23 Haziran 2018, Cumartesi

Üst Menu

Beyaz Sınıfın Laneti Bu Sefer de Tutmayacak!

Beyaz Sınıfın Laneti Bu Sefer de Tutmayacak!

Köy enstitüleriyle ilgili bir belgesel seyretmiştim. Filmde, köy enstitüsü mezunu öğretmen bir hanım diyordu ki: Biz bir bütündük. Alevi, sünni birdik. Kürt-Türk ayrımı bilmezdik. Bunlar hep Ak Parti döneminde çıktı, müsebbibi Erdoğan'dır.

 

Köy enstitülerinin kuruluş amacını ve bütün bir Türk millî eğitiminin nasıl bir formatlama yaptığını düşündüğümüzde bu hanımın infiali eşyanın tabiatına uygundu.

 

90 yıllık millî eğitim amacına erişmiş, milliyetçi, islâmla mesafeli, Atatürkçü nesiller yetişmişti.

 

Bu eğitim, tek / yekpare bir Türk milleti amaçlamıştı. Hepimiz Türk, müslüman ve sünniydik.

 

Peki, Kürtler, Aleviler, diğer dinî, mezhepsel ve etnik gruplar yok muydu? Vardı.

 

Sesleri çıkıyor muydu? Hayır! Niçin?

 

Eğer başınızda demir bir balyoz varsa, canınızı kurtarmak için sesiniz çıkmaz da ondan!

 

Ak Parti'nin, hanımefendiye göre suçu, bu farklı din, mezhep ve etnik grupları görmesi ve bunların haklarıyla ilgili açılımlar yapmasıydı.

 

Peki bu yanlış mı? Bir demokratın buna yanlış demesi mümkün mü?

 

Aklıma Bahçeli'nin "Türkiye bir mozaiktir" diyenlere karşı söylediği: "Ne mozaiği, Türkiye mermerdir mermer" demesi geliyor.

 

Hayır, Türkiye mermer değildi, bir mozaikti. 90 yıl, anti-demokratik yöntemlerle mozaiğin parçaları susturuldu. Hapislere tıkıldı, işkence gördü, öldürüldü.

 

Kürtler başkaldırdı. PKK'yı bertaraf etmek için güvenlikçi politikalar izlendi. İç savaşta yaklaşık 50.000 kişi öldü.

 

İşte Ak Parti, bu mozaiği gördüğü ve güvenlikçi, balyozcu politikalara karşı çıktığı için barış görüşmelerini başlattı. Ve sürdürüyor.

 

Beyaz Türklerin Ak Parti karşıtlığının bir yanı, "ikinci sınıf bir milleti, Kürtleri" eşit vatandaşlar haline getirme süreci içine girmesi.

 

Diğer yanı ise, beyaz Türklerimizin "çağdaşlığın" sembolü olan nitelikleri Ak Parti'de görmemeleri!

 

Badem bıyıklı erkeklerin, başörtülü kadınların, günde 5 vakit namaz kılanların vitrinde olması, onları yönetmesi onurlarına dokunuyor. "Onlar tarafından yönetilmeyi hak etmiyorlar"... Ki kendileri yurtdışlarında okumuş, en az bir yabancı dili ana dili gibi bilen, Batılı gibi giyinen, klasik müzik dinleyen, alçak sesle konuşmayı öğrenmiş ve ilah... seçkinler.

 

Beyazların demokrat olup da, başlangıçta Ak Parti'ye prim vermiş olanları da, bana kalırsa bu durumu pek sindiremiyor, ama göz göre göre de hayır diyemiyorlardı.

 

İşte uygun an Gezi'yle geldi. Gezi'nin sırt çantalı, şampuanla yıkanmış saçları güneşte pırıl pırıl dalgalanan kızları, yırtmaçlı etekleriyle dans ediyor, Taksim'in ortasına piyano koyuyor, sevgilileriyle sarmaş dolaş müzik dinliyorlardı. İşte gönüllerdeki Türkiye buydu.

 

Gezi olayının ardı, nasıl geliştiği, içinde yer alan sınıfların niteliği, provokatif ağabeylerin at oynatması, neyi amaçladığı konularında düşünmemeyi seçtiler. Ya da düğmeye basıldığını zaten biliyorlardı ve yanındaydılar.

 

Bu demokrat liberal entelektüeller,  şimdi de 17 Aralık Cemaat / yargı darbesini görmemeye yeminli olarak Erdoğan'a veryansın ediyorlar.

