22 Nisan 2018, Pazar

Üst Menu

AKP-TC'nin Dilemması

AKP-TC'nin Dilemması

Dilemma, ikilem olarak da bilinen kıyas biçimlerinden biridir. Dilemma’da farklı öncüller aynı sonuca götürür. Yani önümüzdeki seçeneklerden hangisini kullanırsak kullanalım eğer sonuç aynı ise buna dilemma adı verilir.

 

Fatih Sultan Mehmet’in, küçük yaşta babası ile yaşadığı küçük bir sultanlık/komutanlık krizi karşısında “Padişah bensem emrediyorum, gelip ordunun başına geçiniz! Eğer padişah siz iseniz gelip vazifenizin başında bulununuz!..." dediği ifade edilir ki burada Fatih’in yürüttüğü mantık da budur.

 

Türk siyasal egemenlik sistemi “Kürt sorunu” olarak adlandırılan sorun ile ilişkisinde böylesi bir durum ile yüz yüzedir. Bu siyasal egemenlik, “sorun” olarak kabul ettiği bu gerçeği çözme doğrultusunda “şiddet ve baskı”ya dayalı siyasetler de üretse “barışçıl ve demokratik” siyasetler de üretse de sonuç değişmeyecektir: Kürtler, sahip oldukları gerçeğin ve dinamizmin sonucu olarak görünür olacaklardır ve tarihte siyasal bir özne olarak yerlerini alacaklardır. Bu siyasi özne oluşun gerekleri her ne olursa olsun onu talep edeceklerdir.

 

Bir başka ifade ile Türk siyasal egemenliği kökten bir değişim yaşamadığı sürece Kürtlere dönük hangi politikayı yürürlüğe sokarsa soksun, Kürtleri bu egemenlik biçiminin dışına itmekten başka bir işe yaramayacaktır.

 

AKP’nin ve daha doğrusu Tayyip Erdoğan’ın şahsında bir kez daha tecrübe edilen şey budur. 2013 yılından itibaren değişik isimler alarak bugüne getirilen ve şimdi de rafa kaldırılan “süreç”in bize bir kez daha gösterdiği şey budur. Bugünlerde hararetle tartışılan bütün bu şeylerin temel sosyolojisi budur. Iskalanan ve nedense açıkça ifade edilmesi kimsenin işine yaramayan gerçek budur.

 

Kürtlere baskı ve şiddetin uygulanmadığı ve de silahların patlatılmadığı bir ortamda meselenin seyrinin değişmediği ve Kürtlerin kendi toplumsal dinamiğinin onları her daim daha da görünür kıldığı, bu reelin Kürtlerin bilincinde bir tercihe dönüştüğü devlet aklı tarafından bir kez daha tecrübe edildi.

 

Tayyip Erdoğan, bu gerçeği seçim sath-ı mailine girildiği zaman net olarak fark etti. Önüne gelen bütün raporlar aynı şeyi söylüyordu ve Kürt hareketinin bütün bu süreç boyunca toplumsal hayatın damarlarında daha da işlevsel olduğu gerçeği müşahade edildi. O günden beri, kendi projesi olan bu “çözüm projesi”nin nasıl sonlandırılabileceğinin hesap ve planlarını yaptı.

 

Devlet, bu barışçıl ortamda Kürt hayatiyetinden gittikçe daha da izole oluyordu. Barış ve selamet AKP-TC’nin işine yaramıyordu.

 

Zor ve baskı, gerçeği gizlediği için sorun yaratıyordu; barış ve selamet ise gerçeği görünür kıldığı için sorun oluyordu. Ne gizlisi ne de aşikarı devletin işine yaramıyor(du).

 

Ne eskiden ve ne de bugün, Türk siyasi egemenlik sisteminin zor ve baskı dışında bir seçenek ile Kürdistan’da hayat şansı kazanması mümkün değil(di). Bu imkansızlık, zor ve baskının ortadan kaldırıldığında da sonucu değiştirmediği gerçeğini hepimizin gözünün önüne seriyor.

 

Barışın ve ateşkesin tek teminatı olan Öcalan’a tecrit uygulamakla işe başlayan Erdoğan, adım adım zeminini hazırladığı bu bitiş çizgisine son noktayı koydu ve sürecin devam etmesinin artık mümkün olmadığını dün duyurdu.

 

Sürecin bitirilmesinde Erdoğan için en kârlı olan şey oldu ve “tesadüf”lere bakın ki üç gün içinde, bu çözüm sürecini en hesaplı bir biçimde bitirmesi için ne gerekiyorsa hepsi art arda oldu: IŞİD Kürtlere katliam yaptı, iki polis PKK tarafından öldürüldü(bugün yapılan açıklamada bu infazların kendileri tarafından yapılmadığı iddia edildi), IŞİD bunca zaman sonra gitti geldi bu süreçte bir astsubayı sınırda vurdu.

 

AKP-TC açısından bu gerçek görünür olduktan sonra olabilecek en kötü şey PKK’nin silah bırakması idi ve nitekim silah bırakmaya bir hafta kala sürecin Erdoğan tarafından sabote edildiğini artık hepimiz biliyoruz.

 

AKP-TC’nin iç ve dış kamuoyuna şimdi anlatmak için uğraştığı tek şey, bu sürecin PKK tarafından bitirildiğidir.

 

Bilmeyen de “baskı ve şiddet” politikalarının(ki mesela bu süreç içinde emniyet güçleri tarafından 5 masum sivil öldürüldü, çoğu Kürt siyasetinden olmak üzere şu ana değin 1300 gözaltı gerçekleştirildi) işe yaradığını, devletin çok parlak bir çözüm yolunu işaret ettiğini sanacak!

 

Kürtler devletin dilemmasıdır dedik. 

 

 

 

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.

 

Yazarın Son Yazıları

14.Ağustos.2016 Pazar
21.Temmuz.2015 Salı
25.Mart.2015 Çarşamba
11.Ekim.2014 Cumartesi
12.Ağustos.2014 Salı
28.Temmuz.2014 Pazartesi
05.Mart.2014 Çarşamba
23.Haziran.2013 Pazar