22 Eylül 2018, Cumartesi

Üst Menu

Bayram Gelmiş Neyime

Bayram Gelmiş Neyime

Bayram gelmiş neyime

Kan damlar yüreğime…         

 

Ankara’da İlkder (İlke İlim Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği) merkezinde tatil dönüşü bayramlaşma programı için bir araya gelen kadınlar sohbet ediyorlarken bir taraftan da ellerinde ki örgüler ile yetimler ve derneğin yardım projeleri için boş durmamaya çalışıyorlar.

 

Her çevreden ve meslekten kadınlar bayramda neler yaptıklarını birbirlerine anlatırken, yurt ve dünya gündemini de tartışmaktan uzak kalmıyorlar.

 

 İlkder, Özden Sönmez’in başkanlığında bir grup kadın tarafından 1994 tarihinde kurulduğunda henüz yardım dernekleri ve vakıfları furyası başlamamıştı.

 

O gün bugün aynı istikrar ve azimle yoluna devam etmeye çalışıyor.

 

Yıllardır yurt içinde ve dışında sayısız yardım projeleri gerçekleştirdiği halde erkek egemen bu alanlarda da yaptıkları çalışmaların, yardımların, hizmetlerin onda birinin bile yansıtılmamış ve ısrarla görmezden gelinmiştir.

 

Genelde tüm kadın çalışmalarında şöyle ya da böyle hep aynı problemlerle karşılaşmıyor muyuz?

 

Koruyucu aile projelerinin yanında, yetimlere sahip çıkmak, farklı birkaç ülkede faaliyete geçen yetimhaneler, kadınların kendi kendilerini geçindirebilmeleri için dikiş makinesi, her çadıra bir keçi, ağaç projeleri gibi çalışmaların yanında Ramazan’da iftar ve kumanya yardımları, ihtiyaç sahibi çocuklara her çeşit kırtasiye yardımları, çalışmalardan bazıları. Şimdilerde hemen her şehirde sokaklarda perişanlık içinde yaşayan sahipsiz Suriye’li mültecilere el uzatılıyor.

 

Kendisine defalarca söylemişimdir. ‘Başka yardım kuruluşları bir iş yapıyor, on iş yapmış gibi reklamını yapıyor, siz ise on iş yapıyorsunuz ama bir kuruşluk tanıtım bile yapamıyorsunuz.’

 

Birkaç kadın olarak, Pakistan, Keşmir, Somali, Açe, Kudüs, Filistin ve Gazze gibi bölgelere bizzat giderek yardım ve projelere adımlar atmalarının yanında, Türkiye içinde de elleri, sözleri, imzaları veya eylemleri yardım ve çalışmalardan geri kalmamışlardır.

 

Özden abla başörtüsü mücadelesi için şehir şehir koştururken bir taraftan da camiamızda pek çok çevreler selam vermeye çekindikleri, Uçan Süpürge gibi kadın toplantılarında, İstanbul’da Galatasaray meydanında Cumartesi anneleri ile Roboski veya açlık grevinde ki KCK’lı mahkumlar için eylem veya etkinliklerde görebilirdiniz.

 

Rahatsızlığına rağmen Berfo ananın cenazesine katılmak için Ankara’dan gelerek birlikte Galatasaray meydanında ki anmaya katılıp, Karacaahmet’te cenaze namazını kılıp, tabutunu kadınlar olarak taşıyorken başörtülü iki kadın olmanın yalnızlığını da birlikte yaşamıştık.

 ‘Eee bayramda neler yaptınız bakalım? Diyor Özden abla.

 

Toplantılarda, derslerde genelde şikayet edilen noktalardan biridir. Vakit biter bitmez kimse birbirinin derdini tasasını sormadan, paylaşmadan ayrılır giderler. Birbirlerinin neler yaşadıklarından haberdar olamazlar.

 

Kadınlar sıra ile bayram izlenimlerini anlatıyorlar. Ailevi durumlarından, kız alma, vermelerden haberdar oluyorlar.

