemekedir. Bu durum hukuka aykırıdır. Durumunda belli iyileştirmelere gidilmesi bir lütuf değil kendisinin yasal (hukuki değil) hakkıdır. Çünkü her hükümlünün avukatlarıyla görüşmesi yasa gereğidir. Devlet ise adaya gidecek ünlü kosterin bozuk olduğunu ileri sürerek sürekli yalan konuşmaktadır
 
Diğer iki talep olan ana dilde savunma ve eğitim haklarını ise konuşmaya bile gerek yoktur. Çünkü bu haklar doğuştan her insanın sahip olduğu temel haklar arasında yer almaktadır.
 
Görüleceği üzere Kürtlerin açlık grevine girmek suretiyle ileri sürdüğü talepler haklı taleplerdir. Bu haklı taleplere karşı Müslüman iktidarın takındığı tutum ise hakkı vermemek şeklinde olmaktadır.
 
Süreç nasıl ilerleyecektir?
 
PKK hareketini az çok tanıyan herkes, PKK’nin 30 yıllık pratiğini incelediğinde bariz olarak şunu görecektir. PKK almış olduğu bir kararı neye mal olursa olsun uygulamaktadır. 2005’li yıllarda hazırlanan KCK sözleşmesini ilk okuduğumda böyle bir şeyin uygulanmasının imkânsız olduğunu, bunun mücadelesinin bile verilemeyeceğini düşünmüştüm. Ancak geldiğimiz noktada yaklaşık 10.000 kişinin KCK’li olmaktan dolayı hapiste olduğunu görmekteyiz. Buna rağmen hedeften taviz verilmemiştir.
 
Yine herkesin bildiği gibi PKK, tarihindeki en önemli sıçrayışlarından birini (kuruluştan sonra ilkini de diyebiliriz) Kemal PİR’lerin ölüm orucunda yaşamını yitirmelerinden sonra yapmıştır. Kaldı ki sol geleneğin süresiz açlık grevlerinde ölüme gittikleri de vakıadır. Bugün de alınan karar süresiz dönüşümsüz açlık grevi şeklindedir. Bu yazının yazıldığı tarih itibariyle grevler 53. güne girmiş bulunmaktadır. Bu günler artık ölümün/ölümlerin bekleneceği günler olarak hesaplanmaktadır.
 
Yukarıda sözünü ettiğimiz örgüt geçmişi ve pratiğini de dikkate alarak PKK’li tutuklu ve hükümlülerden talepler konusunda geri adım beklememek gerekir. Ancak Abdullah Öcalan’ın bir şekilde ölüm oruçlarının bitirilmesi şeklindeki olası çağrısını bu arada ayrı tutmak gerekir.
 
Devlete gelince; vicdani davranarak bu haklı talepleri karşılamasını da devletten beklememek gerekir. Çünkü bu devletin geçmişi de böyle düşünmemizi gerektirmektedir. Özellikle Türk geleneğinin en büyük putunun devlet olduğu şeklindeki gerçeklik ve “devlet şantaja boyun eğmez” şeklindeki içinde çok büyük bir kibri de barındıran bakış açısı bizi bu şekilde düşünmeye iten asıl sebep olmaktadır.
 
Bizim buradan gördüğümüz ve muhtemelen hâkim siyasi Kürt hareketinin de analiz ettiği bir netice var ki bu netice belki de mezkûr üç talep kadar hatta gelecek açısından ondan da önemlidir. Çünkü Kürtlerin yaptığı açlık grevlerinin asıl etkisi hiçbir zaman Türk toplumunda ve iktidar çevrelerinde olmamıştır ve olmayacaktır. Beklenti de esasında tamamen bu yönlü değildir. Asıl etki henüz Kürt siyasi hareketine katılmamış ya da sempati duymamış ya da Kürt sorunu konusunda “bilinçlenmemiş” Kürtler arasında beklenmektedir ki bu amaca daha bu aşamada kısmen ulaşıldığını söyleyebiliriz. Çünkü 30 Ekim tarihinde Van’da uygulanan kepenk kapama eylemi Van tarihinin hiç şüphesiz en etkili ve en geniş katılımlı eylemlerinden biri (bence en etkilisiydi) olmuştur. Aynı büyüklükteki katılımın Diyarbakır ve diğer Kürt vilayetlerinde de olduğunu söyleyebiliriz.
 
Burada şunu tekrar belirtmek gerekmektedir. 12 Eylül darbesi sonrasında Kemal PİR’lerin ölüm oruçlarında yaşamını yitirmesi de asıl ve en büyük etkisini Kürtler arasında yapmış bulunmaktadır. Yoksa PKK’de bilmektedir ki bugün cezaevlerindeki 700 hükümlü/tutuklunun tamamı da açlıktan ölse Türk toplumunun ve muktedirlerin kahir ekseriyeti buna bırakın üzülmeyi aksine sevinecektir.
 
Bu yüzden açlık grevlerinin bugün itibariyle asıl beklenen etkiyi gösterdiğini buradan söylemek mümkündür. Yine bu yönüyle eylem başarılı bir eylem olarak nitelendirilebilir. Belli kesimlerde ki, eylemi özellikle küçük gösterme (kuzu kebabı, cehennemlik yakıştırmaları ve bazı eylemcilerin grevi bıraktıkları şeklindeki haberler) gayreti de tamamen buna matuftur.
 
Bu bağlamda nasıl ki Türk toplumunun kahir ekseriyetinden Kürtlerin bu haklı taleplerine karşı olumlu bir yaklaşım beklenemeyekse aynı olumlu yaklaşımı iktidardan da beklememek gerekmektedir.
 
Burada Türkiye kamuoyunun çok  az sayıdaki (sağdan soldan) vicdanlı kesimi ile birlikte uluslar arası toplumun oluşturacağı muhtemel baskı altında devletin bu talepleri kısmen kabul etmesini beklemek gerekir. Ancak devletin bu talepleri kısmen de olsa kabul etmesinin asıl sebebi de yine vicdana, haklara ve dine olan saygısından değil siyasi hesapların neticesinde olacaktır. Çünkü Türklerin Cumhuriyeti burada da ince siyasi hesaplar yapacaktır. Ölümlerin hızla ve peş peşe gelmesi halinde Kürtlerin arada kalan kesimini hızla kaybettiğini görecektir. Devletin[1] gelecekte tehlikeye düştüğünü gören iktidarın ise bazı şeyleri kabul etmesini beklemek gerekir.
 

[1] Devlet-i ebed millet: sadece Allah’ın ebedi olduğunu bilmesine rağmen devlete ebedi sıfatını veren Osmanlının hali devleti putlaştırmaktan başka bir şey değildir. Aynı yaklaşım (iman) Neo-Osmanlıcı Müslüman iktidar tarafından da sürdürülmektedir[1] Devlet-i ebed millet: sadece Allah’ın ebedi olduğunu bilmesine rağmen devlete ebedi sıfatını veren Osmanlının hali devleti putlaştırmaktan başka bir şey değildir. Aynı yaklaşım (iman) Neo-Osmanlıcı Müslüman iktidar tarafından da sürdürülmektedir

/witter/abasitbildirici

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.