23 Eylül 2018, Pazar

Üst Menu

Aydoğan’ın “Kadınları”

Aydoğan’ın “Kadınları”

                                         “Gerçek özgürlük, başkalarını oldukları gibi kabul eder, kendi inkârıymış gibi görünen öğretileri bile anlamaya çalışır ve hiçbir zaman anlamadan yargılamaz.” Maurice Merle-Ponty

“Önümüzdeki iki gece konuşmamın konusu ilan edildiği üzere ‘dine karşı din’dir. Bu ifade kimilerine tuhaf ve ya müphem gelebilir. Zira biz şimdiye kadar dinin sürekli küfrün karşısında yer aldığını ve tarih boyunca savaşın din ile dinsizlik arasında meydana geldiğini sanırdık. Bu nedenle ‘dine karşı din’ ifadesi ilginç, müphem, şaşırtıcı ve kabul edilemez gelebilir. Oysa ben son zamanlarda şunu fark ettim. Bu tasavvurun aksine tarih boyunca her zaman din, dine karşı savaşmış ve hiçbir zaman bugün anladığımız şekliyle din, dinsizlikle savaşmamıştır.”diye başlar Sosyolog Ali Şeriati “dine karşı din” kitabına.

Dine ilişkin oldukça önemli tespitlerin yer aldığı kitapta yazar özetle din alanındaki problemli bakışın dışarıdan değil bizzat din insanlarının kendi içlerinde ürettikleri hurafelerden kaynaklandığını söyler. Dışarıya, uzağa bakan bakışı içeriye, yakına bakmaya davet eder. Zira dinin tahrif olması demek yaşamın tahrif olması demektir. Örneğin İslam dini özelinde din ete kemiğe bürünmüş yaşamın her alanında müslümanca bakmayı, müslümanca düşünmeyi, müslümanca yaşamayı gerektiren bir dindir. Dolayısıyla aşkın bir kaynaktan beslenen, aslından uzaklaştırılmış ilahi bir buyruk, özü üzerine yeniden inşa edilmiş üretilmiş, yaşamsal karşılığı fıtrata uygun olmayan yeni bir din ortaya çıkarmıştır. Öz haliyle dini yaşayanlar ise sürekli üretilmiş dinin mensupları tarafından eleştiri, hakaret ve dışlanma gibi tutumlara maruz kalmışlardır. Öyle ki üretilmiş dinin taraftarları çoğu zaman öz dinin mensuplarını öteki olarak görmüş ve ona “bendeki öteki” muamelesi yapmışlardır.

Müslümanca Kürt meselesini gündeminize alıyorsanız bir kısım İslamcıya göre, başörtünüzün anayasal güvence altına alınmasını istiyorsanız iktidardaki muhafazakâr İslamcı partiye göre, Müslüman kimliğinizle Roboski diyorsanız mevcut siyasal iktidara göre, Müslüman bir kadın olarak ben haklarımı İslam’dan alıyorum diyorsanız geleneksel erkek otoritelere göre “bendeki öteki”sinizdir. Çok canınız acıyacaktır. Yalnız bırakılacaksınız ilkin, ardından sürgün. “Yersiz, yurtsuz, yabancı”. Tıplı Gıfari gibi. Yolunuzun Rebeze’ye düşmesi muhtemeldir.

Evet din. Marx’ın “afyon” olarak tanımladığı ve eklediği “kalpsiz dünyanın kalbi” olan din.

İşte üretilmiş dinin ürününün bir izdüşümü olarak 25 Kasım Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Günü’nde BDP Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın sarf ettiği sözler karşımızda duruyor. Kendisi mealen İslam dinine göre kadının omuz ve başına on beş günde bir şeytanın geldiğini ve bunu göndermek için de erkeğin kadını dövmesi gerektiğini söyleyerek, İslam dininin kadına karşı şiddeti meşru gördüğünü iddia etmiştir. Özentisiz cümleler, bilgi kirliliği ve hurafe din anlayışı.

