25 Kasım 2017, Cumartesi

Üst Menu

Bir Profesör, Amerika ve Kürt Algısı

Bir Profesör, Amerika ve Kürt Algısı

Geçenlerde Amerika'da katıldığım bir seminerde uzmanlık alanı Kürtler olan Amerikali bir Profesörün Kürtlere ve Kürdistan coğrafyasına dair söylediklerini duyunca neden büyük güçlerin Kürtlerle muhatap olmadıklarını biraz daha anladım.

 

Öncelikle konusunun uzmanı olan Profesör, olayı dışardan takip eden bir pozisyonda durmayı tercih ediyor. Demek istediğim Kürt üzmanı olmak dünyanın bu tarafında Kürtlerin davasına herhangi bir destek sağlamak anlamına gelmiyor.

 

Dolayısıyla banka uzmanı, ile Kürt üzmanı arasında bir fark yok.

 

Kürtlerin diyaspora güçleri olması gerekenin çok altında bir seviyede olduğu için bu uzmanlarla Kürtler adına bağ kuran kurumsal yapılar da neredeyse yok.

 

Kürt uzmanını konuşturmak isteyenler ve bunu başaran Türk diasporasının kurumsallaşmış yapılarından biriydi.

 

Konuşmayı ayarlayan Türk diyasporası olunca da Profesörün konuşmasının tonu ve rengi de ona göre değişiyor.

 

Ben bir fırsat bulup seminer arası hocayla konuşma imkanı bulup bazı konulara yaklaşımını münasip bir dille eleştirince, bana dinleyicilerin seviyesine ve muhataplara göre konuştuğunu ima eden cevaplar verdi.

 

Diasporanın dış dünyada nasıl bir etkiye sahip olduğunu bir daha anladım ancak anladığımla kaldım.

 

Mesele Profesörün neyi, hangi tonda ve ne için söylediği ile bitmiyor.

 

Bu tarz konuşmaları ve çalışmaları bir bütün halinde düşündüğünüzde ve uzmanların Amerika’nın siyaseti üzerinde direk etkisi ile birlikte ele aldığınızda Kürtlerin neden muhatap alınmadığını anlıyorsunuz.

 

Mesela Profesör, Kürt nüfusunun oranını bile söylerken Türk devletinin resmi verilerini baz alıyor.

 

Türkiye’de nüfusun nasıl sayıldığı ile ilgili bir detay vermeden, 60’li yılların mantığı ile yapılmış nüfus sayımının oranları ile konuşuyor. Elbette bunun için Profesöre ve diğer dinleyicilere makul bir izahtan sonra olayın perde arkasını anlattım.

 

Professor, Kürt coğrafyasını işgal eden devletlerin birbiryle olan münasebetlerini neredeyse Kürt faktörüne dokunmadan ele aldı. Tabi bunun için de bir bilgilendirmede bulundum.

 

Suriye’de Türkiye’nin müdahale gerekçelerini sayraken Kürtlerle ilgili halkayı o kadar zayıf tutu ki zannedersiniz Türkiye’nin en büyük meselesi –elbette başka hesapları da var- orda ortaya çıkma ihtimali olan bir Kürt yönetimi değil.

 

Bana göre Profesörün en önemli vurgularından biri, Amerika’nın Türkiye’yi hiçbir şekilde Kürtlerin lehine olabilecek bir şekilde terk etmeyi düşünmediğiydi.

 

Yakın bir zamanda Pentagonda bir bir toplantıya çağrılmış. Orda, onlarla Kürtlerle ilgili konuşmuş ve Türkiye’nin Amerika için vazgeçilmez olduğunu öğrenmis. Diyor ki Profesör, “Pentagondaki yetkililer bana dediler ki, biz Türkiye’ye çok şey borçluyuz.”

 

Düşünebiliyor musunuz? Pentagon Türkiye’ye borçlu olduğu için onların kalbini Kürtler için kırmayı düşünmüyormuş.

 

Tabi Kürtleri bu kadar hafife almanın altındaki en büyük faktor, Kürtlerin dağınık yapısı.

 

Bunu da açıkça söylüyor Profesör. “Kürtler daha milletleşemedi, ortak hareket edecek bir durumları yok diyor.” PDK, PKK, PYD, YNK, Goran ve İran Kürdistanındaki Kürt partilerinin durumunu örnek gösteriyor.

 

Filistin ile Kürt meselesini kıyaslarken bile Kürtleri basite indirgeyen bir dil kullandı. Ona göre Filistin daha başarılıymış falan...

 

Ben de söz alıp, salondakiler ve Profesörün bir yanlışı doğru gibi görmesinler diye Kürter ile Filistinlilerin durumunu izah ettim.

 

Kürteri destekleyen hiç bir devlet olamadığı halde, Kürtlerin varlıklarını dünyaya kabul ettirdiğini anlattım. Filistini destekleyen onlarca devlete rağmen Kürtlerle kıyaslandığında kazançlarının ve mücadelelerinin Kürtlerin yanında sönük kaldığını anlattım. Kürdistanı işgal eden devletler dahil bütün Arap devletleri ve sermayesini hatta bazı batılı devletleri arkasına almasına rağmen Kürtlerin Filsitinden daha güçlü bir aktör olarak Ortadoğu’da dengeleri değiştirdiğini anlattım.

 

İzahlarım ve cevaplarım bayağı taktir topladı toplamasına ama o seminerden buruk bir şekilde ayrıldım.

 

Kürtler mücadele ediyor, zalimlerin oyunlarını bozuyor, teslim olmuyor ama kendisini nihai başarıya taşıyacak en basit adımı atamıyor diye hayıflandım.

 

Birlik olamıyorlar. Düşmanlarına karşı tek ses olamıyorlar. Dünyaya bir millet olduklarını ıspatlayamıyorlar.

 

Kürt uzmanı bir Profesör onları hala dağınık aşiretlerden oluşan bir kalabalık gibi anlatıyor.

 

Maalesef genel algı bu.

 

Kürt diye kenetlenmiş, beraber, bir hedefe doğru yürüyen bir millet göremediğini anlatıyor.

 

Profesör diyor ki, “Kürtlerin başarı şansı çok düşük. Çünkü eskiden aşiretleri, ağaları vardı. Şimdi ise birbirlerine rakip hatta düşman partiler, ideolojiler ve liderleri var.”

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.