22 Ağustos 2018, Çarşamba

Üst Menu

Demirtaş: Başbakan büyük bir panikle otoriterleşmeyi tercih ediyor

Demirtaş: Başbakan büyük bir panikle otoriterleşmeyi tercih ediyor
Demirtaş: Hırsızlık yapmışsanız bir yerde onun hesabını vermek zorundasınız. Başbakanın buna karşı refleksi son derece acemidir. Çok büyük bir panikle otoriterleşmeyi tercih ediyor.
15 Ocak 2014
-A +A

Röportaj: Sidar Basut

 

BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’la Gali Kurdistan TV için; PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın son mesajından, Türkiye’nin Rojava politikasına kadar, ayrıca yerel seçimler ve YNK’nin Rojava politikasını konuştuk. Söyleşiminizin Türçesini siz değerli Hür bakış okurlarıyla da paylaşmak istedim.

 

Sidar Basut: Hükümete karşı başlatılan yolsuzluk operasyonlarında, BDP şimdiye kadar herhangi bir tarafı destekleyecek beyanlarda bulunmadı. Genelde tarafsız kalmayı tercih etti. Ancak PKK Lideri Abdullah Öcalan son mesajında, hükümete karşı başlatılan bu operasyonların bir darbe girişimi olduğunu ve Kürdlerin bu yangına benzin taşımayacaığını ifade ediyor. BDP’nin operasyonlara karşı bundan sonraki tutumu nasıl olacak?

 

Selahattin Demirtaş: Aslında sayın Öcalan’ın dünkü açıklamasında belirttiği BDP’nin bugüne kadar yürüttüğü politikaya ters değildi. Biz de bir paralel devlet gerçeğine ve tehlikesine dikkat çekiyorduk ve bunun amacının sadece yolsuzluklar, temiz eller operasyonu olmadığını biliyorduk.  İlk andan beri yaptığımız açıklamalarda bunu belirttik ve yolsuzluklardan taraf olmayacağımızı, AKP’yi bu konuda desteklemeyeceğimizi de belirttik. Ama cemaatin yürüttüğü bu komplo ve darbevari girişimlerin de asla yanında olmayacağımızı da söyledik.  Sayın Öcalan da bunun bir hükümet darbesi girişimi olduğunu ifade ediyor ve bu yangına benzinle gitmeyeceğini belirtiyor. Çünkü bazı çevreler özellikle yürüyen bu diyalog sürecini bozarak, yeniden Türkiye’de; PKK ve devlet arasında bir çatışma yaratabilir miyiz diye hevesleniyorlar. Zaten barış görüşmeleri ve süreci zorludur. Kararlı irade olmazsa, bu tür dönemlerde, bu tür zamanlarda süreç bozulur.

Geçmiş dönemlerde özellikle 1993’te rahmetli Turgut Özal döneminde defalarca denendi ve bozuldu. Ve her seferinde paralel yapılar araya girdi, her seferinde büyük provokasyonlar devreye girdi ve Kürd sorununda diyalogla barış arayışları ne yazık ki gerçekleşemedi. Bu defa Sayın Öcalan kararlı olmak istiyor. Yani bu paralel devletin tek amacının yolsuzluk ve rüşvet olmadığını farkında, dolaylı olarak süreci hedeflediklerini hissedebiliyor ve burada Kürdleri bir tetikçi olarak kimsenin kullanamayacağını net olarak ifade ediyor. Aslında Sayın Öcalan; hükümete dönük bu tür girişimlere dikkat çekerek, hükümeti korumak adına değil ama, hükümeti uyarmak adına ve süreç konusunda hızlı olmasını sağlayabilmek açısından tehlikelere işaret ediyor. Sayın Öcalan Başbakan’a; hızlı demokratikleşme adımları atmazsa, paralel devlet ve paralel yapılanmalar harekete geçer ve Mursi gibi seni de zindana atarlar diyor.

Aslında bakarsanız paralel devlet şuandaki gerekçelerinde haksız değil.  Çünkü hırsızlık ve yolsuzluk paralel devlet açısından meşru bir mücadele aracıdır. Hırsızlık yapmışsanız bir yerde onun hesabını vermek zorundasınız. Başbakanın buna karşı refleksi son derece acemidir. Çok büyük bir panikle otoriterleşmeyi tercih ediyor.