Bir kadının mücadelesinden gıpta ile bahsediliyor.

 

Yakın zamanda 18 yaşında ki engelli oğlunu kaybeden bir kadının yıllar içinde ki sabrı ve cesaretinden.

 

İlkokul mezunu ev kadını bir anne olarak yaşarken, çocuğunun engelli doğması ile ‘ben bu çocuğa nasıl bakacağım? Çocuğuma nasıl davranmalıyım?’ diye başlıyor okuma ve araştırmalara. Derken ortaokul, lise ve Üniversiteyi bitiriyor ve şimdi Sosyal Hizmetlerde bir daire başkanlığı yapan bir kadın. Acısı ve engelli çocuğu kendisini hayata küstürmüyor aksine yepyeni bir hayatın kapısını aralıyor.

Ajda Pekkan’ın son günlerde tartışılan sözleri konuşuluyor. ‘Onu yıllarca bizler dinledik, onun bu yerlere gelmesine biz sebep olduk. Ama son sözleri ile bizleri bir kalemde harcadı. Bizlere hakaret etti’ diyorlar.

 

Söz sırası bana geliyor. Az ve öz yeni yazdığım ‘Bir Bayram Muhasebesi’ yazımla kendimi ifade ettikten sonra devam ediyorum. ‘Ajda Pekkan ile ilgili, aynı düşüncede değilim. Ben o sözleri dinlediğimde böyle algılamadım. Aslında acı bir ironi vardı sözlerinde. Onu o noktaya getiren, çevresinden ayrılmayan, varlığı, güzelliği, şanı, şöhreti için hayatı boyunca kuşatıldığı çevrelerin aslında nasıl iki yüzlü, çıkarcı, menfaatçı ve arkasını geri döndüğünde nasılda insan sattıklarını, ihanet ettiklerinin farkında olduğundan, çevresinde insan gibi bir insan göremediğinden hayvanları daha temiz ve masum görüyor. Kendilerini hayvanlara adayanlara bakın, insanların ihanet ve iki yüzlülüklerinden kaçarak, dost olarak hayvanları tercih ediyorlar. Onların bulundukları şartları bilmeden, tepkilerine pek sağlıklı anlaşılmayabilir.’

 

Özden abla söz alıyor.

 

‘Bayram nedir?

 

‘Aslında Kurban ne?

 

İsmail, İbrahim’in en sevdiği idi. Onun kurban edilmesi istendi. Bizlerin sevdiği  ne?

 

Sevdiklerimizi kurban etmeyi, feda etmeyi düşünebiliyor muyuz?

 

Hz. İbrahim ‘Allah büyüktür, Allah büyüktür’ derken ‘Sen büyüksün Allah’ım! bana bir çıkış yolu göster’ diyordu. Eylemi ve kurbanı ile beraber çıkış kapısını yine ondan bekliyordu. Allaha Ekber diyorken ne dediğini biliyordu.

 

Kurban bayramı dediğimizde sevdiklerimiz gözden geçirmemiz gerekiyor. Sevdiğimiz bir çantamız, eşyalarımız, evlerimiz, arabalarımız. Onu, onları feda edebiliyor muyuz?

 

Bakın, İbrahim en sevdiği evladını feda ediyor. Bir de kendimizi kontrol edelim.

 

Bunun için bayramlar benim hayatımda en çok hüzünlendiğim, en çok düşündüğüm, en çok yalnızlık çektiğim günler.

 

Bizler mutluluğu sadece ailemizle, yakalamaya çalışıyoruz. Anne, baba, eş, çocuk, torun ile yaşamaya çalışıyoruz.

 

Ama çevremize, dünyamıza baktığımızda el uzatarak mutlu olabileceğimiz daha çok şeyler var.’ diyor.

 

Çocukluğumdan kulaklarımda kalan sevdiğim bir türküyü hüzünle mırıldanmaya başlıyor Özden abla.

 

‘Bayram gelmiş neyime

Kan damlar yüreğime…’

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.