25 Kasım 2017, Cumartesi

Üst Menu

“Barışın Kaybedeni Olmaz” Beyaz Adamın Propagandasıdır

“Barışın Kaybedeni Olmaz” Beyaz Adamın Propagandasıdır

 

 

Nihayet siyahların köle olmadığına karar verilir.

 

Beyaz Adam sonunda teoride siyahla eşit olmayı kabul eder.

 

Çünkü değişen dünya, Beyaz Adam’ı, efendiliğini farklı şekilde sürdürmek için siyahla barışa mecbur eder.

 

Barış onun kontrolünde ve manipülasyonu ile gerçekleşeceği için içi rahattır.

 

Çünkü yüzyıllarca süren saltanat, ona barışta kaybetmesi adeta imkansız olanaklar sunmaktadır.

 

Güçlü olan hiçbir zaman barıştan korkmaz.

 

Ve beyaz adam, zamanı geldiginde barış yapmaktan çekinmez.

 

O tarihi yazmış, toplumsal algıları yönetmiş, yeni kimlikler inşa etmiş, varlığını devlet denen robotun beynine kazımış, hukuku, kurumları, askeri gücü, basın ve yayını yanına almış, para musluğunun başına oturmuş, emin adımlarla barışa doğru yürür.

 

Evet, tedirgindir. Siyahın ne kadar ile yetineceğinden emin değildir çünkü.

 

Ancak, barış yapmazsa başedemeyeceği fırtınaların kapısına dayandığının farkındadır.

 

Köleleştirmeye çalıştığı insanların, korku duvarlarını aştığını görmektedir.

 

Efendiliğini yeni bir boyuta taşıması gerektiği dönemin geldiğini en iyi bilen Beyaz Adam’dır.

 

Barış yapmadan, dünyaya nizam verecek bir güce dönüşemeyeceğinin farkındadır.

 

Daha büyük oynamak için, nisbeten küçük problemleri halletmesi gerekmektedir.

 

Ama, Beyraz Adam durduk yere Siyah’a “hadi eşit olalım” demez.

 

Bir karar vermeden önce, defalarca, birbirinden farklı çeşitli senaryolarla, geleceklerinin bundan nasıl etkileneceğini, üstünlüklerinin yeni dönemde  hangi şekillerde garantileyeceklerini anlamaya çalışmıştır.

 

Emin olduklarında, kazançlarının kaybedeceklerine oranla ne kadar düşük olduğunu hesabladıktan, bu hesabın sağlamasını defalarca yaptıktan sonra, tellaları vasıtası ile dünyaya barış yapacağını, köleleri azad edeceğini, siyahla kanun önünde eşit olmayı kabul ettiğini ilan eder.

 

Şimdi sıra köleliğin kaldırılacağını kabul etmeyen beyazaları ve eşitliğin geleceğinden şüphe duyan siyahları ikna etmeye gelmiştir.

 

Siyahlara bir şey veriliyormuş gibi davranmanın bile, beyazın onuruna düşüreceği gölgeye karşı çıkan Beyazlara, yeni dünya düzeninin kölelikle uyuşmadığını, daha büyük alanların efendisi olmak için küçük efendiliklerden feragat etmeleri gerektiği anlatılır.

 

Beyaz Adam, Amerika’nın Zencileri ve Kızılderilileri ya da Avustralya’nın Aborjinleri ile eşitlik anlaşmalarını, bütün toprakları kendi adlarına tapuladıktan, Beyaz Adam’ın dilini, kültürünü, sosyal, siyasal, askeri ve ilmi üstünlüğünü garantiye aldıktan sonra bir lütuf olarak kabul eder.

 

Siyahın da, Kızılderilinin de, Aborjinin de Beyaz adamın dili ile konuşacağı garantilenmiş, onların kendi özlerine dönüp, Beyaz Adam’a gerçekten ortak veya rakip olma tehlikeleri bertaraf edilmiş olduğu içindir ki, Beyaz Adam barış yapmaya hazırdır.

 

Bütün hayatını atalarından kalma kültürü ve dili korumaya çalışan bazı mecnunlar dışında kimse siyah adamın geçmişini, nerden geldiğini, hangi dili unuttuğunu, beyaz adamın katlettiği yüzbinlerce, milyonlarca kişiyi ve bu tarihi sürecin sosyolojik, psikolojik, siyasi sonuçlarını merak etmez.

 

En önemlisi, eşitliği getirecek olan barışın, taraflara kayıtsız şartsız bir eşitlik getirmekten ziyade, aslında beyazların siyahları kendilerinden biri olma payesi ile şereflendirmeye razı olmaları süreci olduğunu bu süreci derinden yönetenler dışında pek kimse bilmez.

 

Yani bu anlamda barışmak, siyahın, Beyaz Adam’ın yönetimindeki hayat dairesine tırmanma ve layık olursa onlardan biri gibi olma şansına erişmesidir. 

 

Ancak Beyaz Adam’ın gözünde, başkan olmasına izin verilse bile, siyah her zaman “öteki beyaz” olmanın ötesine geçemez.  

 

Yaşam biçimini beyazlaştırdığı oranda, kurumsallaşmış beyaz kültürde mevki edinebileceğini fark eden Siyah, gönüllü olarak beyazlaşmaya çalışır.

 

Mücadeleye Siyah olarak, Beyazla eşit olmak için başlar. Siyah olarak ölür, Siyah olarak bedel öder, ancak barışta beyazlaşma hakkı elde eder.

 

Çünkü barış, beyazın kontrolünde, onun manipülasyonu ile gerçekleşir.

 

Siyahlar, adam yerine konmadıkları bir sistemde, beyaz yerine konmayı barış ve eşitlik olarak algılar.

 

“Ben barış istiyorum” der.  

 

Beyaz Adam da ona içini kendisinin doldurduğu, kendi hakimiyetine ve tarihi kazanımlarına zarar vermeyecek bir barış verir.

 

Beyaz Adam, savaşla kazanabilceği hiçbir durumda Siyahla masaya oturmaz.

 

Ve hiçbir Beyaz Adam, zamanı geldiginde, kazanmanın tek yolu olarak barış yapmaktan çekinmez.

 

Çünkü, her şey onun kontrolündedir.

 

O, tarihi yazmış, toplumsal algıları yönetmiş, yeni kimlikler inşa etmiş, varlığını devlet denen robotun beynine ve zerrelerine kazımış, hukuku, kurumları, askeri gücü, basın ve yayını yanına almış, para musluğunun başına oturmuş, kazanmak için savaşın tek yol olmadığının farkında olarak barışa yönelir.

 

Peki, siyah için barışta gerçek bir özgürlük mümkün değil mi?

 

Konumuza burdan tartışmaya devam etmek ümidiyle şimdilik noktayı koyalım.

 

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.