23 Eylül 2018, Pazar

Üst Menu

Başörtülü, Kürt ve Anne (2)

Başörtülü, Kürt ve Anne (2)

Kürt olarak kadın…

 

PKK’nin son otuz yıllık tarihi Kürt kadın hareketinin kendisinden etkilenmesini ve ona göre şekillenmesini sağlamıştır. Şüphesiz Kürt kadın hareketi bu yapı ile sınırlı değildir ancak şu bir gerçektir ki bu yapı Kürt siyasal yaşamında büyük bir öneme ve görünürlüğe sahiptir. Bu nedenle bu yazımızda bu yapı içerisinde yer alan Kürt kadınını konu alacağız. 

 

Bu minvalde PKK Kürt kadınının yeniden görünür kılınmasını sağlamıştır. Tıpkı Refah Partisi’nin İslamcı kadını siyasal arenada görünür kılması gibi. Örgütsel her hareket gibi Kürt kadın hareketi de içinde feminizmi ve kadının özgürleşmesini barındırır. Ancak Kürt kadın özgürlüğü hareketi “kadın özgürleşmeden toplum özgürleşmez” sloganı ile felsefesini hayata geçirmeye çabalamıştır. Bu felsefe Kürt kadınının toplumsallık sürecinden kopmayacağı ve bu süreçte aktif rol almak istemesinin açık ilanıdır. Kürt kadının özgürleşmesi ile ifade edilen sürecin ivme kazanmasını sağlayan şey ise Kürt siyasal hareketinin kendisidir. Karşılıklı bir beslenmedir bu. Nitekim Kürt hareketinin halk hareketine dönüşmesini sağlayan şey Kürt kadınlarının bu harekete katılmalarıdır. Zaten bir mücadelenin halk hareketine dönüşmesi içerisinde kadınların yer alması koşuluna dayanır.

 

Dolayısıyla Kürt kadın hareketinin geçirdiği evreler hiçbir zaman Kürt siyasal hareketinin geçirdiği süreçlerden bağımsız değerlendirilemez. Bu nedenle Kürt özgürlük hareketi ile mücadele içerisinde olan bir devlet Kürt kadın kimliğinizle onun içerisinde yer aldığınız zaman sizinle de mücadele ederek sizi de karşısına alıp, potansiyel suçlu ilan edecektir.

 

Örneğin BDP milletvekili Gültan Kışanak’ın ifade ettiği üzere DTP çatısı altında meclise girdiklerinde meclisteki diğer partililer tarafından” Kürt”  kimliklerinin “kadın” kimliklerinin önüne geçirilmesinin söz konusu olduğu beyan edilmiştir. Sizin kadın ya da erkek olduğunuzdan çok etnik kimliğinizle ilişkilenmeniz söz konusudur. Diğer partililer ya da toplumun büyük bir bölümü için DTP kadın milletvekillerinin “Kürt” kimliği “kadın” kimliğini gölgede bırakmıştır. Mevcut hali ile ise her iki kimlikte bu yapı içerisindeki kadınlar için biri diğerine tercih edilemez bir önem taşımaktadır. Siyasal parti mevzuatlarından tutunda yerel yönetimlere ve hatta mahalle meclislerine kadar kadın kotası konulması bunun ispatıdır. Kadına alan açıldığı zaman kadın başaracaktır düsturundan hareketle…

 

Kürt siyasal hareketinin ve Kürt kadın hareketinin bu karşılıklı ilişkilenme hali kimi zaman Kürt kadınını özne pozisyonundan nesne pozisyonuna getirmektedir. Mesela Kürt kadınlarının “Öcalan’ın özgürlüğü özgürlüğümüzdür” sloganı Kürt kadın hareketinin mevcut Kürt siyasalından bağımsız hareket etmeyişinin/edemeyişinin açık ispatıdır. Burada tartışma yapı içerisindeki kadınlar tarafından;  kadınlar özgürlüklerini bir erkekle tanımlıyorlar algısından çok, kadınlar kendilerini davaları ile tanımlıyorlar inancı üzerinden gelişmiştir. Aynı şekilde 2002–2004 PKK’nin tasfiye süreci olarak adlandırılan bu süreçte sokakta aktif çalışan Kürt kadınlarının da evlerine çekilmeleri başka bir şeyle açıklanamaz.

