25 Kasım 2017, Cumartesi

Üst Menu

Charlie Hebdo ve "Yavşak"lıkla suçlanan Müslümanlar

Charlie Hebdo ve "Yavşak"lıkla suçlanan Müslümanlar

Başlık için özür dileyerek başlayalım.

 

Bana ait olmayan bu başlık bu tartışmanın merkezinde bir kelime olduğu için en tepede durmayı hak ediyor kanaatindeyim.

 

Aşağıdaki değerlendirmeleri, Türkiye’de yetişmiş bir müslümanın, dünyasını, fikri altyapısını ve algılarının oluşum sürecini, bunun devletin ve iktidar partisinin algı operasyonları ile olan ilişkisini anlamak adına yapıyorum.

 

“Yavşak” halk arasında hoş görülmeyen bir kelime. Yılışıklık yapanlar, yağcılık yapan ve kendini karşısındakine şirin göstermeye çalışanların düşük karakterlerini izah etmek için kullanılan argo bir kelime.

 

Kendi etrafında aklı selim sahibi biri olarak tanınan Avukat bir Türk arkadaş, İngiltere’deki müslüman cemiyetinin liderlerinin Peygamberimizin (ASW) karikatörlerine karşı oluşabilecek şiddet içerikli tepkileri makul bir seviyeye çekmek için liderlik yaptıkları topluma sağduyu çağrısında bulunmuş olmasını içine sindiremeyip onlara “yavşaklar” diyerek yazılı bir tepki sunmuş.

 

Birazcık aklı selim sahibi bir insan bu metnin gerekli olduğunu, toplumu kör şiddetin kucağına çekmek isteyenlerin oyunlarının bozulması adına lider pozisyonda olanların attığı akılcı bir adım olduğunu kabul eder.

 

Olay burda bitmiyor.

 

Bu metin tercümek edilerek Türkiye’deki iktidar yanlısı medyada (http://m.haber7.com/haberDetay.php?id=1272318) dinde hassas muhakemeyi akliyede noksan okuyucu kitlesinin anlayışını, kavrayışını, akli melekesini iktidarın oluşturmak istediği algının hamuruna su yapmak amacıyla farklı bir hava ile sunuldu.

 

“Liderlerden Charlie'ye karşı sabır çağrısı” başlığı ile verilen haberin detayları, Risale-i Nur okumuş, hukuk fakültesi mezunu, Filistin meselesi ile yatıp kalkan, çeşitli derneklere aktif üyeliği olan, “Kürtleri gündeminize almıyorsunuz” eleştirilerine “Ben muslumanlari önceliyorum. Ve gazzeyi önceliyorum. Sen kobaniyi öncele”  diyerek kendisine göre müslümanın önceliklerini belirleyen bir zatın sahip olduğu mantığa denk gelince, müslümanları sağduyulu davranmaya davet eden bu din kardeşleri “Yavşaklar !.” oluveriyor.

 

Ben de bu zata linkteki haberi kopyalayıp, “verdiğiniz linkteki açıklama metni şu; "Birçok Müslüman, karikatürler yüzünden kaçınılmaz şekilde incinecek, gücenecek ve üzülecek. Ancak bizim tepkimiz, Hz. Muhammed'in nazik ve merhametli karakterini yansıtmalıdır. Sevgili Peygamberimizin sonsuz sabrı, hoşgörüsü, nezaketi ve merhameti, şu an verilebilecek en iyi yanıttır" ifadeleri yer aldı.

 

Sizce bu "Yavşaklar" nasıl bir çağrı yapmalıydi? diye sordum.

 

Bu zat cevaben şunu yazmış; “Sabırlı olun sözü müslümanlara söylenmiş bir söz. "Şiddet içermeyen her türlü tepkiyi gösterin" demelilerdi. Dergiyi basan yada onları koruyan gavurlara da "aklınızı başınıza alın sabrımızı taşırmayın" demeliydiler. Peygamberimiz kab bin eşrefe niye merhamet li davranmamıştır. Bu karikatür krizinde son 5-6 yılda gösterilerde 200 civarında müslümanın öldüğünü biliyormuydunuz. Ayrıca zübeyr gündüzalp mahkeme müdafaatında " …" Şeklinde savunmayı niye yapmıştır. Hiç bir gavura şirin görünme mecburiyetimiz yok. Gerektiğinde haddinizi bilin demek müslümanca bir tavırdır. Biz şirin görünmeye çalıştık ça edepsizlikleri artıyor ise sizce ne yapmalı. Saldırıdan sonra bir çok müslüman özür beyan etti ve halen aynı dergi gavurluğuna devam ediyor. Usul tartışılabilir. Ama fikir özgürlüğü diye bana küfretmesine müdahala edilemiyorsa sizce ne yapılmalı. Sabırlı mı olmalıyız. Bir vesile ile önceden söylediğim üzere Kişinin söylediği sözlerde mekanın tesiri müsellemdir. ABD’de yaşayan müslümanlarla olaylara bakış açımız çok farklı.”

