18 Ocak 2018, Perşembe

Üst Menu

Başörtülü, Kürt ve Anne (3)

Başörtülü, Kürt ve Anne (3)

Anne Olarak Kadın…

 Marx’ın “yeniden üretim”e kattığı anlam kadın bağlamında, biyolojik yeniden üretim bazında annelik, sosyal yeniden üretim düzeyinde de kadın emeği olarak algılanmaktadır. Burada yeniden üretimden sadece çorap söküğü dikmek, evi temizleyip misafir ağırlamak gibi kadın emeğini algılayamayız. Çocuk taşıma (hamilelik), çocuğun bakımı vs. de yeniden üretimin bir parçasıdır. Aynı şekilde Heidi Hartmann, Ferguson ve Folbre gibi feminist kuramcılar da kadın emeğinin anlamlandırılmasının ancak annelik ve kadın denetimi kavramlarına tarihsel bir perspektifle yaklaşmakla mümkün olduğunu belirtirler. Ve böylece ev içinde sömürü ilişkilerine ek olarak beden denetiminin varlığına dikkat çekerler.

 

İnsanlık tarihi içerisinde annelik, ataerkil sistemin devamlılığı için oldukça önemliyken, ataerkillik de anneliğin devamı için oldukça önemli bir mekanizmadır. Bu zihniyet algısını destekleyen Simone de Beauvoir “kadınlar köle(anne) oldukları durumda uygarlığın desteğini aldılar çünkü kendilerini neslin devamına adadılar” der. Yani kadının toplum içerisindeki değeri neslin devamını sağladığı ölçüde saygınlığa sahiptir ve bu saygınlık hali bir kısım feministler tarafından kölelik olarak tanımlanmıştır. Aynı bakış açısına sahip feminist kuram dişi doğurganlığı da kadının özgürleşmesinin önündeki en büyük engel olarak görmüştür. Hatta kadın, anne olarak erkek tarafından kullanılan bir nesne haline dönüştürülmüştür argümanı oldukça rağbet görmüştür. Tabi Filozof  Nietzsche’nin bu teze itirazı tam tersine erkeğin kadın tarafından sırf anne olma içgüdüsü adına nesneleştirildiğidir. Filozof  Nietzsche “Şen Bilim”de şöyle der: “kadın için erkek araçtan başka bir şey değildir amaç çocuktur.” Daha da ötesi hamileliğin kadını nesneleştirdiğini iddia eden bazı kuramcılar da vardır.  Alisson Jagger bunlardan birisidir. Kadının kendi bedeni üzerinde denetimi olmadığını, tıpkı işçinin emeğinin ürününden kopması gibi, kadınında doğum olayı ile kendi bedeninin ürününden koptuğunu ve kendi bedenine yabancılaştığını söyler. Bu manada güzelleşme, diyet, yağlı boya tablosunu anımsatan aşağılayıcı suratlar da her ne kadar erkek için olmadığı iddia edilse de; aslında kadının başkası için kendisini nesne olarak gördüğünün ispatıdır. Kendisinin karar vermediği annelikte de öyledir. İstemediği bir hamilelik sürecinde kadın yaşamının öznesi değildir artık. Kürtajın yasak olması ya da zorla kürtaj, üretilen “namus” kavramı ile kadın bedeninin her zaman erkek tarafından denetim altına alınma çabası da öyle.

 

Aynı şekilde doğurganlığı alçaltıcı bir şey olarak görmek ve bir kadının anne olmasını, yaşam içerisinde üretken olmasının önündeki en büyük engel olarak görme yanılgısı, beraberinde “kadın ancak ‘erkek gibi’ olursa özgürleşir ve bunu sağlamak içinde dişiliğine karşı çıkarak, yani özünde cinsiyetsizleşerek kendini gerçekleştirmesi bir zorunluluktur” fikri kadının kendine yabancılaşmasını sağlayan tehlikeli bir süreçtir. Buradan hareketle “annelik” olgusunu temelde yalnızca bedensel farklılık, ilkel hayvansallık ve edilgenlikle özdeşleştirmek özünde kadınların benimsemeyeceği ve çok eskilere dayanan bir erk yorumudur. Anneliğin duygu dünyasından böylesine koparılmış olduğunu doğrulayan hiçbir şey yoktur. Ne de kadının yaşam içerisindeki özgürlüklerini kısıtladığını ispatlayan hiçbir gösterge; özgürlüklerini kısıtlayansa çocuk değil kadının algı dünyasındaki anneliğe dair problemli bakışının bizzat kendisidir.

 

Buna karşın tarih içerisinde birçok toplumda doğurma yetisi, kadına büyük bir değer kazandırmıştır. Bu nedenle birçok uygarlıkta doğurma yetisinden ötürü “kutsal dişi” figürü oldukça saygın bir yere sahiptir. Kimi alış-veriş teorisyenleri ise ana rahmindeki bebeğin bulunduğu koşullar altında tüm hücrelerine işleyen bir güven duygusu duyduğu (dünyadaki en güvenilir yerde olma hissi) ve doğumla birlikte bu güven duygusunu kaybettiği söylenir. Bu kaybedişin insanda bir eksik olma, arayış ve tamamlanma hali/hissi oluşturduğu ve bu hissi ancak alış-veriş yaparak tatmin edebileceği tezi mevcuttur.

 

Zaten kadın doğurganlığını ve dolayısıyla anneliği salt bir cinsel doğurganlık olarak tanımlamak annelik halindeki duygu durumunu açıklamakta oldukça yetersizdir. Dişi olma durumuna ait bu doğurganlık bir özgürlük ifadesi haline büründüğünde üstlenilen annelik yeryüzünde hiçbir duyguyla kıyaslanamayacak kadar “tuhaf bir tutku, vazgeçilemez, olmazsa eksik olma hissi” oluşturacaktır kadında. Hiçbir edilgenliği olmayan tersine kadınların büyük ölçüde güç aldığı, “öteki” için fedakârlık yapıyorum hissinin yer almadığı pozitif bir duygu halidir bu. Çocuk ana rahmine düştüğü andan itibaren onun için fedakârlık yapmanın kadını özgürleştirdiği bir süreç. Bilinçli bir tercih ve ardından gelen anne olma coşkusu, özgürlüğü. Anne için çocuk anneye gerçekten kaygı veren bir varlıktır, karşısında sonsuz bir sorumluluk hissettiği bir varlık. Her annenin gözünde dünyada en özel tek bir çocuk vardır ve ona da bütün anneler sahiptir.

 

Anne olmak zor ve bir o kadarda keyif veren bir özgürlük hali… Öyle bir özgürlük hali ki asker de olsa PKK militanı da olsa oğlunun cenazesi geldiğinde her iki kadının yüreğine düşen acıyı aynılaştırabilen…

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.