 

Kürt kadınlarının bazıları Kürt kimlik taleplerine ilişkin özgürlüklerini ifade ediş biçimi olarak PKK’ye katılmışlardır. Bunlardan ilki Bese Anuş’tur. Ve ardından diğerleri… Bu katılış kadının örgüt içerisindeki pozisyonundan hareketle kimi kesimlerce “kadının cinsiyetsizleştirilmesi” olarak ifade edilmiş olsa bile bizzat örgüte katılan kadınlar tarafından özgürleşme süreci olarak algılamıştır. Kimileri ise DEP’le başlayan ve günümüzde BDP ile devam eden siyasi partilerde kendilerini ifade etmeye başlamıştır. Örneğin 1994’te DEP milletvekili seçilen Leyla Zana Kürt Kadınının siyasete aktif katılımının ilk simgesi olmuş ve Kürt kadını için sembol bir isim haline gelmiştir. Fatma Kurtulan ise ilk kadın kolları başkanıdır.  Yine aynı hareket ilk Kürt Kadın Konferansı ile dört parçadaki kadın buluşmasını sağlamıştır. Bir kısım kadın ise sivil toplum kuruluşları, sendikalar vs. gibi daha birçok alanda Kürt kadın kimliğine ilişkin taleplerini dile getirmek için alanlara inmişlerdir.

 

Ancak bu kendini ifade ediş biçiminin her safhasında çoğu zaman, her ne kadar birlikte aynı davayı yürütseler de erkek yoldaşları tarafından ikincil konuma düşürülmüşlerdir. Nitekim “eş başkanlık” sistemi Emine Ayna’nın beyanlarında açıkça ifade ettiği üzere BDP içinde zor kabul görmüş, kadınlar bunu tüzüğe çok zor koymuşlardır. Toplum kabul etmez gibi gerekçelerle “erkek iktidar alanını” kadınla paylaşılmak istememiştir.

 

Yerel yönetimler, siyasal karar alma süreçlerine katılım, yönetici olma pozisyonu vs. gibi tüm iktidar alanlarında kadınlar, yoldaşlarına karşı bir özgürlük mücadelesi vermişlerdir. Tıpkı İslamcı kadının geçirdiği süreçteki gibi kimi zaman davaya feda edilen özgürlükler söz konusu olsa da, Kürt kadını özgürleştirmesini gerçekleştirirken İslamcı kadından daha cesur davranmıştır. Bu cesaret seküler söylemin kendisinden (diğer Kürt kadın profillerine karşı içerisinde zaafları barındıran bir seküler söylem) ve Kürt siyasal hareketinin gücünden beslenmiştir. İslamcı kadın dava arkadaşına çoğu zaman, dava adına özgürlüklerinden taviz vererek “itaatkârken”;  Kürt kadını bu yönüyle ondan birkaç adım öndedir. Hem kendisini hem de erkek yoldaşlarını değiştirip dönüştüren, harekete ivme kazandıran… Sosyolojik olarak baktığımızda Kürt toplumunun feodal yapısı göz önünde bulundurulursa Kürt kadınının şu anki “birey olma” hali ile kat edilen değişim önemli bir gösterge olacaktır.

 

Kürt kadını oluş sadece siyasal arenada değil sosyo-politik/ekonomik alanda da kadın yaşamını çoğu zaman olumsuz etkilemektedir. Yaşanan çatışmalı süreç nedeniyle gerçekleşen zorunlu göç ve neticesinde kadının emeğinin sömürüsü söz konusu olmuştur. Emeğinin karşılığını alamadığı işlerde ve genellikle sigortasız çalıştırılmış, mevsimlik işçi pozisyonunda erkekten daha zor şartlar altında çalışmış ve emeğine yabancılaşıp yoksullaştırılmıştır. Öyle ki Kürt kadını özelinde yoksulluk söz konusu olduğunda artık “kadının yoksullaştırılması”, “yoksulluğun kadınlaşması”, “hane reisinin kadınlaşması” gibi kavramlar literatüre yerleşmiş durumdadır. Kürt kadının yaşadığı bu travma ise Kürt meselesinin çözümsüzlüğünden beslenmektedir.

 

Tüm dünyada yaşayan kadınların özgürleşme süreçleri önündeki engeller ve haklarının gasp edilmesinin gerekçeleri ve biçimleri hemen hemen aynıdır. Ancak Kürt kadınını diğer feminist mücadelelerden ayıran şey Kürt kadının kadın kimliğinin ötesinde bir de Kürt oluşundandır. Etnik kimliği için de mücadele vermek ve bedel ödemek zorunda bırakılışıdır. Tıpkı Paris’te katledilen üç kadın siyasetçi gibi… Solin’in annesi ve KCK tutuklamaları kapsamında anne olan ya da olmayan birçok kadın tutsak gibi. Çatışmalı süreçte evladını dağda kaybeden, askerdeyken cenazesi gelen, toplu gösterilerde çocuğunu zindanda bulan, çocuğu faili meçhule giden, zorunlu göçe tabi kılınıp yoksullaştırılarak kendisine yeni bir yaşam dayatılan, anadilini yaşamın her alanında özgürce konuşamayan kadın gibi…

 

Kürt oluşlarından kaynaklanan tüm bu dezavantajlı pozisyonlarına rağmen Kürt siyasal hareketi içerisinde oldukça güçlü ve örgütlü bir kadın dayanışması ve mücadelesi söz konusudur.

 

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.