25 Kasım 2017, Cumartesi

Üst Menu

Batı Kürdistan’da İktidar Kavgası

Batı Kürdistan’da İktidar Kavgası

Bediüzzaman Said-i Kürdi'den,

 

"Medar-ı ibret bir hikâye: Bedevî aşiretlerinden Hasenan aşiretinin birbirine düşman iki kabilesi varmış. Birbirinden, belki elli adamdan fazla öldürdükleri halde, Sıpkan veya Hayderan aşireti gibi bir kabile karşılarına çıktığı vakit, o iki düşman taife, eski adaveti unutup, omuz omuza verip, o hariçî aşireti def edinceye kadar dâhilî adaveti hatırlarına getirmezlerdi'.

 

Kürdistan ve Kürtlerin tarihini en iyi anlatacak kelimelerden biri ittifaksızlıktır. Bunun muhakkak sosyolojik bir izahı vardır.

 

Ahmedê Xanî’nin Kürtlerin en büyük problemi olarak gördüğü ittifaksızlık yüzyıllar sonra Bediüzzaman’ın da adını koymakta sıkıntı çekmediği bir yara olarak karşımıza çıkıyor.

 

Onun için en büyük üç düşmanı cehalet, fakirlik ve ihtilaf olarak tasnif eden Bediüzzaman, buna karşı sanat, marifet ve ittihad silahları ile donanmış bir neslin Kürtlerin ters giden talihini değiştirme potansiyeli taşıdığını ifade ediyor.

 

Hatta Bediüzzaman’ın bu birlik ve ortak paydada buluşmayı sağlamak için ismini İttihadı Ekrad yani Kürtlerin Birliği koyduğu bir gazete çıkartmak için çalıştığını biliyoruz.

Kürtlerin, başkaldırı tarihi olan son iki yüzyıldan bir netice elde etmemiş olmasında birliğin sağlanamamış olması ve mücadeleyi bütün kesimleri içine alacak şekilde genişletememenin büyük bir etkisi oldu.

 

Şimdilerde Kürtler milletleşmenin belli bir mesafe kattetiği aşikar iken yeni dönemin en büyük problem, Kürt özgürlük mücadelesinin parti ve ideolojilerin egemenlik kavgasına tutuşmasıdır. Tarihin kendisine sunduğu altın fırsatı akıllı bir şekilde kullanıp hızla özgürleşmeye ilerleyeceği bir zamanda bu iç kavga ciddi bir yavaşlamaya sebep oluyor.

 

Kürt özgürlük mücadelesi dört parçada uluslararası güçlerin görmezden gelemeyeceği seviyelere ulaştı. Her gün uluslararası basında Kürtlerin yeni yüzyıla güçlü bir millet olarak girme şansı yakaladığı ile ilgili haberler yayınlanıyor.

 

Tabi bu haber ve yorumlarda en büyük dezavanataj olarak da birliğin olmayışı ve farklı ideolojilerin fikir ve hakimiyet kavgasının büyük bir sorun olduğu vurgulanıyor.

 

Özellikle Batı Kürdistan’da PYD ile karşıt partiler arasında birbirlerine karşı şiddet kullanma boyutuna gelen anlaşmazlık, Hewlêr antlaşmasını da fiili olarak bitirdiği gibi, bu anlaşmayı bizzat denetleyen Kürdistan Başkanı Mesut Barzani’yi çok zor bir durumda bırakıyor.

 

Böyle olmak zorunda olmadığını biliyoruz.

 

Batı Kürdistan gibi silahın meşru bir araca dönmüş olduğu bir yerde silahlı güç tekelinin kimsenin elinde olmaması gerekiyor.

 

Partiler üstü bir kurul olarak Hewlêr Antlaşması ile ortaya çıkan Yüksek Kürt Konseyi kendisini oluşturan Kürt partilerinin kendi silahlı güçleri olmasına imkan tanıyor.

 

Daha doğrusu, askeri gücün partiler üstü bir yapılanlamaya bağlı olmasını garantiliyordu.

 

Belli bölgelerede, koordineli olarak Kürt düşmanlarına karşı kendilerini korumalarına imkan sağlayacak değişik askeri güçlerin birlikte varolması gelecek açısından büyük bir ümit vaadedebilir.

 

Şunu net olarak söylemek gerekiyor;  PYD çok ciddi bir başarı sağladı.

 

Ancak bu başarı ve örgütlenme hızı, onlara diğer grupların Kürdistan davasında öne çıkmasına engel olma hakkı tanımaz. Onların devletsiz özgürlük modelini beğenmeyen grupların kendi modelleri ve ideolojileri doğrultusunda örgütlenmeleri ve tabiiki güvenlik güçlerini oluşturma hakları var.

 

Yıllarca başkasının Kürtlere hayat hakkı tanımadığından dert yanan PKK ve PYD çevresinin Kürtlerin birlikte varolma kültürüne katkı sunmaları gerekiyor.

 

Özellikle Mesut Barzani gibi Batı Kürdistan mücadelesine büyük emekler sarfetmiş bir zatı karalama kampanyalarına destek vermek geçmişte yapılan yanlışları tekrar etmekten başka bir işe yaramaz.

 

PYD diğer Kürt partilerinin askeri gücünün Batı Kürdistan’a girmesini kabul etmek zorundadır.

 

PKK ve PYD çevresinin Ortadoğuya yeni modellerle dizayn etmeye planları olabilir. Bunu tek ve kalıcı yol olarak da görebilirler.

 

Ancak, kendileri gibi düşünmeyenleri marjinalize etmek yerine partiler üstü bir Kürt silahlı gücü ortaya çıkıncaya kadar her kesimin vatanını korumak için kendileri kadar silahlı yapılara sahip olma hakkını tanımaları gerekiyor.

 

Ortadoğu için halkların kardeşliği modelini savunup, Kürtler arasında bu kardeşliği tesis etmek yerine rakipsiz hakimiyet peşine düşmek çok çelişkili bir durum.

 

Kürdistan merkezli bir ortadoğu barışı düşünen PKK ve PYD Kürtlerin birlikte yaşamayı becerecekleri bir model geliştirebilirse Kürt milletinin tarihi talihsilziğini yenmek için büyük bir adım atılmış olmuş olurlar.

 

Aksi halde silahı olanın kendini dayatmasından başka bir durum söz konusu olmamış olur.

 

Bu da Kürtlerin en son, Kürt düşmanlarının ise ilk ihtiyaç duydukları şey olur. 

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.