Paralel devletin darbe girişimi CHP’ye sıcak gelebilir, ne de olsa kendileri bu anlayışın mirasçısıdırlar. Ancak Türkiye’deki Kürtler hiçbir zaman darbeye destek vermediler, kimden gelirse gelsin her türlü darbeye karşı çıktılar.

 

Sidar Basut: Bir taraftan Türkiye’de bunlar yaşanırken, diğer taraftan da Rojava gerçeği ve Türkiye’nin Rojava’ya karşı yürüttüğü politika var. Siz birçok kez Türkiye’nin Rojava’ya karşı siyasetini eleştirdiniz. Ancak Rojava bazı Kürd çevrelerini de birçok defa karşı karşıya getirdi. Önümüzdeki dönemde de Cenevre 2 Konferansı var. Neler söyleyeceksiniz?

 

Selahattin Demirtaş: Türkiye’de Kürtlerle barış arayışı devam ederken, Kürdistan’ın başka bir parçasındaki Kürtlere düşmanlık yapılamaz. İster Rojava, ister Güney, ister İran Kürdistan’ı olsun. Türkiye kendi vatandaşı olan Kürtlerle bir barış arayışı içindeyken, başka bir Kürd topluluğuna asla düşmanlık yapamaz. Bu hem bizim tarafımızdan kabul görmez, hem de içerde yürüyen barış sürecini tuzla buz edebilir, dinamitleyebilir. Bizim böyle bir durumu kabul etmemiz mümkün değil. Biz biliyoruz ki; Rojava Kürtlerine dönük El Kaide ve El Nusra saldırıları Türkiye tarafından destek görüyor. Bütün bunlarla birlikte “Ben oradaki Kürtleri ezerim, Türkiye’deki Kürtlerle de barış yaparım” birbiriyle çelişik durumlardır. Türkiye er veya geç Rojava politikasını değiştirmek zorunda kalacaktır.

Bu nasıl olabilir; birincisi Kürtlerin kendi iç birliğini daha da güçlendirmesi gerekir. Yani bütün Kürdistan’daki hareketlerin bir ulusal kongre etrafında birleşebilmeleri için daha hızlı davranmaları gerekiyor. İkincisi; Cenevre konferansına giderken bütün Kürtlerin Rojava Kürtlerinin arkasında olması gerekir. Oraya gidecek Kürd heyetini siyasi olarak desteklemesi gerekir. Bu desteğin ben giderek arttığını düşünüyorum. Hewler toplantısı da zaten bunun temelini oluşturdu. Cenevre 2’de Kürtleri temsil edecek heyet, Kürdistan’ın geri kalan 3 parçasından da tam destek alacaktır. Kürtlerin bu tutumu Türkiye’nin politikasının değişmesine vesile olabilir. Yani Cenevre 2 Konferansı bütün Kürdistan parçalarını etkileyen bir konferans olacaktır.

 

Sidar Basut: Biraz önce konuşmanızda 1993’te Turgut Özal’la başlayan barış görüşmelerinden söz ettiniz. Sizin de bildiğiniz gibi bu görüşmelerde Sayın Celal Talabani’nin oldukça büyük bir desteği ve çabası vardı. Ayrıca YNK Rojava konusunda da baştan beri tavrını net bir şekilde ortaya koydu. Bu noktada başta Mam Celal olmak üzere, YNK’nin çabasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Selahattin Demirtaş: Biz yakın zamanda YNK’nin daveti üzerine Süleymaniye’ye gittik. Orada Sayın Hero Talabani ve Mele Baxtiyar tarafından karşılandık. Bir kez daha gördük ki, YNK açıkça ifade ettiği Rojava konusundaki destek politikasını, çok kararlı ve net bir şekilde sürdürüyor. Bu bizim açımızdan doğru ve onurlu bir davranıştır.

Türkiye’deki barış sürecinde de YNK’nin çabası çok büyüktür. Özellikle Mam Celal’in bu konudaki çabaları yadsınamaz. Son başlayan süreç de aslında Mam Celal’in katkılarının oldukça fazla olduğu bir süreçti. Alt yapısı hazırlanırken Mam Celal’in girişimleri de vardı. Maalesef sağlık durumu bu süreçte doğrudan bu çalışmaların içerisinde yer almasına fırsat vermedi. Aslında kendisi Irak cumhurbaşkanı olarak İmralı’ya gidip sayın Öcalan’la görüşmek istiyordu. Böylesi bir talebi vardı. İnşallah en kısa zamanda iyileşir, hem Kürdistan bölgesine, hem Irak’a, hem de Türkiye Kürtlerine desteğini sürdürmeye devam eder.

