25 Kasım 2017, Cumartesi

Üst Menu

Barış İçin Buluşmalıyız

Barış İçin Buluşmalıyız
Antik Yunan Çağı filozoflarından Platon’a göre devletin eğitim faaliyetlerini yürütmekteki amacı; kendisini koruyacak vatandaşlar yetiştirmektir.
 
Mustafa Kemal de, 1923’te Adana Türk Ocağı’nda yaptığı konuşmada amacının, “milletimizi yek pare bir çelik kütlesi” haline getirmek olduğunu açıkça ifade eder. Böyle bir kütlenin de ancak eğitimle gerçekleştirilebileceğini düşünmektedir. Onun için eğitimin en temel faaliyet sahası, “yeni kuşakları Türk Milleti’ne ve devletine sadık olarak yetiştirmek ve onları Türk milletine ve devletine düşman olanlarla mücadeleye hazır hale getirmek” olmalıdır. 
 
Bu anlayış ile çıkarılan tevhid-i tedrisat yasası (eğitimde birlik yasası) ile bu alan tümüyle devlet tekeline alınır. Sonuç olarak çok farklı dünya görüşüne sahip tüm vatandaşların çocukları bu mekanizmadan geçirilir. Bunun sonucu olarak hepimiz bu Kemalist eğitim tezgâhının sonuçlarıyız. Şuuraltılarımız ulus devletin önyargıları ile dolu. Ne kadar farkındalık sahibi olsak da, bir noktada gelip bir önyargımıza tosluyoruz. Süryanilerin mallarını feodal ağa refleksi ile işgal eden Kürt de, Ermeni olmayı utanılacak bir şey gibi söyleyen Türk şuuraltı da aynı şeyleri söylüyor. Hepimiz biraz Kemalist’iz… Acı ama gerçek. Yeşilin tonlarından, kırmızının tonlarına varıncaya kadar bütün çeşitliliği ile…
 
Kemalist devletin, ulus devlet anlayışı ile çizilen makbul bir vatandaş tanımı var. Devletine sadık, düşmanlarını ezmeye hazır. Türk, Sünni ve Hanefi. Bu tanım dışında kalanlara ise gök kubbeyi dar eden bir otoriter devlet. Her çeşit farklılığı tehlike olarak algılayan bir yaklaşım. Kainattaki çeşitliliği, eşyanın tabiatına savaş açarak tektipleştiren, çirkinleştiren, ezen ve yok eden bir tutum… 
 
Bu tutum, Kürdistan’ı önce unutarak asimile etmeye çalışmış, yol yapmamış, geri kalmışlık ve fakirlik içinde bırakmıştır. Bunun sonuç vermediğini görünce bu defa sadece ekonomik gelişmişlikle ve “makarna” politikası ile asimilasyonu gerçekleştirmeye çalışmıştır. Bu da tutmamıştır. Çünkü, bütün mağduriyetlerine rağmen Kürtlerin öncelikli talepleri onurlarıdır. Eşit ve onurlu vatandaşlar olmak istemektedirler. Ancak ne yazık ki, Kemalist rejimin inkar politikasının ve Diyarbakır işkencehanelerinin sonucu olan PKK’nın yaslandığı sosyal gerçekliğe bakılmaz ve bu örgüt sadece şiddet yöntemleriyle yok edilmeye çalışılır. Sonucu 3.000 den fazla köyün yakılması, 10.000 i aşkın insanımızın yaşam haklarının yok edilmesi, Jitem gibi örgütlenmelerle, öldürülüp asit kuyularında yakılmasıdır.
 
