23 Haziran 2018, Cumartesi

Üst Menu

''Diktatör'' Şaşırtmaya Devam Ediyor

''Diktatör'' Şaşırtmaya Devam Ediyor

Diktatörümüzün son hamlesi, herkesi ters köşeye yatırdı. Neydi bu? Resmî söylemin 99 yıldır inkâr ettiği, Ermeni soykırımı mağdurlarına taziye dileme metni.

 

Bu Cumhuriyet tarihinde ilk kez, resmî bir ağızdan, Başbakan düzeyinde yapıldı. İlkti evet. Ama Başbakanın ilki değildi. Daha önce Dersim katliamını dile getiren ve kişisel olarak özür dileyen de oydu. Kürt-Türk barışını başlatan da.

 

Bunların her biri, Türkiye gibi milliyetçilikten mustarip bir ülkede, statükonun hassasiyetle üstünü kapattığı demirden leblebilerdi. Bu demirden leblebi tabuları, tek tek yıkan, işte kendisi de demir leblebi olan bu Başbakandı.

 

Ordu vesayetini gerileten, 27 Nisan ordu muhtırasına hayır diyen, 17 Aralık bürokratik darbesini savuşturan bu Başbakan'dan, doğrusu, ben bu hamleyi de bekliyordum.

 

Yeni Türkiye'yi kurarken, dünyalılaşırken, eski Türkiye'nin tabularını yıkmadan ilerlemek mümkün müydü?

 

Yıldıray Oğur'un çok sevdiğim deyişiyle, eski Türkiye'nin şiarı olan "yurtta sus, cihanda sus" mantığıyla ilerlemek kabil miydi?

 

İşte bu şiarı, "yurtta konuş, cihanda konuş" haline getiren Erdoğan ve ekibi, Türkiye'nin temel iki meselesinden biri olan Kürt meselesini, barış süreci adımlarıyla çözmeye çalışırken, Türkiye'nin kadim halkı Ermenilerin başına gelenler konusunda da sessiz kalmayacaktı.

 

Bu adım, Türkiye açısından bir milâttır. Değerlidir.

 

Erdoğan bu metinde: "1915 olaylarına ilişkin farklı görüş ve düşüncelerin serbestçe ifade edilmesi; çoğulcu bir bakış açısının, demokrasi kültürünün ve çağdaşlığın gereğidir." derken, aslında, bakışını, kendi metninin dışına da taşırmış ve bu konudaki görüşlerin her çeşidine açık kapı bırakmıştır.

 

Yine: "Her din ve milletten milyonlarca insanın hayatını kaybettiği I. Dünya Savaşı esnasında, tehcir gibi gayr-ı insani sonuçlar doğuran hadiselerin yaşanmış olması, Türkler ile Ermeniler arasında duygudaşlık kurulmasına ve karşılıklı insani tutum ve davranışlar sergilenmesine engel olmamalıdır." derken, tehcirin, gayr-ı insani sonuçlar doğurduğunun altını çizmiştir. Yani olay, sadece, bir yerden başka bir yere gönderme değildir, deyip, büyük can kayıplarına dikkat çekmiştir.

 

Ve nihayet metni şöyle sonlandırmıştır: "Kadim ve eşsiz bir coğrafyanın benzer gelenek ve göreneklere sahip halklarının, geçmişlerini olgunlukla konuşabileceklerine, kayıplarını kendilerine yakışır yöntemlerle ve birlikte anacaklarına dair umut ve inançla, 20. yüzyılın başındaki koşullarda hayatlarını kaybeden Ermenilerin huzur içinde yatmalarını diliyor, torunlarına taziyelerimizi iletiyoruz."

 

Metin, dikkatli, üstünde çok düşünülerek hazırlanmış bir metin. Yazılırken, hem Türkiye halkının, 99 yıllık yanlış hafıza kayıtları, milliyetçi refleksleri dikkate alınmış, hem de kurucu ideolojinin bakış perspektifine hiç taviz verilmemiştir. Bilinçli olarak.

 

Niçin?

 

Le Parisien gazetesinin, "Erdoğan'ın taziye mesajının Türkiye'de 'siyasi bir deprem' niteliği taşıdığı" tespiti son derece doğruydu da ondan. Tabu yıkmak zordur. Bu nedenle, bu adım Türkiye için gerçekten önemlidir.

 

Taziye metni, dünyada da büyük yankılar uyandırdı. Belli başlı dünya medyası, haberi "flaş" olarak verdi. ABD, AB, olumlu bulduklarına dair resmî açıklamalar yaptı.

 

Fakat, asıl özne olan, Ermenistan devleti ve Ermeni diasporası "taziye metnine" ihtiyatlı yaklaştı. Bu da normaldi. Çünkü onlar, atalarının başlarına gelenin "soykırım" olarak tanımlanmasını istiyorlar ve haklı olarak resmî bir özür bekliyorlar.

 

Fakat yukarıda açıkladığım gibi, Ermenilerin haklı olan isteklerinin realize olması için, bu ilk adımın atılması gerekiyordu. Bu adımı da ancak, yeni Türkiye'yi inşa etmek isteyen, halk desteğini arkasına almış, farklı perspektifi olan Erdoğan atabilirdi ve onun harcıydı.

