22 Nisan 2018, Pazar

Üst Menu

Çağrılmadan Gelen Yakup

Çağrılmadan Gelen Yakup

TC 14 YAŞINDA İDAMLA YARGILADIĞI ÇOCUĞUN HAYATINDAN ŞİMDİ DE YARGITAY MARİFETİYLE 10 SENE GASP ETMEK İSTİYOR

Araya giren yazıydı Kemal Gömi, Yakup Köse yazısından önce. Ama sırt, omuz ve en fenası koldaki ağrı yazı fiilini ızdıraba dönüştürdüğü için erteleyip duruyordum. Ama mahkeme günü gelip çatmış, ızdırabın hiyerarşisi olmaz da, 14 yaşında idamla yargılanmış bir çocuk, çocukluğunun ilk gençliğinin dokuz senesi çalınmış genç bir adam yeniden 10 senesi gaspedilmekkle karşı karşıyken benim ızdırabım katlanılabilir bir ızdırap oldu.

Modenizm verdi militarist partizanlıkla öylesine malul olmuşuz ki, sistem dahili birbirinin izdüşümü vukatın birini harice koyabiliyoruz. 19 Aralık 2000'de devlet eliyle 20 cezaevinde, 32 kişinin katledilmesiyle neticelenen Hayata Dönüş Katlimanı'ndan, onbir ay kadar önce 20 Ocak 2000'de yapılan Noel Baba Katliamı'nın maktülleri birbirlerinde farklı görünse de, devletin her iki katliamdaki motivasyonu da aynıdır. Ama çoğumuz tutuklu İBDA-C'lilere yapılan Noel Baba Katliamı'nın adını bile bilmeyiz. Argümanları çok daha detaylıdır ama her iki katliamın özünde de muhalifleri zorla tektip itaatkarlara ehlileştirmek, hem dışarıdakilere gücünü göstermek, hem de dışarıya içeridekileri "tehlike" olarak gösterip kendini meşrulaştırmak yatar. Doğu Bloku'nun yıkılmasından sonra TC'deki tehlike Batı'dan farklı olarak ve içtimai ezbere izafi isabetli bir staratejiyle iki başlı servis edilmişti. Terör eşittir Kürdler ve irtica eşittir dindar müslümanlar. Ama arada Batı'nın yeni yegane "tehlikesi" müslümanlar eşittir terörü de, İdris Küçükömere gayr-i ihtiari bir selam çakıp ana "tehlike"ye dönüştürmeden ama bir terör parantezi açmayı da ihmal etmemek için İBDA-C tercih edilmiş bir obje olmuştu.

Bu coğrafyada daha ziyade, altmışından sonra yazdığı 'Medeniyetler Çatışması'yla maruf Samuel Huntington, bu kştapta post-modern global dünyada çatışmanın daha ziyade kültürel (din, gelenek vb) menşei olacağını ve ulusal devletlerin nicelik olarak artacağını, artık yeryüzündeki asıl büyük çatışmanın Müslüman olan ve Müslüman olmayanlar arasında yaşanacağını ve bunun uzun süre contemporary kalacağını iddia eder. Althuser biraz erkenci davransa da ideolojinin ölümünün ilanı 80'lerin başına denk düşer, ama Huntington'un "yeni tehlike" için ideolojik aygıt görevi gören kitabı Doğu Bloku'nun yıkılışından iki sene sonra 1993'te piyasaya sürülmüştür. Bu coğrafyada pek tanınmayan, daha yakın trihli bir başka kitabı 'Who Are We - The Challenges to America's National Identity', kendi coğrafyasında ve Güney Amerika'da belki ilkinden de fazla ses getirdi.Amerika için WASP'a (Beyaz Anglosakson Protestan) milli kimlik (?!) olarak sarılmayı teklif eden ve Hispanik nüfusu büyük tehlike olarak gören/gösteren bir kitaptı bu. Ki Hispanik nüfusun USA'da sadece nicelik olarak siyahların önüne geçmesi değil, ortak bir nativedilleri olmayan siyahların aksine Hispaniklerin native dil olarak İspanyolcayı kullanmaları asıl Huntington'ı Hispanik nüfusu ana "dahili tehlike" olarak algılamaya/algılatmaya motive ediyordu. . 'Who Are We - The Challenges to America's National Identity',nin tezi size TC'nin Kürd siyasetini çağrıştırmadı mı? Merhum Huntington, tıpkı Bu coğrafyanın Yalçın Küçük'ü gibi kendi çıkar ve inancı doğrultusunda teşekkül ettiği hipotezini, netice olarak alıp, verileri bu netice/hipotezi doğru çıkaracak şekilde tahrip edip hakikatinden uzaklaştırmakla da maluldür.