Sayın Aydoğan’ın sözlerinin yanlışlığını dini açıdan ayrıntılarıyla tartışacak değilim çünkü din insanı değilim. Ancak kendi dinini bilen Müslüman bir kadın olarak şu kadarını ifade edebilirim ki İslam hiçbir gerekçe ile kadına yönelik şiddeti meşru görmez. Ayrıca peygamber örnekliği de ortada. Tam tersine kadın haklarını koruyan bir dindir İslam.  Öyle ki kendi kişisel yaşamımda beni feminist bulduklarını söyleyerek eleştiren insanlara beslendiğim kaynağın Kur’an olduğunu söylemişimdir hep. Kadının İslam’daki yeri böyle ayan beyan ortadayken Sayın Aydoğan bilerek ya da bilmeyerek İslam’ın özünden değil, üretilmiş dinden beslenmeyi tercih etmiştir.

Ne var ki hakaret içeren bu sözleri bir vekilin hele de Diyarbakır’dan hele de Bağlardan seçilmiş bir vekilin söylemesi sokaktaki herhangi bir insanın söylemesinden daha vahimdir. Daha daha vahimi BDP’nin toplumsal tabanının, kendisini muhafazakâr İslamcı bir parti olarak tanımlayan AKP’nin toplumsal tabanından daha dindar oluşu gerçeğinin üzerine bu sözlerin söylenmesidir. Yani Sayın Aydoğan kendi toplumsal tabanına rağmen bu talihsiz açıklamayı yapmıştır. Sözlerinin cehaletle ya da bilmemezlikle geçiştirilmeye çalışılması doğru bir tavır değildir. Kamuoyuna mal olmuş bir vekilseniz hem de Kürt halkının vekiliyseniz okuyun, araştırın. Kendi toplumsal tabanınıza rağmen bu duruş yersiz, anlamsız, üzücü ve affedilemezdir.

Maalesef BDP’li milletvekillerinin bir kısmında bu duruş mevcut. Aysel Tuğluk’un Radikal 2’deki yazısında CHP’yi dindarlara karşı birlikte hareket etmeye çağırması, Emine Ayna’nın iki bayramdan birini ( kurban-newroz) tercih etmek zorunda kalırsak tercihimiz newroz’dur demesi. Bunun karşısında AKP’nin tüm isteksizliğine rağmen, başörtüsünün anayasal güvence altına alınması için mecliste çaba sarf eden gündem oluşturmaya çalışan BDP, Altan Tan, Şerafettin Elçi, Ahmet İnan, Ayhan Bilgen gibi dindar kimlikleriyle tanınan insanları milletvekili adayı gösteren BDP. Esasında bir tutarsızlık var gibi görünse de bir tutarsızlık yok. Nedenini varın siz düşünün. BDP’den bir din partisi olmasını tabi ki beklemiyoruz, bu Kürt realitesi bakımından sosyolojik olarak mümkün de değildir zaten. Ancak BDP’den bu tarzda ucuz kıyaslamalara çekişmelere gitmeden kurban da bizimdir newroz da bizimdir demesini bekliyoruz örneğin. 

BDP içerisindeki bir kısım milletvekilleri eğer kendi dindar toplumsal tabanlarına rağmen bu tarzda açıklamalar yapmaya devam eder, politikasını bu perspektifte sürdürürse kendisinin önündeki en büyük engel, tıpkı şu an olduğu gibi yine kendisi olacaktır. Bunu yapmayın. Kürt siyasal mücadelesi daha da önemlisi Kürt halkı bunu hak etmiyor.

Söylemiştim, toplumlar kendi kaderlerini kendilerinin tayin etme biçimine saygı duyacak ve bunun için çalışacak temsilcileri, liderleri benimserler. Mevzu eğer dinse daha büyük saygı beklerler nitekim Max Weber’in iddia ettiği gibi din yaşamın her alnında karar verme biçiminizi şekillendirecek kadar güçlü bir etkiye sahiptir. Aksi halde halkların belleği ve tarih acımazdır, adınızı anmaz, unutuluverirsiniz.

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.