22 Kasım 2019, Cuma

Üst Menu

Başkanını Seçeceğimiz Cumhurun İçerisine Kürtler Girer mi?

Başkanını Seçeceğimiz Cumhurun İçerisine Kürtler Girer mi?

Türkiye’de cumhur yani halk başkanını seçecek. Seçimini yapacak cumhuru oluşturan her bireyin eşit ve özgür olması gerekir ki seçimini özgürce yapabilsin. Bu anlamda Kürtler eşit ve özgür olmadıklarına göre kendi kimlikleriyle bir seçim yapamayacaklardır. O halde cumhurun içerisinde Kürtlere yer yok mu?

 

Bu durumda Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı seçimleri Kürtleri ne kadar ilgilendirmeli? Cumhurbaşkanı’nın kim olacağı Kürtler açısından ne kadar önemli? Bir Kürdün Türkiye Cumhuriyeti’ne Cumhurbaşkanı seçilmesi Kürtleri özgür ve eşit kılar mı? Irak’ta Celal Talabani’den sonra yeniden bir Kürdün, Fuad Masum’un cumhurbaşkanı seçilmesi ile Selahattin Demirtaş’ın Türkiye Cumhuriyeti’ne Cumhurbaşkanı seçilmesi arasında bir benzerlik veya paralellik kurulabilir mi? Soruları çoğaltmak mümkün…

 

Bu soruların hiçbirinin kesin ve tek cevabı yok ne yazık ki. Bu soruları bu aşamada tek tek cevaplamak da uzun bir yazının konusu olduğundan şimdilik cevaplamaya da ihtiyaç yok sanırım. Ama Kürtlerin önemli bir kısmı sorular üzerinden Cumhurbaşkanlığı seçimlerini tartışıyorlar. Bununla kendi aralarında ayrılıkları derinleştirip birbirlerine karşı ağır ve onarılmaz yaralar açan ifadelerle saldırıyorlar. Herkesin hem haklı ve hem de haksız olduğu koşulları yaşıyoruz. Tartışmanın, yeni düşünceler önermenin zararı yok elbette. Ancak kullanacağımız üslup bizi birbirimizden uzaklaştırıp hızlı şekilde bir öteki haline getiriyorsa söylediklerimizin bize de muhatabımıza da bir yararı yok.

 

Ana akım Kürt Siyasal Hareketi uzun süredir Türkiye Cumhuriyeti ile çözüm süreci adıyla henüz müzakereye evrilmemiş bir diyalogu sürdürmektedir. Bu süreç Kürtlerin önemli bir kısmı tarafından da desteklenmektedir. Diğer taraftan Güney Kürdistan de facto bağımsızlığını de iure hale getirme hazırlığı yapmaktadır. Rojava Kürdistan, özgün bir özyönetim modelini hayata geçirme ve statü sahibi olma mücadelesi yürütmektedir. Bu süreçlerin hiçbirini birbirinden bağımsız ve ayrı düşünme şansımız bulunmamaktadır. Karşılıklı birbirini etkileyen ve önemli ölçüde beslemesi gereken süreçler.  Kürtler arasındaki örgütsel ve ideolojik farklılıklar ne yazık ki bu süreçleri birbirine karşıt gelişmeler haline getirmekte ve bu durum Kürtler arasında elzem olan ulusal birliğin kurulmasını güçleştirmektedir.

 

Kürtler Ortadoğu’daki tüm gelişmeleri yönlendirebilecek güçte bir aktör olmasalar da, gelişmeleri etkileme gücüne sahiptirler. Ancak bunun için gerekli olan en önemli husus ulusal birliklerini sağlayarak ortak bir tutum belirlemeleri temel öncelik olmalıdır.

 

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı seçimleri buna hizmet edebilir mi? Doğru bir yaklaşımla edebilir elbette.  Ana akım Kürt Siyasal Hareketi uzun süredir Türkiyelileşme hedefini HDP ile gerçekleştirme amacında. HDP’nin klasik anlamdaki bir siyasal partinin unsurlarını taşımadığı, bir cephe olarak da tanımlanamayacağı, daha çok tüm ötekileştirilenler ile ana akım Kürt hareketinin bir konfederasyonu olarak tanımlamak mümkün. 30 Mart seçimleriyle bu hedefin gerçekleşmeyeceği önemli ölçüde anlaşılmış oldu. (HDP ve Türkiyelileşmek meselesi konusundaki görüşlerimi saklı tutarak) İstenen ve hedeflenen Türkiye’nin demokratikleştirilmesi! Kürtlere devletleşmenin kötülüğü aşılanırken, Kürdistan’ı egemenliği altında tutan devletlerini demokratikleştirme görevini Kürtlere yüklemek… Bu da bir tür adalet anlayışı!..

