23 Temmuz 2018, Pazartesi

Üst Menu

Allah’ın da sınırı var!

Allah’ın da sınırı var!

ontolojik bir coğrafyayı, yani allah’ın sınırlarını parçalara bölen gayrımeşru sınırların bu mahiyeti son zamanlarda duvar ile pekiştirilmek istenmekte… “aşağısı” kürd, “yukarısı” kürd olan bir şeride diktikleri “düşmanlık” nişanesi sınırlar, “aşağı” ile “yukarı” yakınlaştıkça anlamsızlaşıyor,  sınır sahiplerinin nasırlarının sinir uçlarına batıyor… sinirlenince daha da çekilmez olan sınır sahipleri, duvar örüp üzerine dikenli tel çekmeye niyet ediyorlar, insan kötüye de niyet edebiliyor mu bilinmez ama devlet hep kötüye niyet ediyor…

 

sayıları sevenler, sayıların çokluğu ile tekasür suresine muhatap olasılar için diyelim: “demokrasinin namusu”ndan çıkan neticeye göre şehrinde yaşayan her beş kişiden dördünün oylarını alarak seçilmiş bir belediye başkanı dokuz gündür kardeşleri, amcazadeleri, tarlaları ayıran sınıra bir de duvar örülmesi planına karşı ölüm orucunda… beş kişiden dördünün olurunu almış bir belediye başkanı, akrabaları ikiye ayırmış olan sınıra bir de duvar çekilmesi hazırlıklarını görünce devletin en iyi anladığı dile sarılıyor: bütün resmî makamlara, dosya takip numaralı kağıtlar gönderiyor. yapılan hazırlığın ne olduğunu, ne için olduğunu soruyor. bütün haşmeti ile hayatımızın her karesinde kendini hissettiren devlet, bu sorular karşısında buharlaşıyor, ama duvar hazırlıkları devam ediyor…

 

bir kadın (perşembe itibariyle) tam dokuz gündür, allah’ın sınırına sınır çizme, kardeşler arasına duvar örme küstahlığına ölüm suskunluğu içinde isyan ediyor, ama bu isyanın sahibi kürd olduğu için sesi ümmetin kulağına değmiyor. toprağa sınır, sınıra duvar, duvara tel filistin'de çizilip örülürken ayaklanan ve sınırların ümmeti böldüğünü her fırsatta dilinden düşürmeyenler, mevzu kürdistan olunca havaya bakıp ıslık çalma kayıtsızlığını sergileyebiliyorlar: her müslüman ümmete dahil ama kürdler ümmetten hariç!

ayşe gökkan’ın; karşısında ölüm orucuna yattığı, içişleri bakanının “duvar mı? ne duvarı?” havasında olduğu meseleyi yerinde gözlemlemek için nusyabin’e gittik. ayşe gökkan sınırın dibinde bir minderde uzanmış, tecrid altında… orada açlık grevinde olan elli altı seçilmiş ve kendisine destek için oraya gelen kitle ile kendisi arasına polis otobüsü ve toma yerleştirilmiş, göz temasına dahi tahammül edilmiyor… sınırın suriye tarafına yeşil bir branda çekilmiş, rojava ayşe gökkan’ın ölüm orucunu görmesin diye. ah, görmeyi bakmak zanneden devlet aklı…

 

kendisi ile görüşmek istediğimizi ifade ettik, isimlerimizi aldılar, soracaklarmış. cezaevi ziyaretine değil, belediye başkanı ziyaretine gelmişiz oysa… iki saat sonra sadece bir kişinin görüşmesine izin çıktı, itiraz ettik. kaymakam’ın emri böyle imiş. kaymakamla değil ayşe hanımla görüşeceğiz, siz ona sorun dedik, bütün saflığımızı giyinerek. emir kuluydu polisler, her zamanki gibi…

 

bir apartmanın çatısına çıkıp ayşe gökkan’ın fotoğrafını çekelim dedik, apartmana almadılar. sadece orada mukim olanlar girebilirmiş, devlet misafir gelmeyi de yasaklamış. site girişinden almazlarsa arka duvardan atlayacağımızı söyledik, kanunu arkadan dolaşacağımıza pek memnun kalmadılar, ama türkiye cumhuriyeti devleti laik, demokratik, kanunların arkadan dolaşıldığı bir hukuk devleti değil miydi zaten? netice: çatıdan fotoğrafları çektik…