Hayata Dönüş ile Noel Baba katliamları kardeştir demeyip, aralarında hiyerarşi oluşturup diğerini yok farzetmenin naif bir izdüşümünü de 14 yaşında devletçe idamla yargılanan ve yetişkinlerle aynı koğuşta hapsedilen Yakup Köse, gazetelerde, televizyonlarda, kendi başına soğuk canavar olan ama hüküm eden insanlarla kan isteyen bir canavara dönüşen devletin kurbanlarından Manisalı Çocuklar'a Türkan Şoray'ların, Yılmaz Erdoğan'ların ziyarete gittiğini, onlar için imza kampanyaları, eylemler düzenlendiğini gördükçe "ben çocuk değil miyim?" der.

TC bugün Yargıtay marifetiyle, 14 yaşında idamla yargıladığı, üyesi olduğunu iddia ettiği örgütü hapiste öğrenen, çocukluğunu ve ilk gençliğini telafis olmayacak şekilde çaldığı, hapiste yaraldığı, tabutluklara kapattğı Yakub'un on senesini daha cebren gaspetmek gayesiyle akıllara seza bir dava görecek.

Yakub, İbranice`de Saffetullah, yani "Allah`i saf ve temiz kildigi kul" manasındadır. Diğer ismi de İsrail`dir, "Allah`ın kulu" manasına gelir. Din tarihinde Hz. İbrahim'in, küçük oğlu İshak'in oğludur.

Çağrılmadan gelen Yakub'dur o. Genesaret gölünde balıkçılık yaparken Hz İsa'nin mucizelerine şahid (şehid burada siyaseten bir yalana saptırılmamış manasında kullanılabilir) olsun diye cağrılmamıştır, eğer Nietszche'nin "soguk canavar" dediği modernist devletin ceberrut ellerini mucizeden saymiyorsak. Ama o da Kral Herodes Agrippa'nin katlettirdiğiYakub gibi, devletin katlettiği Yakub'dur cismen olmasa da, tıpkı Pinar Selek gibi, ve bu katl Prometheus'un oyulan yüreği ya da Sisyphos'un kayası gibi biteviye tekerrür eder devletin Yargı eliyle.

Yakub hiç kimsedir, Meursault`dan beter ıssızlaştırılmıştır, ve Yakub "sen"dir, "ben"dir, herkestir, cebberut devletin bekasına tehlike atfettiklerine bir ikaz olarak torbadan çıkan olmuştur, ama ceberrut devletin ideolojik aygıtlarıi da vardır, Yakub'u Meursault'dan beter ıssızlaştıran, zar ona düşmüştür, keskin viraji dönmek de. Bizler de Yakublaştırılma potansiyellerimizi idrak etmeyip, normalleştirmiş kayıtsız kalmışızdır Yakub'un katline, Pınar'ın katline, senin katline, benim katlime... 14 yaşında devletin yağlı urganıyla sınanmış Yakup Köse de bir kısa mektubunda "hem öldürdüler hem yaraladılar hem senelerce hapis yatırdılar şimdi de ceza vermeye hazırlanıyolar" demiştir.

Ne devletler bakidir, ne aygıtları, ne aktörleri de, ama iktidarla malul aktörler bağışlanmış bir canı, bir hayatı devlet adına gasp etmeyi hak görür kamaşmış gözleriyle. Ne de olsa zavallı "insan"ın toplum için feda edilebilirliği öylesine kanıksanmıştır ki. Devletin iktidarı olsun, o iktidara yeni bir içtimai mühendislik hipoteziyle talp olan büyük kimlik grupları olsun, birey olarak insana, iradesine hatta canına paye vermez, o her daim feda edilebilirdir.

Yakub'un hikayesinin bir bölümünün denk geldiği devletlu aktör de, onun yaralı da olsa canını kurtardığı bir katliamın taşaron mütahidi, F Tipi'nin de mimar yamaklarından, Ali Suat Ertosun`dur. Katliamın adı da "Hayata Dönüş" (!?).den on bir ay ihtiyar "Noel Baba".