 

Türkiye halkı demokratikleşmeyi amaçlıyor mu? Ya da demokratikleşmesi tek başına Kürt meselesini çözer mi? Burada tartışmak istediğim mesele bunlar değil elbette. Verili koşullar içerisinde Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kürtlerin tutumları ve neyi hedeflemeleri gerektiği üzerinde durmak istiyorum.

 

Hem 30 Mart seçimlerinden alınan sonuçlar ve hem de Kürt seçmenin mesafeli bakışının da sonucu olarak son genel kurulda partinin eş genel başkanlığına getirilen Selahattin Demirtaş cumhurbaşkanı adayı olarak gösterildi. Türkiyelileşmek hedefi ve demokratik bir Türkiye önceliği ile adaylığını açıklamış olsa da,  Demirtaş Kürt kimliği ile bu göreve aday olmuştur.   Bu hususun altının özellikle çizilmesi gerekir.

 

Ana akım Kürt hareketinin dışındaki Kürtlerin bu durum karşısında ne tutum alacakları ve seçimde hangi aday için oy kullanacakları elbette önem kazanmaktadır. Türkiye’de muhalefetten çok AKP karşıtı kesim olarak adlandırılabilecek kesim Erdoğan karşısında Türk-İslamcı bir isim olan Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday gösterdi. Bununla da açıkça bir demokratikleşme ve özgürleşmeyi hedeflemediklerini de göstermiş oldular. Bu adayın Kürtlerin iltifatına mazhar olamayacağını peşinen söylemek gerek. Erdoğan’ın ise Kürtler arasında önemli bir oy potansiyeline sahip olduğunu bilmekteyiz. Peki Ak Partili olmayan ancak DBP veya HDP içinde de yer almayan Kürtlerin tutumu ne olacak? Bunların önemli bir kesimi herhangi bir parti içerisinde yer almayan bir kesimi ise değişik  parti veya oluşum içerisinde yer alan Kürtlerdir. Bir kısmı seçimleri boykot edeceklerini, bir kısmı Erdoğan’ı destekleyeceklerini, önemli bir kısmı ise Demirtaş’a destek vereceklerini açıkladılar.

 

Seçimi boykot edeceklerini açıklayanların temel argümanları Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanlığı seçiminin Kürtleri ilgilendirmediği, bir Kürdün cumhurbaşkanı olmasının bir anlamının olmadığıdır.  Boykot edeceklerini açıklayanlardan, Türkiye Cumhuriyetinin hiçbir kurumunda görev almayacaklarını, mevcut yasalara göre herhangi bir örgütlenme içerisine girmeyeceklerini de açıklamışlarsa ya da böyle bir tutum ve davranışları biliniyorsa kararlarını saygıyla karşılamak gerekir. Ana akım Kürt hareketinin kendileriyle bu hususu istişare etmediğini, aday belirlenmesi aşamasında görüşlerinin önemsenmediği eleştirisinde de haklıdırlar. Ancak hem siyasal parti kurarak seçime giriyorsanız, TBMM’ye girmeyi ve yerel yönetimlerde iktidar olmayı hedefliyorsanız cumhurbaşkanlığı seçimini boykot ettiğinize ilişkin açıklamada tutarlılıktan söz edemezsiniz.  

 

