20 Haziran 2018, Çarşamba

Üst Menu

Aktar: TCK ve TMK’da değişiklik yapılarak siyasetçiler özgürlüğüne kavuşturulmalı

Aktar: TCK ve TMK’da değişiklik yapılarak siyasetçiler özgürlüğüne kavuşturulmalı
Aktar: Paket meclis görüşmeleri sırasında genişletilmeli ve TCK ve TMK’da değişiklik yapılarak siyasetçiler özgürlüğüne kavuşturulmalı ve böylece toplumun sürece olan inanç ve güveni sağlanmalıdır.
03 Ekim 2013
-A +A
DEMOKRATİKLEŞME PAKETİ: BEKLENTİLER, TEPKİLER... RÖPORTAJ DİZİSİ
 
Hazırlayanlar: Behmen Doğu, Zeynep Yüncüler
 
Türkiye'nin günlerdir merakla beklediği "Demokratikleşme Paketi" Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından 30 Eylül 2013'de açıklandı. Pakette atılan adımları kimileri olumlu karşılarken, kimileri eleştirdi veya tamamen karşı çıktı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan pakette atılan adımları açıkladıktan sonra, bunların sadece demokratikleşmeye yönelik bir başlangıç olduğunu söylemesi, paketin devamının olacağı düşüncesini yarattı.
Ak Parti'nin hazırladığı pakette şimdilik atılan adımların başlıkları şöyle; mevcut seçim sistemi, siyasi partilere devlet yardımı, beldelere teşkilat kurma zorunluluğu, eş genel başkanı sistemi uygulama imkanı, siyasi partilere üyelikteki engeller, farklı dil ve lehçelerde siyasi propoganda yapma imkanı, nefret,ayrımcılık, yaşam tarzına müdahala gibi suçlar, klavyelere özgürlük, özel okullarda farklı dil ve lehçelerde eğitim, köy isimlerinin değiştirilmesi, Nevşehir Üniversitesi'nin ismi Hacı Bektaş-ı Veli olacak, yardım toplamada kısıtlamalar, kamu kurumlarında başörtüsü yasağı kaldırılacak, öğrenci andı uygulaması kaldırılıyor, Midyat'taki Mor Gabriel Manastırı Süryanilere iade edilmesi ve Roman dil ve kültür enstitüsü kurulması... 
 
Dün açıklanan paketin içeriğinde bulunan neredeyse tüm bu başlıkları, farklı kesimlerden birçok yazar, gazeteci ve akademisyen Hür Bakış için değerlendirdi.
 
 
Mehmet Emin Aktar - Hukukçu
 
Demokratikleşme paketini genel olarak nasıl buldunuz?
 
Öncelikle bu paketin zamanlama açısından neye karşılık olarak açıklandığı düşünüldüğünde eksik olduğu açık. Açıklanma biçimi de korkulardan beslenmişti. Müzakere sonucu değildir denilmesi bu korkunun sonucu. Ancak birkaç hususun beklenmediğini söylemek gerek. Andımızın kaldırılması ve kamuda başörtüsü serbestîsi getirilmesi gibi. Bu iki hususta da daha gecikerek adımlar atılıyor. Diğer önemli bir husus nasıl yasalaşacağı ve bu yasaların nasıl uygulanacağı da önemli elbette.
Önce paketin tartışılmadan kabul diyeceğimiz olumlu yanları nelerdir? Andımızın kaldırılması, kamuda başörtüsüne serbesti getirilmesi, Mor Gabriel (Deyrul Umur) Manastırına arazilerinin iadesi, Üniversiteye Hacı Bektaş Veli isminin verilmesi, Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Kurulu oluşturulması gibi. 
 
Olumlu ancak eksik olanlar is kısaca belirtmek gerekirse;
 