Bir katliam geleneğinden cesedini kurtarmış Yakub

Devlet karşısında bağışlanmış bir canın kadir kıymeti olmayan bir cografyanın çocuklarıyız. Devlet aygıtının güç vesayetini aleni ya da gizli ellerinde tutanların seyri-daimi için, insanı kah “şehit”, kah “hain” isim sıfatlarına sarmalayıp kolayca kıyılmıştır öteden beri bu coğrafyada. İttihat ve Terakki Partisi’nin Teşkilat-i Mahsusa’sından, taze TC’nin MAH'ıina, Seferberlik Tetkik Kurulu’na, bugünün Özel Harp Dairesine, JOH’une (artık JİTEM değil JOH –Jandarma Özel Harekat-)…

İşte bu katliam akabinde de, ellerindeki kanın kokusunu Arabistanin tüm esanslarının kapatamadığı Her Daim Derin Devletlu bir Çicek’in teklifi, Bakanlar Kurulu kararı ve dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in icazetiyle “Devlet Ustün Hizmet Madalyasi”yla şereflendirilmisti (!?) Ertosun.

Devletin, maaşını vergilerimizle bize ödettirdiği katilini şereflendirmesine dayanamayan, insan hakları savunucusu Leman Yurtsever’in, zati katile gıyabında takdim ettiği “İnsan Hakları Utanç Belgesi”

de tam yerini bulmuştu, zaman ve mekanın izafiyetinde. Ama Ankara 27. Asliye Ceza Mahkemesinin Hakim'i de devletin maaşınıi bize ödettirdiği bir aktördü, ve bu isabetli tespidi Leman'a dava açarak değerlendirmişti. Can Baba ucuz kurtulmuş, göte göt dedirtmiyor devlet her daim.

Yakub Noel Baba Katliamı kontenjanına düştüğü için militarist partizanlıktan malul yazarların bir bölümü tarafından "üç maymun" meteforuyla sarmalandı (Umur Talu hariç). İdeolojik aygıtlarını verimli kullanan devlet, izdüşümlere arkları tutup görünmez kılıp ben ve öteki kutuplaşmasını sarsıldığı yerde hemen tamir edip sağlam inşa ettiğinde, ötekiyi yekpare bir homojenlikte belletse de, mütedeyyin kalemler de uzun süre sessiz kaldı Yakub'a. Bir yerden sonra vicdanlar biraz açıldı ama vardır bir hikmeti nerdeyse açılan mütedeyyin vicdanların tamamı cinsiyeten kadın vicdanlardı.

Hangi çocukların neye imrenmesi yalınayak şiirdir? (Ece Ayhan)

Orta ikiden ölerek ayrılan çocuklar, neden hep solgun halk çocuklarıdır? İktisadi piramidin en altından, devlet dersinde öldürülmüş çocuklardır. Antalya'ya mecburi göç etmiş fakir bir ailenin İmam Hatip Öğrencisi oğludur Yakup. 14 yaşında okul dönüşü, bir gösteriye denk gelir, televizyondan üstün körü duyduğu Çeçenistan için yapılan bir gösteri. Yeni yeni delilenmeye başlamış kanı heycanlanır, seyreder, aralarına katılır, işaretlerini taklit eder. Polis Amcaları (!?) da onu mimler. Akşam yemeğini yerken gelirler. Yakup "terör örgütü" üyesi olarak göz altına alınır. Yakup idam cezasıyla yargılanır, yaşı küçük olduğu için cezası indirilir. Yakub'u İBDA-C'yle alakalandıracak bir şey yoktur, ama evde su boruları bulunur, çünkü baba su tesisatçısıdır ama bu borular polis tutanaklarına "bomba yapımı için malzeme" olarak geçer. Yakup tutuklanır, ama çocuk ıslah evinde değil de yetişkin erkeklerle aynı koğuşta kaldığı bir hapishaneye atılır. Üyesi olduğu iddia edildiği İBDA-C'n,in adını da detaylarını da 9 senelik mahpusluğunda öğrenir.  

Yakup anlayamaz, aile yol yordam bilmez. Tam da ıssızlığın ortasında kalmışlardır. Umarsız baba, mağduriyetin maşa zalimi Ertosun'un huzuruna bile varır canhıraş. Bu talihsiz karşılaşmayı anlatmayayım, Yakub'ûn kitabından okuyun.

