17 Ocak 2018, Çarşamba

Üst Menu

Başörtüsü Meselesinin Çözülmesini İstiyor muyuz?

Başörtüsü Meselesinin Çözülmesini İstiyor muyuz?

Geçen hafta bu sayfada başörtüsü meselesinin neden çözülmediğini, meselenin daha çok iktidara düşen tarafıyla sorgulamaya çalışmış; başörtüsü meselesinin çözülmesinin, yani başörtülülerin kamuda çalışabilmeleri, eğitimlerini kimseye minnet etmeden tamamlayabilmelerinin önünde bugün asker, yargı, medya, muhalefet vs. gibi bir engel olmadığını, şart olmadığı halde başörtüsü sorununun çözülmesinde bir toplumsal mutabakat da bulunduğunu ifade etmiştim…

 

Türkiye’de başörtüsünü bir yobazlık simgesi olarak gören, kati surette kamusal alanda görülmesine tahammül etmeyen bir zihniyet olduğu malumunuz. Gezi Parkı eylemlerinin üçüncü günü ortaya çıkıp “Gezi Ruhu”nun üzerine çöreklenen ve onu boğmaya çalışan kalkışma, bu tahammülsüzlüğün dışa vurduğu birçok örneği gösterdi sağda solda. En çok bilineni Kabataş’ta bir başörtülü kadına reva görülen darp, hakaret, küfür vesaire… Bu zihniyetin varlığına rağmen başörtüsü meselesinin çözülmesi önünde artık  bir engel görünmüyor…

 

İş bu yazı sözü edilen habis ruh ile değil, müslüman mahalle ve onun başörtüsü meselesine yaklaşımı ile igilidir.

 

Özellikle müslüman mahalleyi kastederek söylüyorum: resmi söylemlerimizin başörtüsü meselesinin çözülmesi konusunda toplumsal mutabakata varmasına rağmen, gayr-ı resmi eylem ve söylemlerimizin bir samimiyet testine ihtiyaç duyduğunu düşünüyorum. Beni bu samimiyet testine iten iki sebebi paylaşayım: Birincisi, minnetle de olsa bazı devlet üniversitelerinde kadın asistanlar başörtülü çalışabiliyor. Ama bir cemaat üniversitesinde bunun mümkün olmadığını somut örnek olarak biliyorum. Yine başörtülü misafirden dolayı bir programın sponsorluk anlaşmasını iptal eden firmayı günlerce manşete taşıyan bir gazetenin bünyesinde bulunan bir TV kanalından, bir muhabirin başörtülü olduğu için işten çıkarıldığını da biliyorum…

 

 

Başörtüsüne, başörtülülere karşı uygulanan yasak ve ayrımcılığın kaldırılmasında yetki ve sorumluluk resmi olarak hükümettedir elbette, ama bu sorunun çözülmesini gerçekten istiyor muyuz diye kendimizi sigaya çekmemiz gerekiyor…

 

Önce sorun edilerek bir kutuplaşma ve ayrıştırma aracına, sonra da çözülmeye çözülmeye bir kangrene dönüştürülen başörtüsü meselesi artık sadece başörtüsü meselesi değildir. Başörtüsü meselesi; kadın meselesi, emek meselesi, sivil ve siyasal erk(ek)in statükosunun devamı ve genel olarak bir sömürü meselesidir artık…

Başörtüsü meselesi bir kadın meselesidir çünkü; kadının kamusal alanda görünürlüğünden, bir statü sahibi olmasından hele de kadının örneğin bürokraside amir olmasından rahatsız olan ciddi bir oran olduğunu düşünüyorum. Ya da şöyle söyleyelim: kaçımız çalıştığı iş yerinde bir kadın amir olsun ister? Başörtüsü meselesi çözülürse kamusal erk(ek) sadece başı açıklarla değil başı kapalılarla da rekabet etmek zorunda kalacak. Meseleye bu zaviyeden yaklaşanların başörtüsü meselesinin çözülmemesinden pek de rahatsız oldukları söylenemez diye düşünüyorum…

Başörtüsü meselesi bir emek-sömürü meselesidir çünkü; bugün başörtüsü, düşük ücret meselesinde emekçiye bakan yönü ile negatif bir etkendir. Çoğunluğu mütedeyyin olan birçok işveren, başörtülü kadınların başka yerde iş bulamayacakları gerçeğinden hareketle başörtülüleri düşük ücretlerle çalıştırıyor. Başörtülüler, düşük ücretle çalıştırılmanın mağduriyeti bir yana, kimsenin iş vermediği bir ortamda onlara iş imkanı sağlayan bu hayırsever insanlara karşı minnet altına giriyorlar. Başörtüsü yasağı çoğunluğu dindar olan bu patronların ekmeğine yağ sürüyor, işverenin çalışan üzerinde kurduğu hegemonyanın sürdürülmesini sağlıyor.

