18 Ocak 2018, Perşembe

Üst Menu

Bu Ayıp Türk-Kürt İslamcılarına Yeter!

Bu Ayıp Türk-Kürt İslamcılarına Yeter!

Hâkim Kürt Siyasi Hareketine mensup Kürt kitlesi bir süredir alternatif Cuma namazları kılmaktadır. Kılınan bu namazlara öncelikle Kurdistan’da faaliyet yürütmekte olan İslami yapılanmaların uzak durduğu, uzak durmanın da ötesinde benimsemediği hatta açıktan eleştirdiğine şahit olmaktayız.

Devletin ise fiili bir müdahalesine bugüne kadar şahit olmamıştık (bildiğim kadarıyla). Ta ki 09.11.2012 tarihinde Yüksekova ilçesinde devlet güçleri tarafından yapılan müdahaleye kadar. Hepimizin de bildiği gibi halkın Cuma namazı kıldığı alana tazyikli su ve gaz bombalarıyla bir saldırı oldu ve cemaat dağıtıldı.

Cuma namazları cemaatle kılınmasının zorunlu olması hasebiyle diğer farz namazlardan farklı bir namazdır. Cemaatsellik aynı zamanda toplumsallık demektir. Peygamber zamanında toplumsal ve politik sorunlar da yerine göre Cuma hutbelerinde konuşulurdu. Aynı şekilde caminin de böyle bir boyutu bulunmaktadır.

Tarihsel olarak Osmanlı’da ve günümüzde camilerin her zaman için toplumsal ve siyasal bir etkisi olagelmiştir. Camiler aynı zamanda iktidarların Müslüman halkları kontrol altında tutma aracı olarak kullanılmıştır. Hal böyle olunca devletin Diyanet İşleri Başkanlığının denetiminde bulunan camilerde Kürtler tarafından kılınan Cuma namazlarına tahammül göstermemesi esasında anlaşılır bir şeydir.

Pratikte ki hal böyle iken işin esası böyle değildir. Camilerin ve dolayısıyla Cuma namazlarının iktidarları ayakta tutmak için bir araç olarak kullanılması İslam’a aykırı bir durumdur. Hele zulüm üzerine kurulu bir iktidarın camilere ve Cuma namazına araçsal yaklaşımı hiçbir şekilde kabul edilemez.

Bu bağlamda Diyanet İşleri Başkanlığının ve dolayısıyla devletin camileri ve Cuma namazlarını kontrol altında tutma çabası dinsel değil tamamen beşeri ve iktidarı ayakta tutmaya yönelik bir tutumdur. Hal böyle olunca da Kürt Müslümanların devletin kontrolündeki camilerde Cuma namazı kılmayıp alternatif Cuma namazlarına yönelmeleri politik bir tutum olup haklıdır. Bu haklılık “mukabele-i bil misil” kuralı mucibincedir.

Kürtlerin muhtemelen bundan sonra yapacağı şey ise alternatif camiler oluşturma çabası olacaktır. Tabi bu kolay olmayacaktır. Peygamber zamanında Mescid-i Dırar olduğu gerekçesiyle yıktırılan cami örneğinin haksız bir şekilde Kürtlerin oluşturacağı bu camilerle kıyaslanıp inşaya izin verilmemesi, bir şekilde yapılması durumunda tanınmaması ve hatta yıktırılması bile gündeme gelebilecektir. Oysa Kürtlerin inşa edeceği yeni camilerin Mescid-i Dırar olabilmesi için mevcut camilerin Mescid-i Nebevi olması gerekir. Ortada Mescid-i Nebevi niteliğinde camiler yoksa o zaman Mescid-i Dırar’dan da haliyle söz edemezsiniz.

İşin ilginç olan boyutu da şudur. Kurdistan’ın İslami kesimleri mevcut Cuma namazlarına itibar etmeye devam ederken alternatif Cuma namazlarına itibar etmemektedir. Son derece gelenekçi ve ezberlere dayanan bu yaklaşımın dinsel bir gerekçesini hiç kimsenin ortaya koyması mümkün değildir. Mevcudun geleneksel etnik ve ırkçı tutumu ayakta tutan bir yapı olduğunu bilmelerine rağmen ortaya alternatif bir yapı koyamamaktadırlar. Koyamadıkları gibi alternatif yapılanmaya bir de karşı çıkılmaktadır.

