23 Haziran 2018, Cumartesi

Üst Menu

Cemaat'ten Korkuyorum!

Cemaat'ten Korkuyorum!

İnsanlar bilmediği şeyden korkar. Cemaat bende tam da bu duyguyu yaratıyor. Bilmiyorum. Bilmiyoruz. Cemaat mensupları dışında geriye kalan bizlerin Cemaat hakkında bildiği nedir? Sadece dinî bir topluluk olduğu değil mi? Ama bakıyoruz, hayır, dinî meselelerle hemhâl olmaları gerekirken, birden Türkiye siyasetinin baş aktörü oluyorlar!

 

Türkiye 17 Aralık'tan beri hop oturuyor hop kalkıyor. Niye?

 

3 Bakanın oğulları nedeniyle şaibe altında olduğu, 1 Bakanın da bizzat kendisinin töhmet altında bırakıldığı ve ucu hükümete dokunan diğer tutuklamaların da olduğu bir operasyondan dolayı. Bu operasyon yolsuzluk ve rüşvet üzerine bina edilmiş. Ortalıkta bazı grafikler, fotoğraflar, ses bantı çözümlemeleri (nedense ses yok) dolaşıyor. Kutular içinde milyonlarca dolar medyadan bize sunuluyor.

 

25 Aralık'ta önce Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ve İç İşleri Bakanı Muammer Güler, operasyonun çirkin bir tezgâh olduğunu ifade ederek istifa ediyor.

Ardından da Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar. Bayraktar, nedense istifasını bir televizyondan açıklama kararı alıyor ve diyor ki: Soruşturma dosyasında var olan ve onaylanan imar planlarının büyük bir bölümü Sayın Başbakan'ın onayıyla yapıldı. Bu minval üzere bakanlıktan ve milletvekilliğinden istifa ettiğimi açıklıyorum. Bu milleti ve vatanı rahatlatmak için Sayın Başbakan'ın istifa etmesi gerektiğine inandığımı ifade ediyorum.

Bayraktar neden rutin bir yazılı açıklamayla yetinmek yerine, televizyonu tercih ediyor ve burada Başbakanı da işaret ediyor? Kişisel garezi, kıskançlığı, düşmanlığı mı var ki "şu adama gereken dersi vereyim, böylece intikamımı alayım da öyle istifa edeyim" diyor?

Bayraktar'ın Başbakanı da istifaya çağıran tarzdaki açıklaması kimin işine yarıyor? Elbette Cemaatçi bürokratik darbe teşebbüsünün. Neden? Çünkü onların asıl hedefi Erdoğan!

Naçizane analizim, Bayraktar'ın zaten Cemaatçi olup, o kadrodan bakan yapıldığı ya da operasyon öncesi satın alındığı. Her bakan onlar için eşitmiş gibi yapıp, Bayraktar'ın oğlunu da alıp serbest bıraktılar. Sonra Başbakan'ın istifa talebi olacağını tahmin ediyorlardı, dediler ki sen istifa ederken Başbakan'ı da suçla, istifaya davet et.

Diyeceksiniz ki bu açık, hepimiz bu tahlili yapıyoruz. Evet öyle de ben zaten anlayanlara değil, bilineni bilmemezlikten gelenlere, tertip ayan beyan ortada diyorum!

Zekâ özürlüler ya da bizi öyle sananlar elbette "meclisten dışarı"!

Şimdi kimse yolsuzluk-rüşvet de kusur muymuş dediğimi sanmasın. Kim, "aa yolsuzluk, rüşvet iyidir" der? Yolsuzluk elbette kötüdür. Yolsuzluk paranın olduğu her yerde olur. Batı gerçek demokrasileri dahil. Şu anda suçlananlar bunları yapmış da olabilir, bilmiyoruz. Ama masumiyet karinesi devam ediyor. Mahkemece karar alınıncaya kadar.

 

Merak ediyorum, bu hassas Cemaat, 2001, Türkiye tarihinin en büyük yolsuzluğunda neredeydi? Elbette yine devletin içinde. 2001'de soyulup soğana çevrildik, devalüasyon öncesi dolar toplandı, başta OYAK dolar milyarderi olundu. Acaba Cemaat işbirliği içinde miydi, yoksa prozelitistçe yine ordusuna hürmetkârlıkta kusur etmek istemedi mi?

 

Gelelim yine buzdağının görünmeyen yanına. Nasıl ki kızlı-erkekli yaşam sızdırması, dershane, 2004 MGK kararlarının gündeme düşmesi asilane nedenlerle cereyan etmediyse, bu operasyon da, yolsuzluk-rüşvet üstüne gitmek gibi pek asilane bir nedene dayansa da, yine biliyoruz ki asıl amaç bu değil, hedefteki Erdoğan. Cemaat Erdoğan'sız bir Ak Parti dizayn etme peşinde.

