25 Kasım 2017, Cumartesi

Üst Menu

Bir ortadoğu tasavvuru

Bir ortadoğu tasavvuru
Ortadoğu denince günümüz dünya toplumunda oluşan ilk algı savaşın, nefretin, yoksulluğun, cehaletin kısacası kaosun olduğu, önümüzdeki yıllar içinde düzelmesi mümkün olmayan parçalanmış ve daha da parçalanıp yok edilmeye çalışılan dünya üzerindeki kanayan coğrafya akla gelmektedir.                     

 

Ortadoğu tarihine baktığımız zaman birçok dinin, kültürün, dilin özetle birçok milletin o topraklar üzerinde gün yüzüne çıktığını görürüz. üç semavi dinin Yahudilik Hıristiyanlık ve son olarak da İslamiyet in çeşitli mucizelerle kendini oluşturduğu Allah’ın ilahi mesajıyla müdahale ettiği ve tüm dünya toplumlarına evrensel çağrılarda bulunan dinlerin vücut bulduğu coğrafya, birçok farklı milletin bu topraklar üzerinde yaşadığı kendi varoluşlarını sergilediği kadim bir coğrafya Ortadoğu.

 

Ortadoğu denince Hz. Musa’nın Hz. İsa’nın Hz. Muhammed’in ve adını saymadığım diğer peygamberlerin doğuşlarının müjdelendiği ve onların doğuşlarıyla birlikte bu topraklar üzeride yeni bir medeniyet tasavvurunun oluştuğunu görmekteyiz.

 

Her bir inanç, kültür kendi getirdiği yâda var ettiği öğretileri yaşam şekline uyarlayarak ilerlediği zaman ve uzamda birçok katkı sağlayıp yeni kültürel oluşumlar gelenek ve görenekler üreterek varlığını devam ettirmişlerdir. Dinlerde arkasından gelen diğer bir semavi dine ve yeni bir kültürel yapıya bırakmıştır Yerini ve bu süreç son din olan İslam’ın somutlaşmasıyla varlığını tamamlamıştır. 

 

Bu bağlamda kavimler göçü ile bu coğrafyada yaşayan bazı din ve kültür mensupları da farklı coğrafyalara doğru göç etmişlerdir. Bu göçler yeni yerlerde medeniyetlerin kurulmasına zemin oluşturmuş yeni kültürler farklı düşüncelerin doğmasına kültürel etkileşimlere ortam hazırlamıştır.

Oluşan yeni toplumlar da yetişen filozoflar kendi yaşadıkları toplumun gelenek, görenek, inanç, kültür vb durumlarından etkilenerek ütopyalar kurmuşlardır.

 

Bu anlamda Hıristiyanlığın yoğun yaşandığı Avrupa toplumlarına baktığımız zaman ‘’t0mmaso campanella’nın güneş ülkesi’’ adıyla yazdığı ütopyası, Platon, un "Devlet" adlı eseri ve diğer ütopya kitaplarında de ideal devletin ve toplumun nasıl olacağını belirtilmektedirler.

 

Platon’un açtığı ütopik devlet anlayışı, gelecekte hem doğu hem de batı felsefelerinde temsilciler bulmuştur. Doğu felsefesinde böyle hayalî bir devlet anlayışını Farabi’de görmekteyiz

 

Farabi erdemli toplum ile ilgili medinetü-l fazıla kitabını yazmıştır. Bu kitapta erdemli bir toplumun özelliklerini ve yöneticilerin özelliklerini anlatmıştır. Adaleti sağlayacak kanunların ve yöneticilerin olmasını istemiştir. Adaleti engelleyenlere ceza vermek toplumun erdemli olması için bir gerekliliktir demiştir. Erdemli bir toplumu erdemli yöneticilerin yönetmesini istemiştir. Çünkü erdemli bir toplum erdemli yönetici ile mümkündür. Yöneticilerin filozof veya peygamberlerin özelliğini taşımaları gerektiğini düşünmüştür.