Eleştirilmesi gereken husus ise şudur: Yüksekova’da Cuma namazı kılmakta olan Müslüman kitleye yapılan tazyikli sulu ve gaz bombalı saldırıya maalesef İslami kesim gerekli tepkiyi göstermediği gibi İslami insan hakları kuruluşları da tepki göstermemiştir. Bu şekilde tepki gösterilmemesi üç temel sebepten kaynaklanabilir:

Birincisi; kılınan bu namazlar İslami çerçeve içinde değerlendirilmediği için tepkisiz kalınmaktadır. Samimiyetsiz hatta nifak temelli bir eylem olarak değerlendirilmektedir. Çünkü onlara göre Kurdistan diye bir şey yoktur ve bu topraklar hem tarihsel olarak hem de günümüz itibariyle Türk topraklarıdır. Oysa Osmanlı döneminde bile camilerin Kürt camileri olduğu vakıadır. Bu bağlamda Merkez İslamcılığının Kemalizmin ne kadar etkisinde kaldığını da görebiliyoruz. Merkez İslamcılığı bu yönüyle aynı zamanda Kemalisttir.

İkinci olarak; Hâkim Siyasi Kürt Hareketinin düzenlediği Cuma namazlarına yapılan saldırının kınanması durumunda doğal olarak bu hareketin destekçisi konumuna düşüleceği hesaplanıyor olmalıdır ki duyarsız kalınmaktadır. Oysa bu seçeneğin aksi durum ise mevcudun desteklenmesi demektir. Bunu şu örnekten yola çıkarak çok daha iyi anlamak mümkündür. Polisin Diyanet işleri Başkanlığının denetiminde bulunan bir caminin bahçesine taşan halka saldırması durumunda kıyamet koparılacağından hiç kimse şüphe bile etmemektedir. Ancak bu namaza yapılan saldırıya sessiz kalınması merkez İslamcılığının Kemalist boyutunu adeta tescil etmektedir.

Üçüncü bir ön kabul daha bulunmaktadır. Mevcut Cuma namazlarının Allah tarafından kabul edildiği konusunda artık çok da ciddi şüpheler kalmamıştır. Bu bağlamda Devletçi İslam da benimsenmiş olmaktadır. Çoğunluk artık Cuma namazlarına katılmaktadır. Kürtlerin kıldığı namazlara yaklaşım ise muhtemelen alternatif Cuma namazlarının Allah tarafından kabul edilmediği ön kabulüne dayanmaktadır. Çünkü mevcut namaza yapılacak muhtemel saldırıya karşı takınılacak muhtemel tutum ile alternatif Cuma namazlarına yapılan saldırıya kayıtsız kalınmasının başka hiçbir izahatı yoktur. Yani söylenmek istenen şudur: Kürtlerin ayrıca kıldığı Cuma namazlarını Allah kabul etse dahi biz kabul etmiyoruz.

Bu şekilde davranan Kürt İslami kesimi ise otomotik olarak devletin ve mevcut iktidarın safına düşmektedir. Çünkü takınılan tutum tarafsız bir tutum değildir. Bu ayıp hiçbir zaman devletin ve Kemalizmin etkisinden kurtulamayan merkez İslamcılığının kontrolündeki Kürt İslamcıları için de yeterli bir ayıptır.

Devletin Yüksekova’da kılınan namaza saldırması normal karşılanabilir. Ancak sanırım Kürtleri en çok yaralayan şey İslami kesimin olaya tepkisiz kalması olmuştur. Bazı kesimlerin Hakim Siyasi Kürt Hareketi kontrolünde kılınan Cuma namazlarını tamamen politik bir namaz olarak değerlendirdiğini biliyoruz. Ancak unutmamak lazımdır ki Cuma namazları özü itibariyle cemaatle kılınan bir namaz olup ağırlıklı olarak politik bir namazdır. Yani Diyanet İşleri Başkanlığının kontrolündeki camilerde kılınan namazlar ne ise Kürtlerin muhalif namazları da odur.

Sonuç itibariyle ortaya çıkan fotoğraf şudur: Devlet tarafından, alternatif cuma namazı kılmakta olan “Müslümanlara” tazyikli su ve gaz bombaları ile saldırılmasına rağmen “Müslüman” kesim bu olaya tepki göstermeyerek saldırıdan adeta memnuniyetini açığa çıkarmış bulunmaktadır. Hala Kemalizmin etkisinden bile kurtulamamış Merkez İslamcılığından ve bu İslamcılığın etkisindeki Kürt İslamcılarından başka bir şey de beklememek gerekir.  

/witter/abasitbildirici

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.