23 Haziran 2018, Cumartesi

Üst Menu

Cegerxwîn ve Bediüzzaman

Cegerxwîn ve Bediüzzaman

Bu gün Bediüzzaman Said Nursi’nin az bilinen bir hatıratını konu edinmek istiyorum. Hatırayı anlatan zat şu an emekliye ayrılmış Mele Necmettin Santalu hocadır.

 

Kendisi Diyarbakır’ın Bismil ilçesi Tepe beldesi çarşı camiinde imam iken dostu Hacı Selahaddin bu olayı bire bir ona nakletmiştir.

 

Şimdi olayı bizzat Hacı Selahaddin’in ağzından dinleyelim: “ ben ve kardeşim Hamdin köyde yaşanan bir hadiseden dolayı mahkûm olmuştuk. Benim Mele Mihemedê Cadê adında başka bir olaydan dolayı mahkûm olmuş bir arkadaşım vardı.

 

Tabi ki bizler mahkûm olduğumuz için ve köyümüzü de terk ettiğimiz için geçimimizi, çoluk çocuklarımızın geçimini sağlamak çok zor idi.  Ben ve arkadaşım Mele Mıhemedê Cadê Silah kaçakçılığını yapıyorduk, Silah almak için mahkûm olduğumuz halde ta Isparta’ya kadar gittik, orada benim bir asker arkadaşım vardı. Isparta’ya varıp arkadaşı sorduğumuzda, o zatın Antalya’ya gittiğini ve yarın döneceğini bize söylediler.

 

Bunun üzerine Mele Muhammed bana :“Selahaddin gel madem arkadaş yoktur yarın gelecektir bizde Barla’ya Seyda’nın ziyaretine gidelim ondan dua da isteyelim ziyaret edip gelelim” dedi.  Bende “Tamam” dedim ve bir açık arabaya atladık Barla’ya vardık.  Seyda’nın evini sorduk. bize gösterdiler, vardık, izin istedik. Bize izin verdiler. İçeriye girdik, Seyda’nın ellerini öptük, bize “oturun” dedi. Oturduk.

 

“Nerelisiniz”? diye sordu. Ben Bismil’in Girê Hacî Farıs’lı olduğumu söyledim, Bana dedi ki “Dêrîş size yakın mı” ? “evet, kurban” dedim, bana dedi ki “Mele Muhammedê Dêreşî daha sağ mı”?  Evet, Kurban dedim. “Eve gittiğinde onu görebilecek misin” dedi : “Seyda emir ederse görürüm kurban” dedim; “gördüğünde ona de ki acele etmesin”. (Hala maksadı ne idi bilmiyorum) ben de “Tamam Kurban” dedim. Eve geldim Dêriş’e gittim Seyda Mele Muhammed benden bir gün önce Rahmete gitmişti; ben de halka meseleyi anlattım böyle böyle söylemişti Seyda diye söyledim. )

 

Arkadaşıma döndü: “sen Nerelisin” dedi? Arkadaşım “ben Silvan Cadê Köyünden’im kurban”, İsmin nedir diye sordu, “Mele Muhammed ” dedim. “sesin nasıldır”? diye sordu. “Normaldir kurban” dedim. Peki o zaman “bana bir Kilam (Kürtçe şarkı ) söyle” dedi. Mele Muhammed valla kurban ben şarkıları beceremiyorum, fakat Cegerwxîn’in bir iki şiirini Seyda isterse söyleyeyim, bilmem Seyda rıza gösterir mi, göstermez mi bilmiyorum. “o ne” diye sordu, “Walla Seyda bilmiyorum kimisi kafirdır, bilmem nedir, onun için Seyda’nın rızası var mı, yok mu diye söyledim. Hele bir tane söyle dedi Ben de:

 

Cegerxwîn’in “Pîra Torê” adlı şiirini okudum. Şiirin;  “Xan û eywan kirne wêran, mêr û jin serjê kirin /
Min go pîrê qey tu kurdî? çûye tilyên xwe bi gez.”

 

kısmına geldiğimde Seyda’nın gözünden yaşlar süzüldüğünü gördüm. Şiiri bitirdim; bana döndü ve dedi ki: “Hangi kâfir diyor bu kâfirdir” ?

