17 Ocak 2018, Çarşamba

Üst Menu

Başbağlar Yazım Doğru mu Anlaşıldı?

Başbağlar Yazım Doğru mu Anlaşıldı?

2 ve 5 Temmuz 93 yılı, yakın tarihimizde acı ve utanç ile hatırladığımız günlerdendir. Bu vesile ile Özgür Gündem’deki son yazımı ‘Başbağlar’ın ağıtı da Kürtçe idi’ başlığı ile ele aldıktan sonra belirli odak ve çevrelerden şiddetli tepkiler görüyorum. Buna sebep olarak Madımak ile Başbağlar dramlarının karşılaştırılması, kıyas edilmesi ve nasıl anlaşılıyorsa ‘Acılarımızla yüzleşilmeli’ derken Alevileri itham altında bıraktığım zannının oluşturulması.

 

HDP’de yerimi aldığımdan bu yana zaman zaman, bazı İslami çevrelerde dahil hakkımda şiddetli bir algı yönetme kampanyası yapılmıştır. Siyasal tercihimi ifade etmemle başlayan süreçte uzak ve yakın, içeriden ve dışarıdan şiddetli algı yönetimleri ile saldırılar hala devam etmektedir.

 

Yazımı yeniden ve baştan sona, bir dostun yazdığı ön kabulü ile sadece önyargı haricinde değil, algı yönlendirmelerinin de dışında okunduğunda aslında kimlerin özür dilemesi gerektiği anlaşılacaktır.Tepki gösterenleri iki profilde değerlendirirsek amaç ve niyeti daha iyi anlamayabiliriz. Yazının amacını aştığını dostça ifade edenler ve benim şahsımda hem dindarlara hem HDP’ye giydirmeye çalışanlar.Hakkımda dindar ve başörtülü bir kadın profilim olmasının dışında hiçbir bilgisi olmayanların ‘İşte bir İslamcıdan ne beklenir? Bakın biz demiştik’ kampanyası güdenler bir taraftan HDP’yi sürekli Sol kroşeden vurmak için pusuda bekleyenler Başbağlar’da Sol ve Alevileri sorumlu tutmuşum gibi hakkımda kollektif bir linç yürütmektedirler.

 

İşte tam da bunun için kendimizle yüzleşmeliyiz. Aynı manada bir yazıyı, sol referanslı bir yoldaş yazar yazsaydı öve öve bitiremeyecek olanlar benim sözlerimden cımbızla, suçlama ve itham çıkartarak algı yönetimi ve yönlendirme gerçekleştirmektedirler.Buna benzer asılsız veya kasıtlı ithamlar farklı çevrelerden de olsa Demokratik İslam Kongresi sonrasında da yapılmıştı.Kendimizle yüzleşmemizin ilk adımı, önce adaletsizce ve haksız yere yapılan bu linç kültürüne karşı sessiz kalmamakla atılmalıdır.

 

Her bir acı kendi içinde derindir ve kırılgandır. Acıların yarıştırılması artık midelerin kaldıramayacağı kadar iticidir. Bu dili dinlemek bile inciticidir.

 

Sünni muhafazakar çevrelere yönelttiğim eleştirilerimin binde birini sol ve alevi çevrelere yöneltmediğim halde bir yüzleşme iması karşısında bile dindar kimlikli bir kadın olarak karşılaştığım linç kampanyalarını nasıl izah etmeliyiz?

 

Sadece, Sivas’a yol veren derin güçlerin hemen sonrasında Başbağlar katliamını Sivas’a karşı Alevi sol reflekse dayandırmayı amaçladıklarını,acılarımızı ayrıştırmayalım, ortaklaştıralım, birbirimizi görmezden gelmeyelim, derin yapıların oyunlarını ancak bu şekilde boşa çıkarabiliriz ve barış için yan yana olmayı başarabiliriz diye son derece açıkça ifade etmiş olmama rağmen böyle bir algı ve suçlama ile karşı karşıya gelebiliyorum.