Yerleşim yerleri konusundaki yasağın kaldırılacağı olumlu ancak eksik. Bununla eski isimler kendilerinden iade olunmaz. 1949 tarihli İl İdare Kanunu Madde 2 hükmü aynen şu şekilde: “Ancak; Türkçe olmayan ve iltibasa meydan veren köy adları, alakadar Vilayet Daimi Encümeninin mütalaası alındıktan sonra, en kısa zamanda Dahiliye Vekaletince değiştirilir.”  Yapılması gereken bu fıkranın kaldırılmasının yanı sıra Mülki idareye görev ve sorumluluk yükleyecek ek bir düzenleme getirmek. Örneğin 1 yıl süre tanınarak ismi değiştirilen tüm yerleşim yerleri için başvuru almak zorunluluğu getirerek, yerleşim yeri oturanlarını talebine uygun isimleri iade etme yükümlülüğü getirmek. Yoksa bundan sonra isim değişikliği yapılmayacak demenin pratik bir sonucu ve yararı yok. Çünkü ismi değiştirilecek yer kalmadı. Bu konuda yapılması gerekenler yazılı raporlar halinde de hükümet yetkililerine sunulmuş yıllar öncesinden.  Bakın 2009 yılında hükümete sunduğumuz yazılı bir raporda bu konuda önerdiğimiz: “Çoğu zaman aceleye getirildiği düşünülmüş olacak ki, bazı yerleşim yerlerinin adları ikinci kez değiştirilmiştir. Yerleşim yerlerinin eski adlarının iadesi için öncelikle bu kısıtlayıcı hüküm kaldırılarak yerleşim yerleri ve coğrafi mevkilerin önceki adları bir talebe gerek olmaksızın kullanılması sağlanmalıdır.” 
Yasak harfler meselesi tam bir komedi. 1928 yılında Harf Kanunu ile yeni harfler kabul edilince eski alfabeyi kullanmaya cezai yaptırım getirilmiş aynı yıl. Bu cezai yaptırım sonraki ceza kanunlarında da var. En son kabul edilen ceza kanunu 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK. Yeni yasanın 222. Maddesinde Türk Harflerinin Kabulü Hakkındaki Kanunun koyduğu yasakları ihlal edenlerin cezalandırılacağını düzenlemektedir. Şimdi bu ceza maddesi kaldırılacak. Yani Kürtçe yazarken bu harfleri kullanmak suç olmaktan çıktı. Zaten son dönemlerde TRT 6 te de kullanılması nedeniyle uygulaması kalmayan bir madde idi. Yoksa çocuğun adını Welat koysanız Velat yazdırabilirsiniz ancak. Negatif durum kaldırıldı. Ancak pozitif bir yansıması yok! 
Siyasi partilere hazine yardımı için gerek olan alınacak oy oranının % 7’den % 3’e indirilmesi olumlu. Ama pratik sonucu ne olur derseniz % 10 seçim barajı durdukça hiçbir şey. Neden mi? Çünkü Siyasi Partiler Kanunu bu yardımı alabilmek için son milletvekili seçimlerinde belli oranlarda oy alma zorunluluğu getirmiş. Seçim barajı nedeniyle bağımsız adaylarla seçimlere girildiğinde parti seçime girmemiş olacağından haliyle yardım alamayacak.
 
Pakette yer alan ‘’Özel okullarda farklı dil ve lehçelerde eğitim verilmesi’’ maddesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
 
Bunca acıdan ve yaşanılanlardan sonra artık Kürtlerin temel taleplerinin bilinmemesi imkansız. Bunların başında anadille eğitim hakkı geliyor. Bunun zamana yayılarak götürülmesinin farklı nedenleri olabilir. En önemli nedeni devletin bu konudaki direnci. Zora girmediği sürece hiçbir hakkı tanımayan geleneksel ve tarihsel tutumu. Diğeri PKK ile yapılan görüşmelerde bunun bir pazarlık konusu yapılması. temel bir hakkı tanımayı karşınızdakinin belirli şekilde davranışta bulunması koşuluna bağlamak. 
Başbakan Erdoğan’ın yaptığı açıklama, 2923 sayılı yasaya eklenecek bir düzenleme ile başka dillerde eğitimin önü açıklanacağı yönünde.  Bu yasa “Yabancı Dil Eğitimi ve Öğretimi ile Türk Vatandaşlarının Farklı Dil ve Lehçelerinin Öğrenilmesi Hakkında Kanun” dur. 12 Eylül dönemi yasalarındandır. 2002 yılında yapılan değişiklik ile Türk Vatandaşlarının Farklı Dil ve Lehçelerinin Öğrenilmesi kısmı eklenmiştir. Yani Kürtçe eğitim yabancı dille eğitim kapsamında başlayacak. Mevcut anayasa uyarınca bu zorunlu ancak bunun devlet okullarında da olmasına engel değil. Devlet okullarında anadille eğitimin yapılmasının en önemli yanı parasız oluşu. Diğer önemli bir husus Kürtçe eğitim yapma amacıyla özel okul açılması bu alandaki girişimcilerin isteğine bağlı durumda. Hiç açılmazsa bu düzenlemenin pratik hiçbir yararı olmayacak. bu nedenle bu düzenlemeye ek olarak belirli orandaki öğrencilerin masraflarının devlet tarafından karşılanacağına dair düzenleme şart. Bunun dışında bu alanda eğitim kurumu açacaklara pozitif ayrımcılık getirilmesi gerekir. örneğin hazine arazilerinin bedelsiz tahsisi, belirli süre ile vergi muafiyeti gibi düzenlemeler düşünülebilir. 
 