 

“Bilmiyorum kurban, bizim orada bazıları diyorlar,” diye söyledim.

 

Şiirin tamamı şu şekildedir.

 

Pîra Torê”

 

“Hilkişîme çûme jorê her du rex min bend û rez,
Min dî pîrek tê ji Torê ker di ber de tê bi lez.

 

Hate nêzîk rojbixêrek da û wek min dil bi xem,
Pîre bî bû por-sipî bû taqî-reş bû rû gewez.

 

Min ji pîrê xweş dipirsî ey metê tu ji kû ve tê;
Go ji Sêrtê diçme Bêrtê, xûniya romê me ez.

Xan û eywan kirne wêran, mêr û jin serjê kirin,
Min go pîrê qey tu kurdî? çûye tilyên xwe bi gez.

 

Belkî benda rez bi guh bit dengê xwe pir hilmeke;
Pir ditirsim ez ji derbê singûyê roma teres.

 

Min digot, axa û beg; wê go kurê min guh medê,
Ew şivan in sermiyan in dane gur wan col û pez.

Min kurek tenha heye ew şandî bajêr medresê,
Wî du sê pirs bo me gotin pê helandin cerg û bez.

 

Gotî dayê em dixwînin wek Cegerxûn gotiye;
Zû bixwînin hev bibînin biçne Kurdistan bi lez.”

 

Olay Kürtçe aktarılmış olmasına rağmen herkes anlasın diye Seyda Mele Necmedin bunun Türkçe anlatılmasını istedi.

 

Şiirin başlığını taşıyan “pîra torê” bu olayları bizzat yaşayan ve ölü taklidi yaparak ölümden kurtulan bir kadındır. O kadın yaşananları bizzat Cegerxwîn’e anlatmıştır. Şiir de bunun üzerine kaleme alınmıştır.

 

Peki, Cegerxwîn’in şiirine konu olan ve Üstad Bediüzzaman’ı da ağlatan bu olayın detayı nedir? Onu da
29 Ocak 2014 tarihli  “Dicle Haber Ajansı”nın “Şırnak Elaqamiş tan Roboski ye katliamlar kenti”  dosyasını özetleyerek verelim.

 

“Cumhuriyetin kuruluşundan sonra Şeyh Sait isyanıyla devreye sokulan Şark Islahat Planı Yasası'yla pek çok katliamlar ve sürgünler gerçekleştirildi. Bu katliamlara sahne olan kentlerden bir de Şırnak. Kürt coğrafyasında Botan olarak adlandırılan bölgenin kalbi olan Şırnak'ta devlet tarafından gerçekleştirilen ilk katliam 18 Nisan 1926'de yaşandı. Mardin ve Şırnak arasında kalan Havêrkan bölgesinde Haco Ağa liderliğinde başlayan isyanın bastırılması üzerine yüzlerce insan, Rojava'ya gitmek zorunda kaldı. Kendilerine güvence verilmesi üzerine Rojava'dan geri gelen yüzlerce insan 18 Nisan 1926 tarihinde bugün Cizre ilçesine bağlı Alakamış (Êlaqamiş) köyü sınırında askerler tarafından katledildi. Şırnak'ta o gün yaşanan cumhuriyet tarihinin sorgusuz sualsiz ilk katliamı, sonraki katliamlara da kapı araladı. İlk katliamın yaşandığı Alakamış (Êlaqamiş) köyünde yaşananları, hem belgeler hem de tanıklar ve yaşananların öyküsüyle büyüyen çocukları anlattı.
 