 

Türkiye dünyanın 16. büyük ekonomisi olmuş, Kürtlerle barış sürecine girilmiş, Erdoğan öncesi Kürtçe kaset taşıyanlar bile hapse girerken, şimdi Kürtçe savunma ve parti propogandası yapmaları yasallaştırılmış, Kürtçe özel okul serbestisi çıkmış, Romanlar ve alevilerle açılım toplantıları yapılmış, Hristiyan azınlıkların 90 yıllık devlet tarafından gaspedilmiş hakları geri veriliyormuş, IMF borcu bitirilmiş, insanlar tarihlerinde olmadıkları kadar ev ve araba sahibi oluyormuş, okul kitapları öğrencilere bedava dağıtılıyormuş, özel hastanelere, devletin çoğunu ödediği paralarla, bu hastanelere hiç giremeyenler girebiliyormuş, ve ilah... umurlarında değil.

 

Bu liberal kalemler sadece ve sadece Erdoğan'ın gitmesini istiyor. Gerekçe de bulundu: Yolsuzluklar.

 

Bu yolsuzlukları ortaya atan Cemaat'in, gayri kanunî olarak dinlediği ses kayıtlarını montajlayarak ortaya sürmesi ne kadar inandırıcı o ayrı bir konu. Ama nedense bu kalemler, Cemaat sözcüğünü hiç telaffuz etmiyorlar! Neden? Tabu mu? Yoksa zikredilirse büyü mü bozulur? İlginç değil mi?

 

Bu kalemlerden biri diyor ki:

 

'Türkiye 2023 hedefine doğru ülkeyi yönetecek olması tartışılmaz haldeki kişi; şimdi artık 'kaybetmiş' ve 'siyaset sahnesini ne zaman ve nasıl terk edeceği' tartışılan bir kişiye dönüşmüş durumda"

 

Oysa, sadece, beyaz sınıfın arzusundan bahsediyor yazar! Böylece hem kendisi, hem de beyaz okuyucusu katarsise varıyor.

 

Kamuoyu yoklamaları, sosyal medya bunu böyle söylemiyor ama. Halk, ideolojilerden uzak, sadece çıkarları doğrultusunda hayata bakan halk, Erdoğan'ı seviyor.

 

Niye seviyor? Yukarıda saydığım yapılanlar, hayatına olumlu yansıdığı için.

 

Halk istikrar ister, halk macera sevmez, halk ideolojisiz bakar hayata. Halk kendisine hizmet sunmuş olanla, bir parti programı, projesi bile olmayan muhalefeti tefrik eder.

 

Bir başka liberal yazar:

 

"Bu Başbakan'ın yargılanmaktan kurtulmak için her şeyi göze almasından korkuluyor. Seçimlere hile karıştıracağı kaygısı yayıldı. Protestoları bastırmak için olağanüstü hal ilan edebileceğinden endişe duyuluyor. Uluslararası bir krizden yararlanarak demokrasiyi askıya alabileceği dahi akıllara geliyor."

 

Görüyor musunuz kaos teorisini? Arzular konuşuyor, akıl değil!

 

Bakın, 3 gün önce bir gazete baş sayfasında bir haber vardı. Başlık: "Kürtaj artık merdiven altına kaydı"ydı. Bugün (19 Mart), isteğe bağlı kürtaj SGK kapsamında yapılacak kararı, resmî gazetede yayınlandı.

 

Yani sizin spekülasyonlarınız, dezenformasyonlarınız, kaos teorileriniz, Gezi darbe teşebbüsü (aman ha, masum çevreciler ve gençler dışında bunun) ve 17 Aralık yargı darbesi teşebbüsleriniz; halkın 90 yıllık hafıza kayıtlarıyla oluşturduğu sert kayaya çarpacak.

 

Biliyoruz, biliyorsunuz: Erdoğan / Ak Parti hükümeti geldiği günden beri analarından emdikleri süt burunlarından getirildi. Parti kapatılma davasından, cumhurbaşkanlığı seçimlerine, Danıştay cinayetinin başlarına sarılma vakasından, Dink cinayetine, Roboski'den Reyhanlı'ya, KCK tutuklamalarının Kürt barışını zedelemek için yapılmasından, Paris'te 3 Kürt kadının öldürülmesine, Fidan'ın tutuklanmasından, Gezi'ye ve nihayet 17 Aralık teşebbüsüne...

 

Her seferinde beyaz Türkler avuçlarını oğuşturdu: Hah, artık şimdi giderler, diye.