Seçim barajı ile ilgili üç seçeneği nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Seçim barajı meselesi yıllardır tartışılıyor. 12 Eylül rejiminin bu denli yüksek seçim barajını Kürtlerin temsilini engellemek için getirdiği sır değil. Temsilde adaleti ortadan kaldıran bu denli yüksek bir seçim barajı demokratik ülke iddiasındaki hiçbir ülkede yok. Ayrıca Kürt meselesini çözmek mi istiyorsunuz hemen kaldırmalısınız. Muhalefetin de bu konuda destek verdiği bilinmesine rağmen kaldırılmaması ya da makul bir seviyeye indirilmemesinin temel nedeni hükümetin kendi parti çıkarları. Önerilen sistemlerin avantaj ve dezavantajları var.  Dar bölge sisteminin en iyi uygulaması federal veya yarı federal sistemlerde uygulanması. Sistem tartışmalarıyla kilitlenirse önümüzdeki seçimlere de mevcut seçim barajı ile gitmek kuvvetle muhtemel. nedeni ise anayasa uyarınca seçim yasalarındaki değişikliklerin bir sonraki seçimde uygulanmasının koşulu en az bir yıl önce yürürlüğe girmiş olmasına bağlı. Bu nedenle sistem tartışmasına girmeden Milletvekili Seçimi Kanun’unda hemen değişiklik yapılarak seçim barajının kaldırılması veya % 3-5 gibi makul seviyeye indirilmesi gerekir. 
 
TMK, TCK ile ilgili maddelerin olmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Bu paketin süreci ilerletebilmesi için üç ayrı alanda adım atılması gerekiyor. Bunun çoğu çevre dile getirmektedir. Anadille eğitim, seçim barajı ve demokratik siyasetin hareket alanının genişletilmesi, siyaset üzerindeki yargı baskısına son verilmesi olarak sıralamak mümkün. Bunlardan biri özel okullara havale ediliyor, diğer 2 alanda ise düzenleme yok. Siyasetin süreçte rol alabilmesinin öncelikli yolu siyasetçinin fiziki olarak da düşünsel olarak da özgür olmasıdır. Bu nedenle TMK ve TCK’da herhangi bir değişiklik yapmayan, siyasetçinin her davranışını kriminalize eden yargı zihniyetinin katkısıyla da cezalandırma tehdidi altında tutulması kabul edilemez. Paket meclis görüşmeleri sırasında genişletilmeli ve TCK ve TMK’da değişiklik yapılarak siyasetçiler özgürlüğüne kavuşturulmalı ve böylece toplumun sürece olan inanç ve güveni sağlanmalıdır. 
 
Eğer paket genişletilirse atılacak önemli adım(lar) ne olmalı sizce? 
 
Yukarıda değindiğim hususlarda değişiklikleri kapsamalıdır. 
 
Esra Yalazan - Gazeteci
 
Demokratikleşme paketini genel olarak nasıl buldunuz?
 
Öncelikle adı ‘demokratikleşme’ olan bir ‘iyileşme’ sürecinin paketlenip son ana kadar saklanarak, şeffaf yönetim anlayışıyla bağdaşmayan yöntemle sunulması hem ilkesel olarak hem de politik olarak pek doğru bulmadığımı söylemeliyim. Toplum yararına atılacak adımlar mümkünse muhalefetle, o yasaları eleştirme hakkı olan medyanın tümüyle, daha da önemlisi toplumun bütün kesimleriyle paylaşıldığında işlevsel olur, karşılığını bulur. Başlangıçtaki bu hatayı görmezden gelirsek, esas itibarıyla adı ‘demokratikleşme’ olan bir pakete aklı başında kimsenin itiraz edeceğini sanmam. Bu reformlarla hedeflenen ( önümüzdeki seçimler için yapılıyor olması neticeyi değiştirmez) zaten sahip olmamız gereken temel hak ve özgürlüklerin bize iade edilmesidir. Aslında işin özeti budur. Dolayısıyla burada kimi gazetelerin ve yazarlarının zannettiği ve yorumladığı gibi ‘devrim’ denecek bir durum yok. Daha önceki yönetimlerin bunları yapamamış olması da (konjonktüre bağlı sebepleri ayrıca tartışılır) bugün yanardöner meyve tabağında sunulanı ‘devrim’ yapmaz. Ancak bazı maddeleri sembolik de olsa genel olarak elbette olumludur. Hiç değilse gelecekte daha çok oy için bazı maddelerin genişletilebileceği ihtimalini düşündürttü topluma. Bu umut da yıllardır darbe anayasasıyla yönetilen bir toplum için bir tür ‘gönül alma hediyesi’ olsa da iyidir, maalesef!
 