 

Dostça eleştirenlerin endişesini anlıyorum elbette. Söz konusu yazım kendi bütünlüğü içinde ön yargısız bir şekilde okunabilirse ne demek istediğim anlaşılacaktır. Hiçbir şekilde itham ve kinaye yoktur, yalın ve net bir şekilde egemen ve karanlık ellerin birbirine düşürmeye çalıştığı halklarımızı birbirlerinin acılarına yıllardır olduğu gibi duyarsız kalmamaya ve sahip çıkmaya bir çağrıvardır. Dindar olanı olmayanı, Alevi’si Sünni’si, Türk, Kürt, Ermeni, Süryani, Çerkez, Arap ve diğer bütün halklar olarak hepimiz,ancak bunu başarabilirsek, duyarsızlıklarımızla yüzleşebilirsek barışa daha yakın olacağımızı net bir şekilde ifade etmekteyim.

 

Türkiye’nin o karanlık yıllarında arka arkaya gerçekleşen Madımak ve Başbağlar katliamlarını birbiri ile kıyas etmekten ziyade her kesimin yaşadığı acıları anlamaya ve hissetmeye çalışmak erdemli olan değil midir?  Yıllardır her iki tarafında görmediği bu değil midir zaten?

 

Uzun yıllardır büyük acılar yaşayan ve yaşamaya devam eden halklarımız bugün bile tüm olumsuzlara rağmen çözüm süreci içinde bir barış yolculuğu gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Her birimiz biliyoruz ki her bir taraf öteki ile çok acı da verse acılarımızla beraber yüzleşmezsek ayakları yere basan sağlıklı bir barış için zorlanacağız demektir. Böyle olduğuna yürekten inanıyorum. Bu konuda gerçek bir barış ödülünü hak ettiğine inandığımRoboski’li Emine hanımın bütün acısına rağmen kaza yapan askeri araçta ki eri dizlerine alarak ağıt yakması gördüğüm en olağanüstü yüzleşmelerden biri idi.

 

Madımak ve Başbağlar katliamlarında yansıtılan görsellikler her ne kadar farklılar gibi ise de, bir yanda Milliyetçi- Şeriatçı bir resim, diğer yanda güya buna tepkisellik adı altında bir intikam vurgusu kullanılarak Sol ve Alevi kimliğine vurguyu görmekteyiz. Yazımda da belirttiğim gibi aslında amaç tam anlamıyla ortadadır. Her iki katliamda geride bırakılan bildiriler aynı kalemden çıkmış gibidirler. Bu nokta gözden kaçırılmamalıdır. Bilakis bunlardan daha ötesini görmemiz gerektiğini ve egemen sistemin halklar arasında derin tahrik ve komplolar ile ayrışmaları artırma, hatta birbirlerine karşı savaşmalarını arzuladıklarına işaret etmekteyim.Yine yazımda yer verdiğim Arif Sağ’ın kitabından yapılan alıntı son derece dikkat çekicidir. Ayrıca acıların yarıştırılması asla hoş görmediğim bir husustur.Birbirlerinin acılarına uzak kalmış olan halkların, barışa daha yakın olmak ve birlikte başarmak gibi vurgularım bütün paragraflarımda bu kadar net ve hiçbir şekilde en ufak bir itham ile ilgisi yok iken yazdıklarımın ‘Alevilere iftira ve suçlama’ olduğunu iddia edebilmek acaba bir başörtülü ve dindar kadının yazmış olmasında ki önyargılı yaklaşımdan kaynaklanıyor olabilir mi?

 

Etnik, mezhepsel veya inanç farklılıkları olan halkların birbirine düşman edilmeye çalışıldığı ve her an bazı mahfillerin tahrikleri ile karşı karşıya olduğumuz bir gerçektir. Maalesef şu noktanın bir gerçek olduğunu biliyoruz hepimiz. Başbağlarkatliamı sırasında yapılan sözlü propaganda ve sonrasında olay yerine ‘Başbağlar, Sivas’ın intikamıdır’ yazılı bildirilerin bırakılmış olmasından dolayıdır ki bu vahşetler hangi derin eller tarafından yapılmış olursa olsun her iki acıyı yan yana getirmektedir. Sivas’ta alevlere mahkum ettiğimiz canlarımız kadar Başbağlar’da kurşunlara terk ettiğimiz köylülerde canlarımızdır, olmalıdır.

