23 Haziran 2018, Cumartesi

Üst Menu

Başörtüsü Meselesi Neden Çözülmüyor?

Başörtüsü Meselesi Neden Çözülmüyor?
28 Şubat’ta başörtüsü sebebiyle meslekten ihraç edilen öğretmenin Danıştay’a açtığı davayı kazanması ile beraber, kılık kıyafet yönetmeliğine uymayan memurlara meslekten ihraç değil en fazla uyarı ve kınama cezası verilebilecek. Bu haberi “müjde” diye piyasa edenler başörtülülere uyarı ve kınama cezalarına meşruiyet kazandırdıklarının farkındalar mı, yoksa ben mi kötü niyetliyim, bilemedim…
MEB adına bu karara itiraz edildiğini, kararın “Anayasa’nın başlangıç bölümündeki Atatürk İlke ve Devrimlerine bağlılığa ve laiklik ilkesine” atıfta bulunarak “karar düzeltme” yoluyla bozulmasının talep edildiğini öğrendik. “Ne oluyor?” dedik, yoksa başörtüsü mağdurlarının omuzlarında meclise taşınan ve 11 yıldır soruna yasal bir çözüm getirmemiş olan hükümet, başörtüsüne yasak mı istiyordu?
 
İşin tam bu noktasında Türkiye toplumunun “millî refleksi” devreye girdi. Emekliliği gelmiş bir hukuk müşaviri (Osman Ç.) giderayak hükümete komplo kurmuştu kesin! Olabilir elbette… Nitekim Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Danıştay’ın kararına itiraz eden müşavirin görevden alındığını (emekli edildiğini) ve itirazın geri çekildiğini açıkladı. Oysa Arınç ya yanıltılmış idi, ya da bizi yanıltıyordu. Çünkü emekli olan müşavirin konu ile alakası yok ve itirazı yapan müşavir halen görevi başında… Olay da özetle şöyle: Her bir davanın bir genel müdürlük adına takip edildiği MEB’de dosyanın bağlı olduğu Din Öğretimi Genel Müdürü İrfan A. hukuk müşavirliğine yazdığı yazıda, karar düzeltme yoluna gidilmesini talep etmiş, hukuk müşaviri Harun K. da bu talebi yerine getirmiştir.
 
Olayın gelişiminden kimin ne kabahati olduğunu okuyucunun takdirine bırakarak asıl mevzuya gelelim…
 
Öncelikle İki şeye itiraz ediyorum: birincisi; normal vatandaşın kadında “başı açık”lığa tekabül ettiğine… Normal vatandaş neden başı açık vatandaştır? Var mıdır makul bir izahı? Başörtülü hakim “ideolojik” düşünüp “objektif karar veremez” de başı açık kadın ideolojisinden nasıl arınmış kabul ediliyor? Başı açık hakim savcıların ideolojik dava ve kararlarını saymaya kalkarsak İstanbul’a bir köprü daha olur, ama mevzu bu değil. Bir hakim saçları ile, örtüsü/örtüsüzlüğü ile değil aklı ve vicdanı ile karar verir. Normal vatandaşın başın açık/kapalı oluşuna göre belirlenmesi ne insanidir ne demokratik…
 
İkincisi, başörtüsü meselesinde -iyi niyetli olsa bile- “toplumsal mutabakat” söylemlerine… Başörtüsü bir inanç meselesidir. İnancından dolayı örtünen bir insanın örtüsü ile çalışabilmesi için topluma sorulmasına gerek yoktur. Cami yahut kilisenin ibadethane olduğunda nasıl toplumsal mutabakat aranmıyorsa cemevi için de aranamaz, Türkçe ve İngilizce’nin eğitim dili olmasında toplumsal mutabakat aranmadığı gibi Kürtçe için de aranamaz. İnanç ile temel insani haklar mutabakat konusu edilemez. Bu sebeple başörtüsünde toplumsal mutabakat aranması gereksiz, yanlıştır (kaldı ki Türkiye’de bu konuda toplumsal mutabakat konusunda sorun da bulunmamaktadır).
 
 
Soru şu: Bugün başörtüsü meselesi neden çözülemiyor? Hâlihazırda pratikte bir kolaylık olduğu doğrudur. Ama hala hemen her gün bir mağduriyete şahit olmuyor muyuz? Bugün esen “çözüldü havası” ile başörtülüler; rektörlerin, dekanların, okul müdürlerinin, il-ilçe eğitim müdürlerinin, valilerin insafına bırakılmışlardır. Bu durum “bir muhalif rüzgar” estiğinde işlerin eskiye dönmesine sebep olacağı gibi, başka mağduriyetler de üretmektedir.
 
Kamuda başörtülü çalışmanın önünde engel olarak görülen kılık kıyafet yönetmeliği anayasaya aykırı olmakla birlikte bugünden yarına çözülebilecek bir sorundur. Bugün başörtüsü sorununun çözülmesinin önünde bir engel bulunmamaktadır.
 
Bugün ne “411 el kaosa kalktı” manşeti atabilecek bir medya, ne elektronik muhtıra verebilecek bir askeriye, ne de bu sebeple kapatma davası açabilecek bir yargı bulunmaktadır. Buna rağmen hükümetin “namus borcu” başörtüsü meselesi hala çözülebilmiş değildir. Hala öğrenciler okul yöneticilerinin, kamu çalışanları amirlerinin insafına bırakılmış durumdadır. Hala amirler bu durumu memurun/öğrencinin üzerinde, hegemonyalarını sürdürmenin bir aracı olarak kullanmaktadırlar.
 
Bu yazı kaleme alınırken MEB öğrencilerin kılık kıyafeti ile ilgili yeni bir yönetmelik yayınladı, yönetmelikte dokunulması teklif dahi edilemeyen "başı açık" ibaresi yine yer alıyor. Hükumet, kendisine bu sorunu çözmesi için verilen kredileri tükettikçe tüketiyor, vekalet verenlerin mağduriyetini her yeni yönetmelikle yineliyor...
 
Başörtüsü meselesinin hala sürüncemede bırakılmasının iki sebebi olabilir. Birincisi, hükümet başörtülülerin kendisine kızsa da başka bir partiye oy vermeyeceğini, bu meseleyi çözebilecek yegane aktörün hala kendisi olması sebebiyle kendisine oy vereceklerini düşündüğünden, başörtüsünü ve başörtülüleri bir oy deposu gördüğünden çözmüyor olabilir.
 
İkincisi, anayasa uzlaşma komisyonunun çalışmaları kilitlenmiş görünmektedir. Bu durumda hükümet kendi taslağını meclisten geçirmek isteyecektir. Başörtüsü serbestini şimdi değil de kendi anayasa taslağı içinde sunarak kendi taslağına meşruiyet kazandırmayı düşünüyor olabilir.
 
Sebep her ne olursa olsun hükümetin başörtüsü meselesini çözmemesi için bahanesi kalmamıştır. Başörtüsüne -anayasaya aykırı bir şekilde- yasak getiren kılık kıyafet yönetmeliğinin, insanların özgürlüklerini kısıtlayan özelliği değiştirilmeli, hatta bu yönetmelik tümden kaldırılmalıdır. Başörtüsü sebebiyle mağdur edilenlerin mağduriyetleri giderilmeli, zararları tanzim edilmelidir.
 
 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.