25 Kasım 2017, Cumartesi

Üst Menu

Babanın Sembolik Ölümü ve Modern Yaşam

Babanın Sembolik Ölümü ve Modern Yaşam

     -Bir Babalar Günü Yazısı- 

 

Baba” kelimesi Hint-Avrupa dil ailesinin en eski dili olan Sanskrikçe’den yayılmış bir kelimedir. Baba kelimesi birçok dilde biyolojik baba anlamının dışında otoritenin de sembolü olarak kullanılır.  Tarihin babası, baba-oğul-kutsal ruh ve benzeri birçok alanda kurucu irade ve yöneten anlamında kullanılır.

 

Baba kelimesi ve baba otoritesi üzerinde çokça dini, mitolojik ve sözde “bilimsel” teoriler üretilmiştir. Freud ve takipçilerinin büyük oranda cinsel yasakçılık ve dolayısıyla ilk tabu oluşunun etrafında “baba” kavramı üzerinden üretilmiş mitolojiyi aratmayacak “bilimsel kuramları” vardır.

 

Freud’un Oedipus Kompleksi ve Lacan’ın “Baba’nın adı” teorisi babanın insanlık kültüründeki anlamı, kişilik gelişimi ve aile içi otoritesi üzerine bu bağlamda üretilmiş karmaşık teorilerdir.

 

Zizek’in Gıdıklanan Özne çalışmasında konu edindiği gibi  “babanın öldürülmesi” hayvandan insana geçiş için olması gereken şeydi. Çükü baba otoritesinin simgesel anlamı yasakları ve tabuları barındıran ve inşa eden kültürün, değerlerin ve temel kaynağıdır.

 

Lacan için de Babanın Adı’nı tanımak kişinin kendi öznesini kurma aşamasıdır. Artık bundan sonra kişi/özne “kültürel düzen”in simgeleriyle düşünecektir. Lacan’a göre bunun en önemli kısmı cinselliğin içgüdü olmasına rağmen bir tabuya dönüşmesidir. Bu durumu toplumsal kastrasyon (hadımlaştırma) olarak isimlendirir.

 

Kültürün temeline cinsel tabuları koyan bu anlayışa göre Tanrı kavramı da aslında “baba” otoritesinin bir şekilde yüceltilmesi ve yansıtılmasından başka bir şey değildir.

 

Cinsellik dürtüsünün “baba otoritesine” dayalı yasaklarla kurala dönüştürülmesi üzerine kurulu bu anlayışta “babanın öldürülmesi” Tanrı’nın da ölümü anlamına gelecektir.

 

Tanrı’nın ölümü değerlerin de ölümü anlamına gelir. Büyük oranda baba otoritesi ve onunla ilişkili olarak Tanrı otoritesi insanın varoluşunu gerçekleştirmesinin önündeki temel engel olarak görülür bu çevrelerde.

 

Baba ve Tanrı otoritesinin gölgesinde insan toplumsal hadımlaştırma korkusu yaşamakta ve özgürce davranamamaktadır. Buna göre insanın kendini var etmesi için baba/tanrı otoritesini yok etmesi gerekir.

 

Bu gün özellikle ve büyük oranda Batı toplumlarında Baba kavramı giderek anlamını yitirmektedir. Bu sadece  “aile reisliği” veya “otorite kaynağı” anlamında değildir. Biyolojik anlamda da “baba” kavramı ortadan kaybolmaktadır.  Giderek yaygınlaşan “sperm bankaları” yoluyla kadınlar bir baba “biyolojisine” ihtiyaç duymadan çocuk sahibi olabilmektedirler. Bunun ne kadar yaygınlaştığı o kadar önemli değildir. Fikir olarak da insanlık önünde duruyor olması bile “baba otoritesi” üzerinde yeterince sarsıcı etki için yeterlidir.

 

Modernizmin Tanrı kavramını ve otoritesini yok etmeye çalışan seküler dünya görüşü öncelikli olarak ailede “babanın yok edilmesi” ile başlamıştır. Bu durum “babanın sembolik öldülürmesi” olarak farklı bir “babanın öldürülmesi” şeklinde yorumlanabilir.

 

Baba yoksa ailede yasaklar da, yani “tabu” diye nitelendirilen “ahlaki değerler” de yoktur. Babanın ölümü modern dünyanın insanlığa attığı en büyük kazıktır. Babanın “aile reisi” olarak tanınmasının ülkemizde olduğu gibi bütün Müslüman ülkelerde de yaygınlaşmasının “sembolik anlamı” “babanın sembolik ölümü” olarak yorumlanabilir.

 

Kadın ile erkeğin ayrıştırılmış ve yarıştırılmış iki kimlik olduğunu ileri süren Simone de Beauvoir’un kadını erkekleştiren ve erkeğe rakip yapan feminist anlayışı yerine LuceIrigaray’ın “kadının erkekleşmesine” karşı çıkan ve “dişi kimliğinin tanınması”ndan hareket eden anlayışı korumak gerekir belki de.

 

Çünkü bu anlayışın beslediği körüklediği “babanın ölümü” ile aile kavramı yok olmakta ve giderek “bekar anne” kavramı ortaya çıkmaktadır. Batılı bir çok ülkede doğum yapmaya giden bir anneye resmi olarak çocuğunun babasının belli olup olmadığı sorulma ihtiyacı duyulmaktadır. Bu durum İslam öncesi “cahiliye toplumunda” olduğu gibi çocuğun kime ait olduğuna dair kültürel durumu hatırlatmaktadır.

 

İnsan değerleri olan tek varlıktır. Bu değerler ister sekülerlerin dediği gibi kendi üretimi (icadı) olarak kabul edilsin isterse de dindarların dediği gibi verilmiş (keşf edilen) değerler olsun fark etmez. İnsan değerlerinden arındıkça veya onları yok edip unuttukça hayvana dönüşür. Hayvan topluluğu ile insan topluluğu arasındaki en temel fark olan değerleri ortadan kaldırmaya yönelik “babanın sembolik öldürülmesi” insanlığa yapılan en büyük kötülüktür.

 

İnsanı ilkele dönüştürmek bütün “çağdaş yaşam”, “muasir medeniyet” veya “modern dönem”lerin en belirgin söylemleridir.  Asıl amaç insanlığı dinden, Tanrı’dan ve değerlerden arındıran seküler yaşam tarzıdır. “Sizin dininiz size bizim dinimiz bize.”

 

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.