Yakub, Noel Baba, hayata Dönüş katliamları furyasına Bandırma'da yakalanır. Kolluk kurşunuyla kolundan yaralanır, koğuş arkadaşı gözlerinin önünde katledilir. Yaralı derdest edilip başka bir hapishaneye nakledilip, tabutluğa kapatılır. Çocukluğu ve ilk gençliğinin dokuz senesi telafi edilemez şekilde çalınan Yakup hürriyetine kavuştuktan, ve istiab haddinden sistemi kırmamak için makasın bazı AB Uyum Yasaları'yla biraz açıldığı dönemde kendisine yaşatılanların hukuki mücadelesine girişmişken, internette her ikisi için de 10'ar sene daha hapsetmek istedikleri iki aynı dava (yanlış okumadınız iki ayrı mahkemede iki aynı daca) açıldığını öğrenir. İstanbul'daki ilk duruşmada zaman aşımından düşer, Bandırma'dakiden 10 sene hapsi kararı çıkar. Yakub'un suçu (!?) ise akıllara sezadır, operasyonda yaralanıp derdest edilip nakledildikten on gün sonra (evet 10 gün) askerler Yakub'un kaldığı koğuşta arama yapmış, ve koğuşun duvarlarında ancak bir taburda olabilecek kadar silah ve patlayıvcı bulunmuştur (!?)...

Evet bugün Yargıtay'da bu 10 seneyi onamak için bir dava görülecek. Altta da Yakub'un bu davaya dair sizlere iletmekte hayli geç kaldığım destek çağrısı var.

Sevgiyle kalın

Ps. Yakup Köse, kendisine yaşatılanları detaylarıyla, bu sene piyasaya çıkan"Bir Çocuğun Gözünden 28 Şubat – Cezaevi Notları" isimli bir kitapta kaleme aldı. Meraklısına.

27 KASIM’DA YARGITAY’DA GÖRÜLECEK

OLAN DAVAMA DESTEK İSTİYORUM

2 Ocak 2000 senesinde, devletin “Noel Baba” adını verdiği operasyonda Bandırma Hapishane ’sinde neler olduğunu biraz anlatayım: Gece ikide ilk mermi sıkıldı. Sabah altıdan sonra da koğuş taranmaya başladı. Üç gün boyunca koğuşlara gaz sıkıldı. Gaz bitince diğer illerden gaz takviyesi yapıldı. Kendi hazırladıkları molotofları, çeşitli yerlerinden vurulmuş mahkûmların üzerlerine attılar. İtfaiye araçlarıyla koğuşların içini suyla doldurdular. Operasyonun sonunda, tahliyesine üç ay kala Hasan Meriç öldürüldü! Ben dâhil dokuz mahkûm ağır yaralandı.

Devletin güvencesinde olması gereken mahkûmlara yönelik yapılan bu “Noel Baba” operasyonunun ceremesini bizler çektik. Devletin yakıp yıktığı yerleri sanki bizler yakıp yıkmışız gibi hakkımızda davalar açıldı. Bandırma 2. Asliye Ceza Mahkemesi bizlere on yıl ceza verdi. Peki, bu operasyonun emrini veren sivil ve askerî yetkililer, hapishaneyi yakıp yıkan, bir mahkûmu öldüren, dokuz mahkûmu ağır yaralayanlar hakkında dava açıldı mı? Ne münasebet efendim! Belki madalya bile almışlardır.

Dosya Yargıtay’a gitti. Yargıtay, evrak eksikliğinden dosyayı geri yolladı. Bandırma 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin kalemindeki acar memurlar, yemeyip içmeyip dosyayı geldiği gün geri gönderdiler. Ne olur olmaz dosya zaman aşımına girer düşüncesiyle yolladıklarını da, kendileriyle yaptığım telefon görüşmesinde bana söylediler. Yargıtay’a tekrar gönderilen dosya hakkında 27 Kasım 2013’de karar verilecek. Eğer Yargıtay yerel mahkemenin kararını onansa yeniden cezaevine gireceğim.

Noel Baba” operasyonu adıyla Metris Cezaevi’ne düzenlenen operasyona yol açan gelişmelerde JİTEM’in olduğunu, bizzat JİTEM elemanıErgenekon davasında itiraf etmiş, bu itiraf üzerine Metris isyan davasında hapis cezası alan hükümlüler hakkındaki infaz kararı durdururdu. Bandırma Cezaevi’nde de, başta JİTEM elemanları olmak üzere istihbarat örgütlerinin olup olmadığı araştırılmalı. 28 Şubat’la hesaplaşmanın arifesinde bu operasyonun da ele alınmasını gerekmiyor mu?

Not: Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mücahit Erdoğan dosyanın “onaylanmasını” isteyerek 9’cu ceza dairesine sevk etti. Evet, 28 Şubathukuksuzluklarından dolayı on dört yaşından, yirmi dört yaşına kadar geçirdiğim zaman yetmemiş gibi yeniden cezaevine gönderme gayretinde olanlarla ne diyebilirim ki. Sizi bilmem ama benim için geri sayım başladı. 

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.