 

Gezi'de ölümler istendi, Ulusal TV'de ağızlarından da kaçırdılar bunu. Üzülerek söylemeliyim ki, Berkin Elvan'ın cenaze töreni de, yine Erdoğan'ı düşürme harekâtı haline getirildi. Acılar üzerinden politik avantaj sağlama çabası etik mi diye düşünülmeden!

 

Beyaz sınıf; İslâmî karakterli, taşralı, "Dostoyevski okumamış" bu parti üyeleri ve liderinden hep nefret etti.

 

Biri şunu bile yazdı: Tayyip Erdoğan hiç John Lennon dinlemiş midir? Bu yazı, beyaz sınıfın, Erdoğan ve Parti üyelerine nasıl baktığının apaçık bir ifadesiydi.

 

Siz Dostoyevski okumuşsunuz, Lennon dinlemişsiniz, "paşa" çocuğusunuz, ama her defasında demokrat bir tavır almaktan cayıyorsunuz. O zaman bu okumalar, dinlemeler ne işe yarıyor diye sormak lâzım.

 

Demokrat olmanın olmazsa olmaz koşulu, darbelere ve vesayete karşı çıkmaktır.

 

Bakın bir anekdot. 2002 seçimlerinden çıkılmış. Ak Parti kazanmış. Ertesi gün bir bardayız. Yandaki masaya sarışın, çok şık, bakımlı bir kadın geldi. Masadakilerle öpüştü ve oturdu. "Nasılsın" dediler ona. "Ah, nasıl olayım şekerim" dedi kadın, "görmüyor musunuz, başımıza kimler geldi?" Arkadaşının yanıtı şu oldu "bırak caaanım, seçimle gelen süngüyle gider."

 

Beyaz Türklerin, "islâmî kırolara" bakışı budur ve hep medet umduğu maalesef darbecilerdir!

 

Dün orduydu, bugün Cemaat!

 

Ha pardon, siz Cemaat yokmuş da bağımsız savcılar soruşturma açmış gibi yapıyordunuz! Bir an daldım da!

 

Şimdi diyorsunuz ki, Erdoğan halkı kutuplaştırıyor.

 

Yahu onların itilip kakılmalarını siz yaşasaydınız, ne yapardınız? Kendinize lütfen bunun yanıtını dürüstçe verin.

 

Kaldı ki bu argümana da katılmıyorum. Erdoğan gerek Gezi sırasında yaptığı mitinglerle, gerekse 17 Aralık sonrası yaptığı mitinglerle bırakın bir kavga ortamına zemin yaratmayı, aslında taraftarının, tabanının gazını alarak, onların ortalığa dökülmesini engelledi. Eğer sosyal medyada, Erdoğan taraftarlarının önceki ve sonraki tweetlerini, mesajlarını izleseydiniz, öncesi ve sonrasını farkederdiniz.

 

Ama baktığınız değil, bakışınız önemliyse bunları da soğukkanlılıkla tespit etme yetisini kaybedersiniz.

 

Evet bugün siz gerek yazılarınızda, gerek sohbetlerinizde "Erdoğan meşruiyetini kaybetti", seçimlerde %100 oy alsa da durum değişmez. Olağanüstü hal ilân edecek, sonu bir diktatör gibi olacak minvalinde tehdite varan yorumlar yapıyorsunuz ya: Bütün bunlar sizi ancak rehabilite eder, arzularınızdır, katarsis sağlar.

 

Erdoğan Kürt-Türk barış sürecini başlatmış, yukarıda saydığım demokratik hamleleri yapmış biri olarak, yeni demokratik paketlerle yola devam edecek. Türk-Kürt barışını tamamlamak da, onunla birlikte Öcalan'a nasip olacak beyler, hanımlar!

 

Türkiye'nin demokratik dönüşümünü sağlayacak bu barışı gerçekleştirecek başka aktör var mı?

 

Kürtlerin kökü kurutulmalıdır diyenlerle, bana Türk milletiyle, Kürt ulusu eşittir dedirtemezsinizcilerle mi bunun yapılacağı yanılsaması içindesiniz yoksa, demokrat-liberal-solcu kardeşler?

 

Artık siz, bu barış rayına girip, demokratik dönüşüm gerçekleştirilirken, herhalde karalar bağlar, neo-con eski Türkiye büyükelçileri ve Cemaat'le birlikte Pensilvanya'ya mı çekilirsiniz, yoksa bir kitap yazıp, yine hata yaptım mı dersiniz? Bilmem!

 

Evet, sizin adınıza üzülerek söylemeliyim ki, bu sefer de beyaz sınıfın laneti tutmayacak!

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.