 

Erdemli şehrin yöneticisinin amacı; kendisine ve halkına gerçek mutluluğu vermektir. Zenginlik ve zorbalıkla yönetmek, erdemli yönetimin özelliklerinden değildir.

 

Yukarıdaki tanımlardan da anlaşılacağı gibi ütopya düşünsel ve tutarlı bir toplum tasarısı anlamına gelmektedir var olmayan ülke belli olmayan yer anlamın dadır. Zihinde tasarlanmış bir takım ilkelere göre oluşturulmuş hayali toplumu ifade eden bir kavramdır. Olmayacakla ilgili değil, olabilecekle ilgili fikir jimnastiğidir. Her ütopya, kendi çağının toplumsal koşullarının bir eleştirisi niteliğini barındırır. Dinsel bir inançla, yaşanan kötülüklerden bahseder, kısaca ütopyalar, ideal bir toplum ve devlet tasarımlarıdır.

 

Bu anlamda yaşadığımız coğrafyayı da içine alan Ortadoğu dini, mezhepsel, etnik çatışmaların yoğun yaşandığı hiçbir şekilde diyalog ve hoşgörünün olmadığı adeta akıl tutulmasının olduğu bir toplum görüntüsü vermektedir. Bu durumu örneklersek Türkiye ye baktığımızda cumhuriyetin kurulmasıyla başlamış olan ve halen devam eden etnik çatışmalar yine Filistin, ırak,  Suriye, İran, mısır, Afganistan Libya, yemen ve adını sayamadığım diğer ülkeler bu ve benzeri sorunlarla iç içe kalmıştır.  Sanki kurtulmaya çalıştıkça batmaktadırlar.  

 

Bu ve benzeri sorunlardan yola çıkarak bir Ortadoğu tasarlamak isterdim;  tel örgüyle çevrilmiş hiçbir sınırın olmadığı, bütün Ortadoğu milletlerinin daha gelişmiş ve temel toplumsal ihtiyaçlarını tamamlamış, varoluşunu hümanizm ve gelişmişlik üzerine harmanlayan Avrupa milletleri gibi, birlik kurduğu eğitimde fende teknolojide şehir planlamasında her türlü düzenin sağlandığı bir Ortadoğu hayal ediyorum.

 

Bu benim ütopyam tarihi yapıların ve yaşanılan evlerin geçmişin iz düşümlerini yansıttığı Ortadoğu milletlerinin kendi kültürlerini, inançlarını, dillerini, düşüncelerini yeryüzü üzerinde özgürce ifade edip somutlaştırma imkânı buldukları bir coğrafya hayal ediyorum. Tıpkı bir ressamın hayalindeki yeryüzü parçasını resmettiği gibi.

 

Tarihi yapıların kendi özüne uygun yenilendiği, her kesin refah içinde yaşadığı bir coğrafya İslam dini başta olmak üzere tüm diğer dinlerin atalar kültürünün etkisinden (hurafeler ve otorite) çıkarılarak saf peygamberin tebliğ ettiği şekilde anlaşıldığı,  günümüz gerçeklerini de göz önüne alarak yorumlandığı bir düş ve bu düş o coğrafya üzerinde yaşayan bilinçli insanların yaşadıkları şehirler üzerinde kendi kutsallarını, kültürlerini, sembollerini özgürce somutlaştırdığı karakterli yapıların ( mimari) oluşturulduğu şehirler, her inanç ve dil mensubuna hoşgörüyle bakıldığı adaletli ve ideal olmaya çalışan bir toplum.  

 

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.

 

Yazarın Son Yazıları

11.Temmuz.2016 Pazartesi
07.Haziran.2016 Salı
22.Nisan.2016 Cuma
12.Nisan.2016 Salı
29.Mart.2016 Salı
23.Mart.2016 Çarşamba