Kürtlüğü tek ölçü olarak kabul eden devlet yetkilileri, Mardin ve Şırnak arasında kalan Havêrkan mıntıkasında sürek avına dönüşen harekâtların startını verdi ve bölgenin ileri gelenleri ile aşiret reisi ve aydınlarını gerekçe göstermeden tutuklamaya başladı. Askeri yığınağın yapıldığı bölgeye yeni karakollar inşa edildi, yüzlerce kişi değişik yerlere sürülmeye başlandı. Devletin etnik temizlik politikasına karşı ayaklanmak için hazırlıklara başlayan Havêrkan aşiretler konfederasyonu lideri Haco Ağa, bölgenin en etkili liderlerinden biriydi. Konfederasyona bağlı aşiretlerle toplantılar alan Haco Ağa, isyana katılmaları için birçok çevreye çağrıda bulundu. Ancak çağrılarına verilen yanıt beklentilerini karşılayacak kadar olmaz ve çağrısına kendisine bağlı aşiretler ve Şeyh Sait isyanından kurtulmak için bölgesine sığınanlar dışında pek destek bulamaz. İsyan öncesi yoğun bir hareketliliğin olduğu bölgede devlet ise işbirlikçi aileler aracılığıyla anlık istihbarat alıyor, karşı hazırlıklarına hız veriyordu. Kısa süre sonra bölgeyi kuşatmaya alan askerler, Havêrkan lideri Haco Ağa'yı tutuklamak için yoğun bir uğraş verse de başarılı olamaz. 

Mart 1926 tarihinde, bugün Mardin'in Midyad ilçesindeki bölgede patlak veren isyan sonraki günlerde Rojava sınırı boyunca devam etti. Bölgedeki askeri birlikleri kuşatan Haco ağaya bağlı birlikler, yüzlerce devlet görevlisini kovdu bazılarını da rehin aldı. Yaklaşık iki hafta boyunca Cizîrê olarak bilinen Nusaybin-Cizre ilçeleri arasındaki bölgeyi kontrolünde tutan Haco ağa'nın güçleri, daha sonra binlerce asker ve işbirlikçi aşiret savaşçısı tarafından kuşatmaya alındı. Kuşatma yüzünden oldukça zor günler geçirmeye başlayan Haco ağaya bağlı güçler, çaresiz Fransa'nın kontrollündeki Rojava ve Suriye'ye geçti. Savaşçıların yanı sıra kadın ve çocuklar ile götürebildikleri eşyalarını da yanına alan isyancılar, Suriye'ye çekilme sırasında birçok devlet yetkilisini rehin alarak, güvenli geçişi sağlamaya çalıştı. Onlar sınırı geçmeye çalışırken uçaklarda sınır boyunca günlerce köyleri bombaladı. Bombardımandan kaçmak için binlerce yurttaş sınırı geçerek, Suriye topraklarına sığındı, günlerce arazide yaşamak zorunda kaldı.
 

Açmaköyü'nde oturan görme engelli Abdullah Yalçın (67) isimli yurttaş da, katliamı, yaşayan aile büyüklerden dinleyerek büyüyenlerden. Yalçın, büyüklerinin o günlere dair anlatımlarını şu sözlerle aktardı: "Haco isyanına katılan, kıtlıktan kaçan dostlarımız, yakın akrabalarımız o zaman Binxetê'ye geçmiş. O zamanlar müdür dedikleri devlet yetkilisi, bazı kişiler aracılığıyla isyancılara haber göndermiş geri gelmeleri halinde kendilerine hiçbir şey yapmayacaklarını söylemiş. Tabi haber duyulunca isyana destek verenlerden çok, kıtlık döneminde yerini yurdunu bırakarak, Binxetê'ye geçenler dönmek istediklerini bildirmiş. Yapılan görüşmelerin ardından canlarına kast edilmeyeceği sözü üzerine yüzlerce insan geri dönmüş.

Bu görüşmeler olurken İdil ilçesine bağlı Alakamış, Açmaköyü ve Ocaklı köyündeki askeri yetkililer, Ankara'ya Ermeni isyancıları yakalamak üzere olduklarını bildiriyor. Haberleşmelerin ardından gizlice, geri gelen herkesin gece karanlığında köylülerle birlikte eş zamanlı olarak kurşuna dizilmesi kararı alındı. Geri dönüşün olması beklenen günlerde her üç köyde de askerlerin sayısı artırılmış ama verilen sözler üzerine kendilerine birşey yapılmayacağı garantisini alan binlerce kişi gruplar halinde sınırdan geçerek, Alakamış ve Açmaköyü köylerine gelmeye başladı. Geri dönüş öncesi köylere asker yığan askeri yetkililer, 18 Nisan 1926 günü Alakamış köyüne gündüz gelenleri serbest bırakmış ancak gece gelen 400'den fazla olduğu belirtilen kişinin ellerini tellerle bağlayarak bekletmişti.

