22 Nisan 2018, Pazar

Üst Menu

Barış’ın Gölgesi: Hapisteki Analar

Barış’ın Gölgesi: Hapisteki Analar

Yazının da, yazarın da kendine ait bir kaderi vardır. O kader biraz da, “su akar yolunu bulur” misali akar, yolunu, bir de yerini bulur. Hür Bakış’a yazmam için teklif aldığımda, bu yazının kaderi kendine yeni bir yol çizdi ve aynı zamanda Hür Bakış okuyucuları için yazacağım başka yazıların da habercisi oldu.

 
“Barış’ın Gölgesi: Hapisteki Analar” yazım ile Hür Bakış okuyucalarına selam olsun! 
 
***

Klasik, bir kürt  ev kadını giysileri içinde, iki yaşlı kadının gazetelerdeki resmi, barış sürecinin sevincini kursakta bırakıyor ve kalbe yumruk gibi iniyor. íkisinin de başı, yaşlı Kürt kadınların sembolü beyaz bîr tülbent ile sarılı. O tülbent, yaşlılığın, bilgeliğin, acının da sembolüdür Kürt kadınları için. 

 

Sonra, bu iki yaşlı ananın ellerine bakalım. Tarlalarda, bahçelerde geçmiş bir ömrün, elde yıkanmış çamaşırların, omuzda taşınmış suların, kışa odun diye toplanmış çalı çırpının kestiği, kömür isiyle kararmış anaların elleri, başında taşıdıkları tülbentleri kadar şimdi bambaşka şeyler anlatır, bilene. 

 

İlk resim, 79 yaşındaki tansiyon ve romatizma hastası  Elfo Ürper’in. Tam sekiz yıldır Batman M Tipi Cezaevi’nde hapis yatıyor. Dile kolay, yaşamlarının son perdesini zindanlarda kapatmayı bekleyen, bahçelerden kopartılmış sekiz ağır, uzun yıl. Daha da yedi yıl cezası var. Küçük bir hesaplama yaptığınızda, Elfo Ürper 86 yaşında o da eğer yaşarsa, cezaevinden çıkmış olacak.  Orada bulunma sebebi, PKK için patlayıcı madde sevki. Bu iddayla yargılandı ve cezaevine konuldu. Elfo Ürper’in böyle bir suçu işlemesinin tek sebebi ise aslında oğlunu kurtarmak. Avukatı Nuri Mehmetoğlu sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebepleriyle Cumhurbaskanlığı özel affından  Elfo ananın yararlanması için Adalet Bakanlığı’na başvurdu ama Adli Tıp Kurumu “affa gerek yoktur” kararı verdi. Böylece Adalet Bakanlığı, Ürper’in affı talebinin Cumhurbaskanlığı’na iletilmesini onaylamamış oldu. Bu yüzden Elfo ana fotoğrafta, daha bir küskün bakıyor, yüzü mutsuzluk ve umutsuzlukla daha bir kara. Elleri buyüzden dizlerinin üzerinde birleşmiş. Çünkü Elfo ananın elleri çaresizlik ile açılmamış o fotoğrafta, mağduriyet ile kapanmış. Gözleri ise endişeli bakıyor herşeyden önce, kuşkulu.  

 

îkinci resim, 77 yaşındaki Nazife Babayiğit’e ait. Onun da resmi, tıpkı Elfo Ürper’in resmi kadar insana keder veriyor. Suçlanma ve cezaevine konma hikayesi ise aslında bir ananın masum bir isteğinden başka bir kapıya çıkmıyor. 

 

Nazife ananın hikayesinde de, yine bir evlat hikayesi yatıyor. Suçu, 20 yıl boyunca kendisinden haber alamadığı, PKK’ya katılmış, Metin Babayiğit’e, bundan 6 yıl önce kazak, iç çamaşırı, çerez ve kendi vesikalık fotoğrafını göndermek istemesi. Gönderilmek istenenlerin listesi, insanın kalbinde bir burukluk yaratıyor ama devletin duyguları yok ki! Eminim devlet, Nazife ananın oğluna hiç ulaşamayan vesikalık fotoğrafına el koyduğunda, o fotoğrafa bakıp vicdan muhasebesi de yapmamıştır.

 

Hayatını da, oğlunun hayatını da düşlediğî gibi kurgulayamamış elleri, Victor Hugo’nun Sefiller’inde bir ekmek calan Jean Valjean’ın ellerinden daha da masumken, tıpkı Jean Valjean gibi adil olmayan bir ceza ile ömrü heba ediliyor Nazife ananın. 

 

Terör örgütüne yardım ve yataklık suçuyla bir süre cezaevinde kaldı Nazife ana ve şimdi de kalan cezasını ayaklarında kelepçe ile evde çekiyor. Kelepçesi gevşetilmis, bahçeye çikma izni verilmiş. Bunlar, acı resmin icinde güzel haberler ama o yaşlı kadın, o yaşta kime, nereye kaçacak? Bir kere daha kazak mı örecek? Vesikalık fotoğraf mı çekecek? CNN Türk’e  şöyle diyor Nazife ana; “Oğlumun yaşadığını düşünmüyorum ama bu barış sürecinden de umudumu yitirmedim. Oğlum gelirse de çok mutlu olurum." 

 

Nazife ananın, kalan ömrünü biraz gevşetilmiş bir kelepçe ile değil, özgürce yaşaması lazım. 77 yaşındaki yaşlı bir kadın, doğduğu, çocukluğunu ve gençliğini geçirdiği bahçelere  ayağında biraz gevşetilmiş bir kelepçe ile bir saatliğine çıkabiliyorsa, o fotoğrafa bakıp, kimin kalbine keder tozları serpişmez ki! 

 

 

Elfo ana ve Nazife ana da oğulları icin yaşlı bedenlerine rağmen hapis yatıyor. Öyledir cünkü analar, bir gencin ömrüne, kendi ömründen daha çok değer biçerler. Bütün analar böyledir çünkü. “Sen hayatta ne gördün ki daha”deyip,  yaşadıkları karabasan, yitik çocuklarının kaderi olmasın diye  evlatlarının idealleri peşinden değil, çocuklarına duydukları özlemin peşinden giderler.

 

Buyüzden barışa sevinirken, iki yaşlı kadının fotoğrafına bakıp, göz yaşı dökmemek elde mi? Barışı bir “trajedi” olarak tanımlayan, barış değil, savaş isteyen, bu acilardan beslenen, bu acılardan var olmuş sahte entellektüellerden daha çok barışın gerçek anlamını talep ediyor Nazife ve Elfo ana. 

Madem barış, madem gönül alma devri, madem artık  hüzünlü bir ülkenin resmi olmasın diye el birliği yapılmış bir dönem, yaşlı analarımız da bu yeni tabloda yeni yerini alsın ve o fotoğraflarda öyle kederli durmasın. Onlar, 30 yıllık çatışma ortamının en çok acı çekenleri çünkü. 

 

Barışı en çok kimler istedi, barışa en çok kimler susadı sanıyordunuz yoksa? 30 yıl boyunca, en cok analar korktu, onlar ağladı, onlar kaybetti. Şimdi onların acı duran fotoğrafları, hikayeleri, ve de beyaz tulbentlerinin yarattığı gölge kalkmadan, bir barış tam tamına sevindirmiyor, en azından beni.  

 

Simdi bir kez daha ellerine bakın Nazife ananın! Ellerine. Bahçeye çıkabildi diye bir çocuk gibi sevinmiyor mu?  

 
 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.