Başörtüsü meselesi genel olarak erk(ek)in statükosunu devam ettirmesi meselesidir çünkü; başörtüsü meselesi tamamen çözüldüğünde, başörtüsü sebebiyle evine kapanmış kadınları “zapturapt altına alacak” güçlü bir sebep ortadan kalkmış olacaktır.

 

Bugün siyaset meydanları hala bu mesele üzerinden, çoğunluğu bu meselenin muhatabı olan kadınlar tarafından dolduruluyor. Bugün hiçbir engeli kalmamış olmasına rağmen iktidar partisi, başörtülü kadınları miting meydanından konuşma kürsüsüne halen çıkarmamış olmanın ayıbını yaşaması gerekirken, kendi tabanının algısını şekillendirmedeki mahareti sayesinde “başörtüsü sorunu neden çözülmüyor?” sorusu yerine “hamd olsun istediğinde çözebilecek bir iktidarımız var” dedirtiyor…

Örneğin bir şehrin “en güzel” okuluna öğretmen olarak atanan kadınlar, başörtülü çalışabilmek uğruna kendilerini gözden uzak bir okula göndermeleri için bürokrasideki amirlerine dökmedik dil bırakmıyorlar. “Kendi kendini sürgün” etmek zorunda kalmanın, şehrin merkezinden çeperine görevlendirilmek için çare aramanın çaresizliği bir yana, bu insanlar amirlerin insafına terk edilmiş oluyorlar…

 

Hasılı bugün başörtüsü meselesi; kadın, başörtülü, ucuz iş gücü olmaktan kaynaklı farklı ayrımcılıkların kesişimlendiği (intersectionality) bir sömürüler yumağı olarak erk’in statükosunun devamını sağlayan bir sorundur.

 

 

Başörtüsü meselesinde dindar erkek ve dindar kadınlardan resmî görüşü toplumsal mutabakatla örtüşüyor elbette ama ama bu kesimlerin biraz daha sorgulamaya tabi tutulması gerekiyor. Bugün başörtüsü meselesinin çözülmesi isteğini dillendiren kadınlar çoğunlukla iktidara ve onun algı mühendisliğine teslim olmamış kadınlar. Partili, parti kollarında çalışmayı davaya hizmet olarak gören (özellikle muhafazakar) kadınlar çoğunlukla zor zamanda dillendirmenin davayı yıpratacağını düşünüyor, bu talebi seslendirmekten çekiniyorlar.

Meseleye çekimser kalan dindar (ve/ya muhafazakar, islamcı vs.) erkekler de yukarıda değinildiği gibi çoğunlukla erkeğin kadın üzerindeki egemenliğinin bitmesini, ev yahut kurum içi iktidarı paylaşmak istemediklerinden dillendirmiyorlar.

 

Yani bugün başörtüsü meselesi; iktidara tutulmuş partili dindar kadın için iktidarın devamını sağlayacak bir argüman, muhafazakar erkek için ise kadın üzerinde tesis ettiği tahakkümünün devamını sağlayan bir araç haline gelmiştir.

 

 

Gezi Parkı eylemlerinde dindarların mescidini kendi çadırlarının arasında kuran ulusolculara, “namaz kılanların sadece Gezi'de değil, kamuda da seninle yanyana durmasına tahammül edebiliyor musun? Eylemlerde seninle beraber olan başörtülüyü mecliste görünce irtica nöbetlerine tutulmayacağından emin misin?” diye sorulmalı elbette ama önce reklamlarında dört beş çeşit aile profili gösterip tek bir başörtülüye yer vermeyen; annesi, eşi, kızı başörtülü dindar mobilya patronuna sormalı: şirketinizin zihnindeki ülke (ve aile) tahayyülünde başörtülü kadınlar neden yok?

 

Başörtüsü meselesinin çözülmesinde “mahallenin toplumsal mutabakatı”nın samimiyet testi belki böylece daha anlamlı olacaktır… ve burada durup siyasetçi, işveren, bürokrat, amir, erkek olarak cevabını vicdanımıza vereceğimiz soruyu kendimize soralım: Başörtüsü meselesinin çözülmesini gerçekten istiyor muyuz?

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.