 

'Katliam kararı üzerine kurşuna dizilip, yakıldılar”
 

Alakamış ve Açmaköyü köylerindeki askerler sabaha karşı elleri bağlı şekilde tutulan kadınlarla çocukları bir evin avlusuna, erkekleri de aynı şekilde bir başka evin avlusunda topladı. Herkesin toplandığından emin olan Alakamış'taki askeri yetkili, askerlere herkesi taraması talimatını verdi. Çoluk çocuk dinlemeden herkesi tarayan askerler, taramadan sonra üst üste yığılan insanları hayatta kalan olmaması için herkesi süngülemeye başladı. Yaklaşık iki saat sürdüğü tahmin edilen bu katliamın ardından bu kez de kışın yakacak olarak kullanılan kurumuş otlar ve çalı çırpı öldürülenlerin üstüne atıldıktan sonra ateşe verildi. Tarama sırasında cesetlerin altında kalan 6 genç kadın, olayı birkaç süngü yarasıyla atlattı ve sürünerek ahırlardan birinde gizlendi. Bir süre ahırda yaralı halde saklanan kadınlar daha sonra ahırın duvarında bir delik açtıktan sonra köyden uzaklaşmayı başardı.

 

Kürt yazar ve tarihçi Cegerxwîn "Hayatım" adlı kitabında, bizzat tanık olduğu bu olayı şu sözlerle aktarıyor: "Birçok insan sınır komutanının sözüne kanarak köyüne döndü. Katiller dönenleri ikiye ayırdı. Erkekleri muhtarın çevresine toplayıp birbirine bağladılar. Sonra makineli tüfeklerle kurşuna dizdiler, cesetleri yaktılar. Çocukları ve kadınları damlara tıktılar, odun ve kuru otlarla onları tutuşturdular. Kadınlar, çocuklar ve bebeler yanan ve çöken evlerinde kül oldular." 

Katliamın yapıldığı gün halasının da Alakamış'ta katledildiğini belirten Abdullah Yalçın isimli yurttaş:. Bizim köyde oturan aslen Karalar beldesi nüfusuna kayıtlı Hazine isimli bir kadın da kurtulan 6 kişiden biriydi. Bize o gün yaşadıklarını ağlayarak, askerlerin henüz meme emen bebekleri nasıl süngülediğini anlatırdı. O vahşetten bacakları ve beline aldığı süngü darbelerinden yaralı kurtulmuştu. Köyün kadınları hep Hazine'nin vücudundaki yaralardan bahsederdi."
 

'Önce öldürdü sonra yaktılar' 

 

Alakamış katliamını, bu katliamdan kurtulan iki köylüsünden defelarca dinleyenlerden biri de İdil ilçesine bağlı Oyalı (Delaveqesre) köyünde yaşayan 84 yaşındaki Saruhan Baya. Alakamış köyünde kurtulanlardan çocuk, kadın ve erkelerin dışında bebeklerin bile süngülerle öldürüldüğünü dinlediklerini belirten Baya, "Bizim köyden kurtulan iki kadın vardı. Birinin adı Fatma, diğerinin ise Esma'ydı. Ağır yaralı kurtulmuş vücudunun birçok yerinden süngü darbeleriyle yaralanmışlardı. Askerler kimsenin kurtulmaması için taramadan sonra yere yığılan insanları süngülemişti. Köyün kuzeyinde bir dere yatağı var. Anlatılanlara göre öldürülen insanların kanı o dere yatağına kadar akmış" olduğunu söyledi. Baya, öldürülüp, yakılan insanların üstlerine sonrasında toprak atıldığını, o bölgenin de sonraki yıllarda mezarlık yapıldığını kaydetti.”

 

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.

 

Yazarın Son Yazıları

24.Mayıs.2015 Pazar
08.Şubat.2015 Pazar
31.Ocak.2015 Cumartesi
19.Ekim.2014 Pazar
30.Ağustos.2014 Cumartesi
07.Temmuz.2014 Pazartesi
14.Haziran.2014 Cumartesi
10.Haziran.2014 Salı