 

İktidarın çizgisinden ayrışmamın en önemli sebeplerinden biri Roboski katliamı olmuştur. İçinde bulunduğum dindar çevrelerimizi ve kanaat önderlerimizi şiddetle eleştirmemin sebeplerinden biri Gazze’de vurulan sivilleri, kadınları ve çocukları gördüğümüz kadar yanıbaşımızda, kendi topraklarımızda vurulan Roboski’li çocukları görmemeleri ve acıları ayrıştırmalarıdır.Zulmedenler bizlerden olunca ya da birileri bizlerin adına başkalarına zulmediyor ve katlediyor diye susmamalıydık.Bundan dolayı Milliyetçi, Muhafazakar çevrelere en şiddetli muhalefetim hala devam etmektedir. Söz konusu yazımda da bu eleştirilerim mevcuttur. Başbağlar’a yıllardır ağlayan muhafazakar çevreler Madımak’ta katledilen canlara nasıl duyarsız kaldılar ve görmezden geldiler ise Madımak’a ağlayan halklarımız da, kendi hallerinde yaşamakta olan gariban bir köy halkının katledilmesini görmediler ve uzak kaldılar. Burada açıkça ifade ediyorum yine; Halklarımızın hepsinin acılarını görelim ve biganeliklerimizle yüzleşelim. Bu son derece açıktır. Başkaca bir itham ve birilerinin dediği gibi iftira değildir ve olamazda.

 

Bu saldırı ve ithamların en güçlü sebeplerinden biri de şüphesiz Alevi canların en candan yuvası olan Alevileri HDP’den uzaklaştırma gayretkeşliğidir. HDP’de bütün halkların ve inançların omuz omuza bir mücadele zemini olduğu bir gerçektir ve olmaya da devam edecektir.

 

Madımak ve Başbağlar katliamlarına ortak acımız dediğim için Ermeni soykırımı inkarcılarının Hocalı katliamı savlarıyla bir tutmak ya cehalettir ya da kasıttır.Ermeni soykırımını inkar edenlerin bunun karşısına Hocalı’yı koymalarının anlamsızlığı ne kadar aşikarsa, Madımak ve Başbağlar acısını birlikte ele almış olmamı bir suçlama ve itham ile eş tutmak o kadar anlamsızdır.Elbette yıllardır Başbağlar’ı ağlarken Madımak’ı görmezden gelenlerin durumu eleştiri ötesi bir tutum ve tavır gerektirir. Ancak bu kesimlerin duyarsızlıklarını en şiddetli şekilde eleştiriyorken kim alevi ve sol çevrelerin genel anlamda Başbağlar’ın acısını gördüğünü, hissettiğini ve konuştuğunu söyleyebilir ki?

 

Davet ettiğim yüzleşmeye çağırdığım her kesimin acılarına biraz daha duyarlılıktır dediğim için ‘Başbağlar’ın sorumlusu Alevilerdir’ demiş oluyorum öyle mi? İnsaf, vicdan ve adalete ne çok ihtiyacımız var. Yazımın tek ve net konusu da budur. Birbirlerine ötekileştiren halklar olarak diğer çevrelerin acılarını da görmeye davettir. Anlaşılamasam da bunu yapmaya devam edeceğim.

 

Dindar, muhafazakar ve Alevi, bütün siyasiler konuşurlarken acılarımızı ayrıştırmadan ifade edebildiğinde halkları ve adaleti ancak o zaman hakkı ile temsil edebileceğiz.Roboski’li ailelerin Soma’nın acısına ortak olması kadar semboliktir aslında demek istediğim.

 

Devlet ve Sivas’ın katillerinin varlıklarını borçlu oldukları kamplaştırıcılığa, ayrıştırıcı, mezhepçi muktedir tasnifçiliğe karşı her kesimin yüzleşmeye ihtiyacı vardır.

 

İnsanlık olarak bir barış yolculuğu ve hedefi içindeyiz.Acılarımızla yüzleşelim ve her birimiz diğerini fark etsin demek acıları yarıştırmak değildir. Kendi acılarımızın derinliği, bizleri diğer tarafın acılarını görmemize engel olmamalıdır. Bilakis düşmanımız bile olsa onun acısını da fark edebilmek en güzel erdemliliktir.

 

 

Not: Yazdıklarım yalnızca kişisel görüşlerimdir.

 

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.