 

Aynı kişi, benim ABD’de yaşıyor olmamı daha önceki bir fikir alışverişimizde bana karşı kullanmış, bu ülkede yaşadığım için “bozulmuş” olduğumu söylemişti.

 

Bu zatın her dediğine cevap verecek durumda değilim, müslümanların bu protestolarda ölmesinin gene müslümanların cehaleti ile izah edilebileceğini kendisi daha iyi biliyor olmalı.

 

Şimdi asıl meseleye gelelim.

 

Müslüman liderlerin yayınladıgı metin uzun bir metin. Haber7’nin okuyucularının sinirlerinin bozulmasına neden olan metin ise bir paragraf gibi bir şey. Metin tercüme edilirken ayne bu zatın verdiği tepki hedeflenmiş ve bu zat gibi toplumun genel kültür seviyesinin üzerinde birini istediği kıvama getirmiştir.

 

Bu zatın bana verdiği cevapta aslında müslümanlardan tam olarak ne beklediği açık değildir. Bu da dışardan gazel okuyan ve başkasının hareketleri ve fedakarlıkları üzerinden beslenen, halkın safiyene duyguları ile “islamcılık” yapan “cihatçı” Türk islamcılığının temel özelliklerindendir.

 

Bu zat "aklınızı başınıza alın sabrımızı taşırmayın" mesajında akıllanmayanlara karşı “ölüm” yolunu mu gösteriyor? Yoksa, cehalletten kafası şişen müslüman ülkelerdeki gibi sokağa çıkıp “her gün onlarca kişi ölür müyüz” demeye getiriyor.  

 

Metnin orjinalinde Müslümanların haklı olarak olaya tepki gösterdiklerini, incindiklerini ancak şiddetin bir tuzak olduğunu bu tuzağa düşmenin daha büyük problemlere sebeb olacağını ayet, hadis ve islam tarihinden örneklerle izah edilmiştir.

 

Fakat, ifade özgürlügünün hakaret içermemesi gerektiğini, nefrete sebeb hareketleri kapsamadığını, bu hakaretin ifade özgürlüğü kapsamına girmediği belirtilmiş ve tepki vermenin degişik yollarına atıf yapılmıştır.

 

Müslümanların akılcı, delilli tartışma, sivil aktivizm ve diğer hukuki yollarla bu olaya karşı tepkilerini dile getirmeleri gerekliliğine işaret edilmiştir.

 

Mesela birkaç yerden bir tanesi izah ettiğim anlamda şöyle demektedir; "If we feel strongly, the only course of action to us is with reasoned debate, civil activism and other legal avenues, God willing."

 

Şimdi Türk medyası, islamcı Türk medyası bu haberden, bu haberi manüpüle ederek vermekten ne umar?

 

Bu medyanın müdavimleri ve takipçileri bu haberlere yani yalan, ifitra atarak algı oluşturan bu “naşiri ağraz” gazetelere nasıl böyle güvenebiliyor. Bir haber size geldiğinde hele de şüpheliyse ve size birilerini ve hatta kardeşlerinizi kötülüyorsa “dur bir dakika” demeniz ve size yuhalatmak istenenleri acaba gerçekte ne dedi diye bakmadan “yavşak” ilan ederseniz sadece kendinize yazık etmiş olmazsınız.

 

Sizde bir cevher olduğunu zannedip hüsnü zan ile sizin sözünüze değer verenleri de yanlış yola sevk etmiş eder, heyecanlı kesimleri galeyana getirir, siz işinize gücünüze bakarken bu heyecanlılar da “cihad” adı altında değişik arayışlara girer.

 

Şimdi “hak haktır, büyüğe küçüğe bakılmaz”kaidesini ve şeriatın “karıncanın hukukunun ihlal etmez” olan düsturları bırakıp, yatıp kalkıp “Filstinci Müslüman” olan, Kobanêyi görmezden gelenlerin denizinden bir damlanın tahlilini yapınca Türkiye’nin iktidarının ve iktidarın beslendiği kesimlerin fotoğrafını çekebiliriz.

 

Demek ki neymiş,  sadece Konya’da yaşayan müslümanla ABD’de, Ingiltere veya Diyarbakır’da yaşayan müslümanın bakış açısı değil, mazlum bir milletin efradı ile, zalim bir devletin tabileri arasında da, Türkiyeli ve Kürdistanlının  bakışı arasında da fark var.

 

İsrail ile Türkiye’nin zulümleri, Filstinde ölen çocuğun mazlumiyeti ile Cizre’de ölen çocuğun mazlumiyeti arasına fark koyduğunuz sürece, Peygamberimizin (asw) karikatörlerini çizenlere en basit deyimi ile haddini bildirmekle tehdit edip, aynı Peygamberin ümmetinden olan Kobanililerin kelle kesenlerce tehdit ediliyor olmasına, kadınlarının pazarlarda satılmasına, yerinden yurdundan çıkarılmasına, yurtlarının yerle bir edilmesine sessiz kaldığınız sürece sanal ümetçiliğinizin gerçek dünyada bir karşılığı olmayacaktır.

 

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.