YNK’nin bu konudaki ısrarcı tutumu ve duruşu Kürtler arasındaki birlikteliğe de katkı sunar. Ayrıca YNK’nin konferansın gerçekleşmesi konusundaki samimiyeti ve çabası da diğer Kürd partilerini ve hareketlerini olumlu yönde etkiler kanaatindeyim.

Kürd konferansının toplanması konusunda yaşanan zorluk ve sıkıntıların aşılması için biz bütün Kürd hareketlerinin daha da fedakarca davranması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü Kürdistan toplumu artık her yerde birliği istiyor, bu konferansın yapılmasını istiyor. Kürd siyasi liderlerinin ve hareketlerinin de halkı dikkate alan, sokaktaki Kürdün sesini dinleyen bir politika izlemesi gerekiyor. Bu noktadan bakıldığında YNK’nin daha olumlu bir noktada olduğunu söyleyebilirim. Yakın zamanda Melle Baxtiyar’ın Amed’e bir ziyaret gerçekleştirmesini ümit ediyoruz. Kendisini Amed’de ağırlayınca BDP ve YNK’nin ilişkilerinin daha da güçlenebileceği kanaatindeyim.

 

Sidar Basut: Yerel seçimler konusuna gelirsek. Bazı yerlerde halk BDP’nin aday belirleme sistemine karşı çıktı. İnsanlar genelde kendileriyle aynı kentte doğanların aday olmasını istiyor. Ancak BDP’nin son aday belirlemelere bakınca, durum pek öyle göstermiyor. BDP olarak aday seçerken neleri dikkate aldınız?

 

Selahattin Demirtaş: Yani aslında yerel yönetimde, yerinde yönetimi esas almak gerekir. İlkesel olarak da biz hep bunu savunduk. Bazı yerlerde, yerelin kendi arasında bir adayın üzerinde uzlaşamamasından kaynaklı olarak başka bir yerden parti kadrolarımız ve parti temsilcilerimiz aday olarak oraya önerildi ve genelde kabul gördü.

Özellikle küçük merkezlerde şöyle sıkıntılar ortaya çıkıyor;  çok sayıda aday adayı çıkıyor ve kendi aralarında uzlaşıp aday sayısını teke indiremiyorlar. Böylesi durumlarda dışarıdan bir aday daha birleştirici olabiliyor.  Yani hiçbir aşireti, hiçbir aileyi temsil etmeyen sadece partiyi temsil eden aday daha birleştirici oldu. Onun dışında biz genelde yerelden adaylar çıkmışsa ve kabul görmüşse buna dikkat ettik. Adayları belirlemede BDP olarak özellikle;  yurtsever olması, halkın değerlerine saygılı olması, BDP’nin politikalarını, çizgisini temsil ediyor olması, seçildikten sonra belediyecilik yapabilme potansiyeline sahip olması ve her yerde kadın temsiliyetinin sağlanması açısından da en az bir kadın eşbaşkanın olması gibi ilkeleri göz önünde bulundurduk. Bunları yüzde yüz başaramasak da, önemli ölçüde başardığımızı düşünüyorum.

Her yerde çok mükemmel adaylar çıkardık diyemem, bu hayatın gerçeğine aykırı olur. Ama Kürtler bu seçimle birlikte demokrasi basamağını da tırmanmış olacaklar.

Bizler dünya demokrasi sahnesine geç çıkmış bir halkız. 300 yıldır demokrasi ve insan hakları açısından dünya devletleri yol kat ederken, bizler son 50 yıldır ağırlıklı olarak da son 20 yıldır bunun mücadelesini sürdürüyoruz. Buna rağmen Kürtler kendi içinde çok hızlı ilerliyorlar. Birçok Avrupa devletleri açısından çok daha iyi bir insan hakları anlayışına sahiptirler. Kürtler idama karşıdır, insan hakları ihlallerine karşıdır, kadın özgürlüğü karşısında ve çevre konusunda duyarlıdır. Bütün bunlara rağmen yerel yönetimler ve yerinde yönetim açısından çok yol kat etmemiz gerekiyor. Bu seçimden sonra eksiklerimizi gözden geçirip, bir sonraki seçimde iç demokrasimizi nasıl daha fazla geliştirebilirizi tartışmamız gerekiyor. Demokrasi zordur, ancak çok güzel bir yaşam tarzıdır. Bu anlamda içselleştirilmesi gerekir.