 

itirazlarımıza milletvekili pervin buldan’ın da ricası eklenince iki buçuk saatin ardından üç kişi görüştürüldük. sınırları belirlenmiş otuz metrelik bir yol, malum devlet her quzzulqurta sınır koyandır. vardık, hali altı gündür bir şey yememiş bir insanın açlığına benziyordu. anlattıklarını az çok biliyorsunuz: mezkur resmî kağıtlar ve muhatapsızlık meselesi, duvar yapımı tamamen iptal edilinceye kadar devam edeceği…

 

ayşe gökkan’la vedalaştıktan sonra yaklaşık on metre ötede, onun tam karşısında oturmuş polislerin ekmek arası bir şeyler yediğini gördük. günün en iç burkan şahitliği bu idi…

 

gördüklerimiz: ne içişleri bakanının dediği gibi “ne duvarı?” durumu var ne de bülent arınç’ın dediği gibi “mevcut yapının üzerine tel örgü” çalışması. gözümüzün alabildiğince uzunlukta, yaklaşık yarım metre derinliğinde kazılmış temele yaklaşık iki metre yüksekliğinde demir bağlanmış. kalıp da çakılırsa geriye beton dökmek kalıyor. “duvar mı? ne duvarı?” bu oluyor…

 

bir asır evvel kardeşleri, akrabaları, tarlaları birbirinden ayıran gayrı meşru yapay sınırların, bir duvar örülmesi niyetiyle gayrımeşruluğu bir kez daha kendini -daha da pekiştirerek- göstermiş oluyor.

 

şairin “insan yoktu ve sınır yoktu. insan geldi ve elindeki tebeşirle sınırlar çizmeye başladı.” demesinden mülhem, yeryüzünde insan eliyle çizilmiş bütün sınırlar ve sınırlara örülmüş duvarlar gayrımeşrudur. ama bunların en gayrımeşru olanları; almanları almanlardan ayıran ve yirmi dört sene evvel yıkılan berlin duvarı, filistinlileri filistinlilerden ayıran israil duvarı ile kürdleri kürdlerden ayıran -ve inşa edilemeyecek olan- nisêbîn-qamişlo duvarı…

 

türkiye cumhuriyeti devleti, uzaktaki duvarları kınarken de, kendisi duvar örerken de kendi maslahatını düşünüyor. sınır komşusu el kaide bağlantılı ithal gruplar olunca tehlike görmüyor, ama hakimiyet rojava’da kürtlerin kendi eline geçince “kürd anasını görmesin” politikası mucibince sınır krizine tutuluyor. duvar’ın güvenlik endişesi yüksek hatay koridoruna değil de güvenli sayılabilecek kürdistan hattına yapılmasının sebebi, böylece daha iyi anlaşılmış oluyor. bu zaviyeden bakınca duvarlar çelişkisi anlaşılmaz değil. peki ya bütün dünyada sınırlara karşı duran ümmet, dinin hangi maslahatına binaen üç maymunu oynuyor?

 

son; bu saatten sonra o duvarın yapılabilmesini mümkün görmüyorum. devletin, sınırı korumak için vazifelendirdiği sayı kadar duvarı korumaya da asker vazifelendirmesi gerekiyor. öyle yapsa dahi o duvarı koruyamayacak. çünkü orası duvarla ayrılabilecek yer değil. her şeye rağmen yaptı diyelim. nusaybin’de yaşı anamın yaşından fazla olan ve elinde “emê têl û diwaran hilweşînin!” pankartı tutan kadının kararlılığı o duvarı yıkacak…

 

 “allah’ın da sınırları var.” diyor şair. biz gayretullah diyoruz. allah’a inanıyoruz…

 

EDİTÖR NOTU:  "Yazı elimize ulaştığında Ayşe Gökkan, duvarın yapılma kararının iptal edilmesi kararı ile birlikte ölüm orucu eylemine son verdi."

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.