Ana akım Kürt siyasi hareketinin cumhurbaşkanlığına aday göstermesi doğru bir karar mıdır? Cumhurbaşkanlığı seçimi tartışmaları başladığı günden itibaren varlık nedenlerini AKP karşıtlığı ve Erdoğan nefreti üzerine kuran kesimlerin tümü söz birliği etmişçesine Kürt hareketinin örtülü olarak Erdoğan’ı destekleyeceğini ileri sürmekte idiler. Bu nedenle ya aday göstermeyeceğini veya zayıf bir adayla ilk tura katılacağını açıklamaktaydılar. Kürt hareketi geleneksel suçlanma psikozundan kurtulamadığından CHP ile bir ortak aday arayışına hatta CHP milletvekillerinden birinin ortak aday gösterilmesi girişiminde bulundu. Bu sahip olduğu gücü ve harekete geçirebileceği potansiyeli hesaba katmamak veya Kürtlerin ortak bir hafıza oluşturamamış olmalarıyla açıklanabilir ancak. Görülen o ki, CHP ile ittifak arayışına girmeyi tercih eden ve Kürt hareketini buna yönlendiren, Kürt hareketinin mücadelesi üzerinden siyaset yaparak var olmaya çalışan HDP bileşenleri, yani Türk solu. CHP ise müttefikinin Kürt hareketi değil MHP olduğunu açıklayarak Kürtlere hafızalarını yeniden canlandırmaları gerektiğini hatırlatmış oldu…

 

Bu durum karşısında artık yapacak tek şey güçlü bir aday ile seçim yarışına girmek oldu. Uzun süre Türk solundan bir ismin veya başka çevrelerden isimlerin de gösterilebileceği tartışıldıktan sonra Demirtaş’ta karar kılındı. Demirtaş aday olarak gösterilmesinde kendisi dışında bir adayın gösterilmesi halinde Kürtlerin seçimi önemli ölçüde boykot edeceklerinin önemli bir etkisi olduğunu söyleyebiliriz. Yoksa Türk solu Kürtler üzerindeki efendiliklerini kaybetmeyi ve bir Kürdün aday gösterilmesini çok da içine sindirmiş değil.

 

Seçim kampanyasının başlamasından sonra Demirtaş’ın alacağı oy oranının gittikçe yükseldiği görülmektedir. Bunda Demirtaş’ın performansının yanı sıra diğer iki adayın kullandıkları dil de etkili olmuştur.  Ancak seçim yaklaştıkça durumun değişeceği son günlerde medyanın aldığı tutumla anlaşılmaktadır. Demirtaş, seçim kampanyasını Kürtler dışındaki seçmeni hedefleyerek sürdürmektedir. Bundan da seçim stratejisinin HDP bileşenleri tarafından çizildiği anlaşılmaktadır. Hiç kuşkusuz toplumda ezilen ve ötekileştirilenleri en fazla Kürtler anlayabilir. Bu kesimlerin oylarına talip olmak ve desteklerini istemek yadırganacak bir durum değil. Ayrıca küskün CHP’lilere de umut bağlanmaktadır. Özellikle Alevi oylarının alınması hedeflenmektedir. Unutmamak gerekir ki İhsanoğlu,  Demirel ve Sezer çizgisini sürdürecek bir adaydır. 30 Mart seçimlerinde olduğu gibi “bas geç” denilerek küskün olduğu söylenen kitle yeniden İhsanoğlu’na yönlendirilecektir.

 

Bu nedenle kendi mücadele geleneği dışında yer alan ve tam olarak bugüne kadar niteliği anlaşılamayan Gezi’yi referans alan ve CHP’nin küskünleri ile Alevi oylarını hedefleyen seçim stratejisinin başarı şansı azdır.

 

O halde Kürt seçmenin tutumu ne olmalıdır? Hiç kuşkusuz tercihleri Kürt kimliği ile aday olan ve Kürt siyasal hareketi içerisinden gelen Demirtaş olmalıdır.  Bu tercihin başka önemli nedenleri de vardır. Seçimler bir siyasal tercih tutum belirlemenin araçlarıdır. Sandığı kategorik olarak reddetmiyorsanız gitmemek ancak seçime katılma oranını etkiler ve siyasal tercihiniz görülmez. Bu seçimde Kürdistan’da 30 Mart seçimlerinden daha yüksek bir oy Kürtlerin birliğinin zeminini hazırlamaya katkı sunar. Kürdistan’da oy oranının artışına karşın Türkiye’de beklenen ve söylenen oy oranının yakalanmaması halinde cumhurbaşkanlığı seçimi birlik zemini açısından Kürtlere yeni bir başlangıç yaratabilir. Ana akım Kürt Siyasal Hareketi açısından da önceliğin ve ittifak yapacağı kesimlerin adresini de sunma şansı yaratır…

 

Bütün eleştirilere rağmen 10 Ağustos’ta Demirtaş diyorum. İkinci tur mu? Onu da 11 Ağustos’ta düşünürüz…

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.