17 Ocak 2018, Çarşamba

Üst Menu

Çözüm Paketi İhtiyaçları Karşıladı mı?

Çözüm Paketi İhtiyaçları Karşıladı mı?

Çözüm/barış paketinin açıklandığı 30 Eylül 2013’de saatler 11.00’e doğru yaklaşırken bütün Türkiye halkı olarak nefeslerimiz tutulmuş gibi idi.

 

Başbakan Erdoğan’ın yaptığı konuşmada tarihsel vurgular, devletin kırmızıçizgileri, hassasiyetleri üzerine verdiği mesajlar uzadıkça pakette demek ki bunları rahatsız edecek açılımlar var diye umutlanmaya başlamıştık.

 

45 dakika süren giriş sunumunun ardından maddelere geçildiğinde her bir kelimeyi kaçırmamak için nefes almaktan korkuyorduk sanki.

 

Maddeleri takip ederken daha ‘neden böyle?’ diye düşünemeden bir diğer maddeye dikkat kesiliyorduk.

 

Sayın Başbakan’ın ‘Açıkladığımız reform paketinin Ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyor, katıldığınız için sizlere teşekkür ediyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum’ demesi ile irkilip sahneden uzaklaşmasını şaşkınlıkla izlediğimi hatırlıyorum.

Yılların kangrenleşmiş problemlerinin, toplumda yarattığı travmatik sonuçları hepimizin malumu.

 

Çözüm/ barış süreci başladığından bu yana dokuz aydır dağdan veya kışladan bir gencimizin hayatını yitirmemesi, şimdiye kadar ki tüm yönetimler içinde en önemli, anlamlı ve fazlasıyla kıymetli bir gelişmedir.

 

PKK hareketinin daha önceki yönetimler zamanında da tek taraflı attığı adımlarla, uyguladığı ateşkeslere, devletin hiçbir olumlu adım ile karşılık vermediği düşünüldüğünde Ak Parti iktidarının pek çok defalar ifşa ve sabotelere rağmen bu olumlu adımı atabilmesi ve kanın durmasında bir taraf olması tarihsel bir kayda değerdir. Şu da bir gerçektir ki barış ve adalet, sadece kanın durması ile noktalanacak bir süreç değil bilakis sadece bir başlangıçtır. Savaşsız, saldırısız başlayan bu süreç, devletin bizatihi gasp ettiği hakların iadesi ve haksızlıkların giderilmesi için atılması gereken adımlar ile daha da sağlıklı hale gelecek ve kalıcı olabilecektir.

 

Peki, bu noktada yeterli adımlar atılabildi mi?

 

Halkın bir kısmının güven, huzur, eşitlik, adalet ve özgürlük içinde yaşayamamasından kaynaklanan müzminleşmiş problemleri için dokuz ay gibi bir zaman aralığı ne kadar yetersizse de aslında çok önemli ve kıymetli bir zaman dilimi idi.

 

Toplumumuzda her şey gerekli gereksiz öylesine çok konuşuluyor /konuşturuluyor, tartışılıyor /tartıştırılıyor ve saptırılıyor ki sonunda nihai karar verici olarak tek bir kişinin iki dudak arasından çıkacak olanı beklemek halk olarak ne kadar ileri düşünsel derecede olduğumu gösteriyor!.

Ak Parti ve Başbakan Erdoğan barış sürecinin kalıcılaştırılması için atılması gereken adımlar ve nihai kararlar noktasında, şimdiye kadar hem kendi yönetim süreci boyunca, hem de daha önce ki hiç bir yönetimin sahip olmadığı kadar güçlü bir konsensüs, konjonktür ve büyük tarihi bir fırsata sahiplerdi.

 

Kolundan, kanadından kırpılarak kuşa döndürülen 30 Eylül paketine kadar geçen, aslında kaybedilen o zaman sürecinde, birkaç paket daha çıkarabilme imkân ve imtiyazına sahip olduklarını maalesef kavrayamadılar.

 

Büyük sabırlarla devam eden beklentilerin sonunda, 30 Eylül paketinin müşahhas birkaç maddesinin dışında, diğerlerinin belirsiz zaman süreçlerine havale edilmesi veya bazı şerh ve şartlara bağlı kılınması, büyük umutlar ile beklenen, bazı mariz meselelerin halli ile ilgili hiçbir işaret ve umudun belirtilmemesi, oldukça gerilen toplumsal tansiyonun ardından sinirsel bir boşalıma sebep olduğu anlaşılabilir.

Çözüm paketinin her bir maddesi ile ilgili elbette ayrıca üzerinde duracağımızı belirttikten sonra şu noktalara dikkat çekebiliriz.

 

Başbakanın paket sunumunu yaparken uzun giriş konuşmasında;

 

‘Birileri bunu beğenmeyecekler, onlar zaten hiç şey beğenmezler ve hep eleştirirler.

 

Bizim yaptığımız hizmetleri eleştirenler halkın menfaatlerini düşünmeyen beceriksizler ve hainlerdir’ mealinde ki vurgulamaları ile daha baştan, paketi eleştirme hakkını kullanacak olanları mahkum etmesi, genel anlamda kamuoyunu, paketi otomatikman onaylama ve sorgulamama psikolojisine sokmuştur ki Başbakanın, kitle psikolojisini kullanmakta ki ustalığına yabancı değiliz.

Devlet algımızın, bize hep gösterdiği gibi yine bu paket ile de, hani klasik deyimle 30 Eylül çözüm paketi içinde, bir zamanlar konuşulması yasak olan konuların, şimdi pakette geçiyor olması ile beraber, gelişen ve küçülen dünyamızda ve Türkiye şartlarında, halkların sahip olduğu ileri derecede ki adalet, özgürlük, barış ve güven beklentilerinde ki engin derecelerinin çok gerisinde kalmıştır.

 

Yine şu da bir gerçektir ki ‘And’ gibi bir devlet tabusu olan böyle bir faşist uygulamayı şimdiye kadar kendilerini ilerici, çağdaş, halkçı ve özgürlükçü diye ifade eden hiçbir yönetim tarafından adım atılamayan, dokunulamayan bir devlet çıbanı, onların ifadeleri ile gerici ve muhafazakar bir iktidar döneminde ortadan kaldırılmıştır.

 

Bu da Türkiye Cumhuriyeti için tarihsel ironi olarak hep hatırlanacaktır…

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.