 

Cemaat, askerin seçilmişi / siyaseti karalamak için daima kullandığı yolsuzluk argümanıyla hassasiyet yaratmak istiyor. Bu hinoğluhin bir plan. Bu bir tuzak. Ne tuzağı? 7 Şubat Fidan krizinde, Gezi'de başarılamayan, bu yumuşak karından girilerek Yargı-Emniyet eliyle ifa edilecek: Bu, RTE'yi ne olursa olsun düşürme planı, Gülen hareketinin kendi istediği kadrolarla Ak Parti'yi dizayn edip sürdürme planı. Dikkat ederseniz Ak Parti kurum olarak yıpratılmıyor. Mesele Erdoğan ve operasyonu ona doğru götürmeyi planlıyorlar.

 

Wall Street Journal ne demişti: Eski orduyla aramız iyiydi. Şimdi ABD'nin Türkiye üstündeki etkisi azaldı.

 

İngiliz gazeteleri kendi başbakanları ve nerdeyse kraliyet haberlerinden fazla Erdoğan / Türkiye hakkında yazıyor. Gün geçmesin ki bir Erdoğan haberi okumayalım. Bu merak, ilgi neden?

 

Çünkü Cemil Ertem'in yazılarında gayet net anlattığı gibi, bu dünya finans oligarşisiyle, Türkiye'de bundan nemalananların, yani çıkarlarına çomak sokulanların ortak bir operasyonu:

 

1. Yazı: İşte bu başka bir ‘şey’ / Cemil ERTEM:

 

http://haber.stargazete.com/yazar/iste-bu-baska-bir-sey/yazi-817625 …

 

2. Yazı: Halk Bankası’nın ‘suçları’ ve bürokratik oligarşi / Cemil ERTEM:

 

http://haber.stargazete.com/yazar/halk-bankasinin-suclari-ve-burokratik-oligarsi/yazi-819278 …

 

Ertem, İran'dan aldığımız gaz karşılığında onlara Türk lirasıyla ödeme yaptığımızı, onların da bizden yine Türk lirasıyla ödeme koşuluyla altın aldığını söylüyor. Alan memnun satan memnun. Hindistan da İran'la olan alışverişini yine Halk Bankası üzerinden Türk lirasıyla yapıyor. Gel gör kü, dünya banka sisteminin kurallarına, İran ambargosuna ve alışverişlerde dolar baz alınmalı teamülüne bu alışveriş ters. Ne yapıyorlar? Yeni bir kuralla bunu engelliyorlar. İşte o zaman Zafer Çağlayan Başbakan'la konuşup ne yapalım diyor, birlikte riski üstlenip bu nevzuhur kuralı deliyorlar, devam ediyorlar. Bu her bağımsız devletin gayet doğal olarak yapması gereken bir şey değil mi?

 

Zafer Çağlayan neden odaktaki bakanlardan biri gayet açık!

 

Başbakan dış finans-faiz lobisi ve içerideki uzantıları derken paranoid değil, o paranoidse biz bunu görenler de paranoidiz!

 

Aksini düşünenler ya habersiz, ya işbirliği içinde, ya da "yesinler birbirlerini" deyip, hep temiz kalma konformizmi içinde yaşayan, İslâmi tandanslı Erdoğan gitsin de nasıl giderse gitsin diyen islâmofobik solcular ve laisist beyaz elitler!

 

Böylece müslüman Cemaat lideri Gülen, islâmofobik beyaz sınıflarla Gezi'de başlattığı ittifakı, ikinci kez tekrarlamış oluyor. Bunun literatürdeki adı Makyavelizm'dir!

 

25 Aralık itibarıyle Halk Bankası'nın kaybettiği değer 1 milyar 625 milyon dolar, halka açık şirketler 9 günde 20 milyar değer kaybetti, borsa sert düşüşler yaşıyor, dolar 2.09 seviyesini geçti.

 

Bu tablo ülkesini seven herkes için iç acıtıcı.

 

Cemaat kime "Hizmet" ediyor? Türkiye'ye olmadığı muhakkak!

 

Türkiye'ye etmediği gibi, kendine de hizmet edemiyor: 23 Aralık'taki tabloya baktığımızda, Cemaat'e yakın şirket hisselerinin de Borsa'da düştüğünü görüyoruz.

 

Yanlış hesap Bağdat'tan dönüyor, beddua eden Gülen'in kötü duası kendisine dönüyor! Tahminim daha da dönecek.

 

Başbakan geçenlerde bir konuşmasında, 11 yılda faizi düşürdük. Türkiye 642 milyar lira kazandı, dedi.