Ak parti zihniyeti ise, 2000’li yıllardan sonra, bir müddet eski anlayışla devam eder. Zaman zaman ateşkes dönemleri yaşanır. Görüşmeler cereyan eder. 2013 yılından itibaren şartların da dayatması ile Abdullah Öcalan faktörünü de kullanan hükümet, önce barış süreci, milli birlik ve kardeşlik projesi ve son olarak çözüm süreci olarak isimlendirilen bir süreç başlatır. Ancak ne yazık ki, Ak parti, hukukta eşitliği içine sindiremeyen yaklaşımı ve büyük ağabey lütuf gibi Kürtlerin haklarını pazarlık konusu yaparak ve ulufe dağıtır gibi vererek, yapılan güzel gelişmelerin de, gerekli yankıyı yapmasını engelledi. Yapılan açık kalp ameliyatı, uzun zaman geçince enfeksiyon kaptı. Barış süreci ne yazık ki, ölmek üzere… Yapılan olumlu gelişmelerin siyasi konjonktür hesaplanarak, sonuçlarından oy devşirilmeye dönük hamlelere dönüştürülmesi olumlu etkileri azalttı. Ancak her halükarda bu süreç Türklerin, Kürtlerle barış yapılabileceği, Kürtçe eğitim olabileceği, Kürtçenin bir dil olduğu gibi temel eşikleri aşmalarını sağladı. Bir yarbayın çatışmada ölen kardeşinin cenazesinde, “madem barış yapılabiliyordu, benim kardeşim niye öldü” isyanı bu eşiğin aşılmasının bir sonucudur. 
 
Dolmabahçe’de tecessüm eden, barış masası devrildi. Kimine göre masa, 10 maddelik deklarasyon sonrası, buna uymayacağını deklere eden PKK tarafından, kimine göre ise bilgisi dahilinde yapılan toplantıyı ve izleme komitesini lüzumsuz bulan Sayın Cumhurbaşkanı tarafından devrildi. Bu aşamada kimin devirdiğinin hiç önemi yok. Önemli olan çok kirli ve çetin bir savaş yeniden başladı ve canlarımızı almaya devam ediyor. Ölen bütün canlar bizim canımız. Bu kirli savaşa nasıl son vereceğiz. Öncelikle, barışın liderlere bırakılmayacak kadar önemli bir iş olduğunu anlayacağız. Zira, iki lider arasında süren ve kitleselleşmeyen, içselleştiremediğimiz bir süreç sonuca ulaşamaz. Türk ve Kürt halkları barışın cennetinde yaşamak istiyor ve savaşın cehennemine düşmek istemiyorsak, buna dönük irademizi oluşturmalı ve yüksek sesle dillendirmeliyiz. Bunun için lx1’lik beyaz bezleri bütün Türkiye sathında balkonlarımıza asarak ve bunu bir kampanyaya dönüştürerek başlatabiliriz. Savaş baronlarına ve savaştan siyasi medet umanlara geri adım attıracak tek çözüm budur. 
 
Peki, toplumsal seviye, toplum psikolojimiz buna uygun mudur? Ne yazık ki değil. En demokrat geçinenimiz, en modernim diyenlerimiz, sahabe örneklemeleri yapanlarımızda bile sıkıştıklarında, Kemalizmin muhtelif tonları açığa çıkıyor. Farklı olanı öteki ve düşman ilan ediyoruz. Fethiye’de, gariban bir tarım işçisine linç ederek bayrağa sarıp, zorla heykel öptürmeler, Eskişehir’de üç kuruş için memleketinden uzaklarda inşaat işçiliği yapan Kürdü, linç etmeye kalkmalar, yüzlerce parti binasının yakılıp yağmalanması,  hep aynı vandalizmin, ırkçılığın vahşi yanının yansımalarıdır.  
 
Peki, ne yapalım, barış talebimizi her zaman ve herkese karşı dillendirmeye devam edelim. Barış çağrısı, bir gün halkın vicdanında yankı bulacak, Kürtler, Türkler ve bütün farklı kavimler ve dinler Anadolu’nun verimli topraklarında bütün ağa babalara inat kardeşçe yaşamaya başlayacağız. 
 
Bu umudumuzu ve buna dönük mücadelemizi sürdüreceğiz. Zira ben inanıyorum ki, kâinat sahipsiz değil. Ve iyiler daima kazanır…
 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.

 

Yazarın Son Yazıları

21.Ağustos.2015 Cuma
01.Ağustos.2015 Cumartesi
18.Temmuz.2015 Cumartesi
20.Haziran.2015 Cumartesi
09.Mayıs.2015 Cumartesi
28.Nisan.2015 Salı
07.Nisan.2015 Salı
18.Mart.2015 Çarşamba
06.Mart.2015 Cuma