09 Aralık 2019, Pazartesi

Üst Menu

Devlet sanatçısı

Devlet sanatçısı

Türkiye’de politik olaylarda arada kalan kesimden biride şarkıcılardır. Yorumcusu, bestecisi, solisti, sessiz sedasız sanat yaşamanı doldurup gider. Gelenekle uzlaşma, ekonomik öncelikler, mevki ve devlet korkusu, sanatsal aidiyetlerini hep gölgede bırakır. Cumhuriyetin batı değerlerini kendine uyarlama kurnazlığı, sanat aleminde de toplumsal refleksleri ölü bir sanatçılık karakteri geliştirdi. “Devletin sanatçısı” ve devletine sadık sanatçı figürü, iktidar anlayışına göre tarif edilirken, sanatın öncelikleri marka değeri olarak kaldı. Türkiye'de toplumun çabucak kritersiz siyasala angaje olmasının sebeplerinden biride devletin sanat ve sanatçıya uyguladığı bu kontrollü sanat alışkanlığıdır. Kontrol dışına çıkanların akıbeti hapishane, suikast sürgün ve linç edilme olarak tasnif edile dursun, gerçeğin sanatçısı kimdir ve ne yaptı sorusu genelde cevapsız kalır.

 

Ancak Türkiye’de toplumun belini kıran ana karmaşa 1980 askeri darbesidir. Sözde mecburi bir askeri müdahale olarak başlayan dönem, zamanla faşist bir sisteme dönüşerek bütün hayat satıhlarını yok etti. Halklara, düşünceye, sanata maliyeti felaket oldu. Devlet 12 Eylül’le beraber toplumun gerçekle bağını kopardı. Batıda kısmen esnek ve sahtekâr bir yaklaşım sergilerken, doğuda Kürtler özelinde direkt vahşetini geliştirdi. Ankara’dan sonrasını Kürtlere yabancı, Ankara’dan öncesini Türklere tehlikeli ve ilkel olarak pazarladı.

 

Bupazarlama halinin en baskın olduğu alan sanat oldu. Doğudan gelen sanat ve sanatçılık türü önce Ankara sırtlarında soyduruldu, bölgeden kalma ne varsa temizlenerek Ankara’nın ötesine geçirtildi. Ankara’dan  doğuya geçmek isteyene de şefkat misyoneri payesi verildi. O dönemlerde Kürt kökenli olup İstanbul’a akan Kürt sanatçıların tra vması bir kültür krizi  olarak dururken, bu sanatçıların, kültür ve dil farklılıklarını gizleme gayreti yeteneklerini yarım bırakan trajik hesap olarak ta mahşere kalırken, devlet  nezdinde güvensiz görülmekte sanatçılıklarına bir türlü sınıf atlatamadı. Kürt kökenli sanatçılar sosyal tabaka koridorlarında debelene dursun, Türk kökenli sanatçıların durumu “kaçak çalma” modundan öteye geçmedi. Sanat piyasası alttan alta doğu kökenli İbrahim Tatlıses, İzzet Altınmeşe. Nuri Sesigüzel, Hülya Süer, Burhan Çaçan, Mahmut Tuncerlerle, Batı kökenli Sezen Aksu, Nilüfer, Leman Sam, Kayahan, Emel Sayın, Zeki Müren ve Ajda Pekkanların gayri iradi temsil yarışına sahne oldu. Modern olanla olmayanın, merkezde olanla çevreden gelenin, devlete sadık olanla şüpheli kalanın çelişkisiyle arz talebe indirgenen apolitik bir sanat devri geldi geçti.

 

Doğuda devlet faşizmi, batıda bölücü sendromu sanatın mayın tarlası olarak belirlenirken, sanatçılar devletle toplum arasında kalmanın çaresizliğini, ticari kaygılara ihale ederek toplumsal hassasiyetler ve özgürlüklerin yanında olma gerçeğini sanatın dışında saydılar.

 

2000’li yıllara geldiğimizde küreselleşme; piyasasını, sanattan spora, kültürden siyasete, ekonomiden inanca dek  genişletti. Sınır ve kavramların yöntem değiştirdiği, devletlerin başka alanlara çekildiği ve toplumların iletişim özgürlüğüyle baş başa kaldığı yıllar oldu. İbrahim Tatlıses, 90’lı yıllarda bir kaç uyarlama Kürtçe şarkı söylemeye çalışmış, Kürt ve sol değerlere vurgu yapan sanat grupları bakanların dış propaganda araçları arasına alınmışsa da, devlet ve toplum farklı söz ve aidiyetler konusunda inkar ve asimle şiddetinden zerrece vazgeçmedi. O kadar sert duvarlar örüldü ki toplumlara arasında Kürtler, tarihlerinin en çetin savaşını verirken batı tarafında bu savaş haber konusu yapılmayacak kadar sansüre tabiydi. Bu sansür sisi arasında Sezen Aksun’nun devlet izniyle Diyarbakır Newroz’una katılımı bile Türk kökenli sanatçıların Kürtlere ve Kürt hareketine dair ön yargısını değiştirmedi. Barışma sürecinde toplumun gözü Türk kökenli başka sanatçıların ne diyebileceğini aradı. Ama güzel şarkı sahipleri, semtlerinde devleti beklemeyi milli ve ulusal menfaatlerine uygun bularak seslerini kısık tutmayı özenle sürdürdü.

 

Kısacası bizim kuşağımız güzel şarkı söyleyen adam ve kadınları acımasız bir savaş sürerken tanıdı. Elbette Kayahan Acar, güzel şarkı yazan, söyleyen ve çok  üretken bir sanatçıydı. Ama devlet sanatçısı kalmayı da sevdi. O yüzden Kayahan Acar’ın ölümü hepimizi o yıllara götüren madalyonun diğer dinleyici tarafını oluşturuyor.

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.

 

Yazarın Son Yazıları

30.Ocak.2016 Cumartesi
27.Kasım.2015 Cuma
16.Ekim.2015 Cuma
16.Eylül.2015 Çarşamba
13.Temmuz.2015 Pazartesi
07.Temmuz.2015 Salı
01.Temmuz.2015 Çarşamba
18.Haziran.2015 Perşembe