 

Yani şimdi devlet bütçesine giren bu paranın, işbirlikçi faizcinin cebinden çıkmasına ve öğrencilere bedava ders kitabı, hastaya hastane sübvansiyonu olarak harcanmasına sevinmemiz gerekmiyor mu? Eğer yeminli islâmofobik nefret ya da başka hesaplar yoksa sevinmeliyiz. Nedense işçi sınıfı, halk diyen solcuların da halkı ne kadar düşündüğünü ve ne kadar da anti-emperyalist oldukları riyasını görürken de gözlerimiz yaşarıyor!

 

Cemaat'in söz söyleme özgürlüğünü her zaman savunurum. Fakat 7 Şubat 2012'den beri yaptığı, "şiddet" kullanarak Erdoğan'ı düşürme teşebbüsüdür. Şiddet bildiğimiz gibi sadece topla, tüfekle olmuyor. Bu da bir şiddettir. Niye şiddettir? Çünkü demokrasilerde planları, programları, söyleyeceği, yapacağı şeyler olanlar siyasî parti kurar, bunları savunur, propoganda yapar seçilir. Ama siz Parti kurmadan sinsice devlette örgütlenip, tâbir caizse ali kıran baş kesen oluyorsanız, biz sizden korkarız!

 

Şiddetten korkarız, saydam olmamanızdan korkarız, amacınız nedir, nasıl bir Türkiye tahayyülünüz var bunu bilmediğimiz için korkarız, seçilmiş hakkında firavundan girip ateşlerde yansınlar bedduasına giden diskurdan korkarız, Allah göstermesin birgün bizi de yakmak ister mi diye düşünür korkarız. Korkarız da korkarız! Neden? Saydam olmadığınız için!

 

Biz tam tekâmül etmemiş olsa da bir demokraside yaşıyorsak, demokratik kurallara değer veriyorsak, bugün itibarıyla demokrasinin tezahürünün en önemli noktası seçimlerdir. Ülkeyi yönetmek isteyen seçimlerle iş başına gelir, icraat yapar, beğenilirse tekrar gelir, beğenilmezse başkası seçilir. Tek kriter budur.

 

Cemaat bugün bir yargı darbesi yapmak istiyor. Bu açık. Medyası, sözcüleri elbette inkâr edecek, hiç kimse biz darbe yapmak istiyoruz demez. Ama biz görüyoruz, her şey gözlerimizin önünde cereyan etti, ediyor.

 

Eğer bir ülkede bir savcı "askeri bitirdim, Başbakanı da bitireceğim" diyorsa, o ülkede dış-iç basının ve muhalefet çevrelerinin ağızlarına sakız ettiği bir "diktatör" yoktur! Gördüğümüz, maalesef sadece bürokrasi diktatörlüğüdür!

 

Kaldı ki askerî vesayeti kimin gerilettiği tartışma konusu bile değildir: 27 Nisan askerî muhtırasına cesurca karşı koyan Başbakan ve hükümetidir.

 

Bakın 2 hukuk uzmanı, biri Demokratik Yargı eşbaşkanı Orhan Gazi Ertekin, diğeri hukuk profesörü Osman Can ne diyor:

 

Orhan Gazi Ertekin: Siyasetin dışında ama iktidarın içinde Cemaat gibi bir yapı demokrasi için tehlikedir!

 

YeniSafak-Mobil http://yenisafak.mobi/roportaj-haber/cemaatin-siyasi-inisiyatifi-ele-gecirme-operasyonu-23.12.2013-596205 …

 

Hukuk Prof. Osman Can: Bir savcı bunu yapamaz, bu bir suçtur!

 

http://haber.stargazete.com/guncel/hukukcu-osman-can-bir-savci-bunu-yapamaz-bu-bir-suctur/haber-819988 …

 

Nedense, Erdoğan karşıtı kesim tarafından, Cemaatin devlet içinde örgütlenmesi sanki tabi bir olaymış gibi mülâhaza edilip, tartışma bunun üzerine bina ediliyor.

 

Hayır bu örgütlenme tabi değildir. Devletin içinde bu illegal gücün örgütlenmesine, muhtemelen 1970 sonlarından beri izin verilmiş, ama madem ki demokrasiye biraz daha yaklaştık, bu tür yapılar / paralel devletler sonlandırılmalı, bir vatandaş olarak görüşüm bu!

 

Yukarıda verdiğim röportajlarında O. G. Ertekin ve O. Can da hukuki veçheleriyle bunun neden olamayacağını ele alıyorlar.

 

Son söz: Seçilmişten yana, her türlü vesayete karşı, Barış Süreci'yle yanyana, Türk-Kürt eşittir diyerek ve darbe alerjisiyle bir olma zamanı.

 

Bizi katletmeye azmetmiş birileri varsa, "silâhımıza" davranırız, bu durumda kimse de bizi centilmen olmamakla suçlayamaz!

 

Dilerim seçilmişler ve biz demokratlar centilmen davranmamak zorunda bırakılmayız!

 

Seçilmişlerime dokunma!

 

Yort savul!

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.