Pakette yer alan “Özel okullarda farklı dil ve lehçelerde eğitim verilmesi” maddesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
 
Bu konudaki düşüncelerim ilk sorunun sonunda ifade ettiklerimde var aslında. Ama meselenin şu kısmı net; anadil bir ülkede yaşayan herkes için haktır, kimliğinin, yaşam biçiminin, kültürünün, geleceğinin önemli bir parçasıdır, eşitliğin simgesidir, tartışmaya da açık değildir; bu hakkın lütufmuş gibi sadece özel okullara tanınması da başka bir tür ayrımcılıktır. “Zenginsen öğrenebilirsin’ yaklaşımı, bir gün içinde yakılan köylerinden uzaklaştırılan insanlara hiçbir şey ifade etmez zaten. Muhtemelen hesaplı siyasetteki karşılığı da şudur; ‘bu hakkı kamuda meşru hale getirirsek tabanımızdaki milliyetçi/muhafazakar kesimden tepki görürüz, o halde şimdilik bunlarla oyalanın”.  Başbakanın ‘bu konuda devletin hassasiyetlerini görmezden gelemem” demesi de buna işaret ediyor. Eh bu da siyaseten doğru olabilir ancak vicdanen anlamlı bir karşılığı yok. 
 
Seçim barajı ile ilgili üç seçeneği nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Seçim barajının tartışmaya açılması iyi de kimler hangi koşullarda nasıl tartışabilecek, daha ziyade bunu merak ediyorum. Demokrasi paketinin açıklanacağı salona ‘muhalif gazetecilerin’ alınmadığı, bu konuda soru sormanın yasaklandığı siyasi bir iklimden bahsediyoruz. Seçeneklere gelince BDP eş başkanı Gülten Kışanak’ın da ifade ettiği gibi %10 barajını değiştirmemeyi seçenek olarak sunmak bu noktadan sonra anlamsızdır! Bu seçenek AKP’nin kendi tabanını bile partinin demokratik refleksleriyle ilgili kaygılandırır zira ‘temsil edilme hakkın kaç kişi olduğunla ilgilidir’ bakışı da epey sorunlu. Toplum siyasetçilerden samimiyet beklemez belki ama tutarlı olmasını ister. Seçim barajının indirilmesine neden itiraz edilsin ki..kaldı ki hiç edilmedi!  Yeni önerilen ‘dar bölge’ sistemi sadece bunu sunan partinin işine yarayacak gibi görünüyor zira diğer partilerin bu yöntemle milletvekili sayısını arttırabilmeleri mümkün görünmüyor. 
 
TCK ve TMK’nın değiştirilmemesini nasıl tanımlarsınız?
 
TMK’nın kalkmadığı  her paket sorunlu ve eksik olacaktır. Bunun sebepleri de gayet açık. Yıllardır ‘terörist’ diye yargılananların, ceza alanların aslında terörist olmadığını ilgili hakimler, savcılar da biliyor ve “yasa karşısında çaresiziz’’ diyorlar, daha ne olsun! Benzeri sorunlar TCK için de geçerli. 
 
Eğer paket genişletilirse atılacak önemli adım(lar) ne olur?
 
Bu noktada esas sorulması gereken soru paketler veya genişletilmeleri değil. Söz konusu yasaların uygulanabilirliği… En basit ve bariz örnek ‘nefret suçu’ yasasıdır. Kulağa çok hoş geliyor ama daha bu sabah yani paketin açıklandığı günün ertesinde her fırsatta bu suçu işlemeye alışkın olan gazetecilerin, siyasetçilerin alışkanlıklarına devam ettiğini gördük. Biraz hukuk bilgisi olan herkes bilir ki kağıt üzerindeki yasaların uygulanabilirliği için gerekli olan dinamikler sağlanmadıkça tek başlarına bir işe yaramazlar. Yine de eğer genişletilecek olursa Alevilerin hakları, kadın sorunları, çevre düzenlemeleri, anadilde eğitimin kamusal alana yayılması Romanlar gibi Çerkezler, Lazlar ve diğer etnik kimlikler için enstitüler kurmak, farklı kültürün yaygınlaşmasını desteklemek, toplantı gösteri hakkında iyileştirme gibi gösterilen unsurların hakikaten iyileştirilmesi, darbe anayasasını toplumla ve diğer partilerle müzakere ederek değiştirmek, AB ve barış sürecine hızla sarılmak, polisin yetkisini çoğaltan değil azaltan düzenlemeler getirmek, (üniversitelerde polis gücü oluşturmak gibi tuhaflıklardan vazgeçmek vb.)  çok dilli eğitimin önünü açmak, işçilerin güvenlik ve grev hakları ilk akla gelenler.  Bütün bunlar ülkesini demokratikleştirmek isteyen siyasetçinin önünde hiç değilse iyi niyetli hedefler olarak durur, durmalıdır. Eğer kişisel menfaatleri bu hedeflerin önüne geçmiyorsa tabii!
 
 

4.Gün: Süleyman Çevik, Mehmet Emin Ekmen

4.Gün: Vahap Coşkun, Xalid Sadini

5.Gün: Mehmet Bekaroğlu