 

Gerek bu metnin hazırlanmasının, gerekse arkasından gelmesi sözkonusu olabilecek diğer adımların, ani bir kararla gündeme gelmediği de muhakkak. Bu bir stratejiydi. İlk işaretini de, 2011 yılında, Türkiye büyükelçilerine "Anadolu topraklarından göçmüş her birey bizim diasporamızdır, dini ve mezhebi ne olursa olsun” dediğinde, Davutoğlu vermişti.

 

Şimdi de hükümet, Osmanlı vatandaşı olan Ermenilerin torunlarına, vatandaşlık hakkı verme projesinin üstünde çalışıyor. Muhtemelen bu hak da çıkacak, ki temennimiz odur.

 

Böylelikle, Türkiye, İttihat Terakki'nin gazabına uğramış bir halkın, telafisi mümkün olmayan acılarına biraz da olsa merhem olabilir, kendisini affettirebilir. Elbette, onların bunu kabul etmesi de asilane bir davranış olacaktır.

 

Gelelim, ters köşeye yatırılan muhalefete.

 

CHP'den, ilk gün, Loğoğlu, resmî olmayan bir açıklama yaparak taziyeyi olumladı, "ama geç kalınmıştır", dedi. Niye geç kaldıklarını da kendisinin açıklaması gerekirdi. Ama geç kalınma yıllarında iktidar olduklarını unuttu herhalde!

 

CHP'nin resmî açıklaması, ertesi gün, Halûk Koç'tan geldi. "Tarihsel süreçlerin siyasetin öznesi olmaması gerektiğini, tüm uluslararası platformlarda ortaklaşa dile getirdik. Bu talihsiz süreçlerin devamında yaşanan diğer acıların kurbanlarına, şehit edilen tüm diplomatlara, Dağlık Karadağ’da yaşamlarını yitiren Azeri kardeşlerimize Allah’tan rahmet dilemeyi, yakınlarına tekrar taziyelerimizi iletmeyi, CHP olarak vicdan görevi kabul ediyoruz. Ermenistan, iddialarından vazgeçmiyor. Dünyada son 2 yıl içinde itibarını gittikçe yitiren Erdoğan, bu arenada iyi niyet mesajlarıyla itibar arama gayretine girmiş olabilir" dedi.

 

İttihat Terakki'nin ideolojik devamı olan, millîyetçi kırmızı çizgileriyle müsemma CHP, varoluşuyla örtüşen bir yanıt verdi. Şaşırmadık. CHP, eşyanın tabiatına uygun olarak yaptığı şoven açıklamasıyla, 99 yıllık inkâr politikasının yaratıcısı ve uygulayıcısı olduğunu da bir kez daha faş etmiş oldu.

 

Bu arada, Türkiye'ye, dünyada 99 yıldır itibar kaybettiren CHP'nin, Erdoğan'ın itibar yitirdiğini söylemesi de oldukça ironik.

 

Türkiye'nin, çağdaş "mış" gibi yapıp, sadece duran, statükocu CHP'den; çağdaş adımları cesurca atan bir noktaya, kiminle geldiğini, Erdoğan nefretinden mustarip olmayan herkes biliyor.

 

Bahçeli'ye gelirsek, milliyetçi görüşleriyle katiyen tezata düşmeyerek "yeter artık bu eziyet" dedi!

 

Sola gelince. Ya küçük haberlerle yetindiler ya da "soykırım" denilmezse olmaz dediler. Beğenmediler. Zaten, hiç bir şeyi, "proletarya devrimi" oluncaya kadar beğenmemeye yeminliler. Reel politika, onları, sadece karşı olmak anlamında ilgilendiriyor. Devrime kadar, proje üretmeme kararlılığı ve yapılanlara nasıl engel oluruz politikası, tek siyasetleri. "Tarihî olarak haklıyız, kazanacağız" ideolojisinin konforuyla huzur içinde yaşıyorlar.

 

Kendisine sol diyen, ama sol saymayacağımız, milliyetçi Aydınlık-İşçi Partisi'yse, bu adımı, vatana ihanet olarak görüyor. Onlara göre, İsviçre'de "soykırım yoktur" şovu yapan ve yargılanan Doğu Perinçek'in AİHM başvurusuna verilen cevap, "soykırım yoktur" anlamına geldiği halde (!), Erdoğan bunu görmezden geliyormuş!

 

BDP-HDP'ye gelince, onlar da sol kesimin diskuruyla konuşup, neden "soykırım" denilmedi diyor. Şimdi, Öcalan bu konuda onlara ne diyecek, merakla bekliyoruz doğrusu. Muhtemelen reaksiyoner bulacaktır.

 

İnsanlar, neden bu kadar Türkiye gerçeklerinden bî-haberdir veya tecahül-ü arifane yapar, bilemem! Hayatta, hangi olgu, "ya hep, ya hiç" mantığıyla uyumludur. "Somut şartların, somut tahlili"ni dillerine pelesenk etmiş solcularımız, neden tahlil yapmaz, yapamaz? Muamma!

 

Atalarının katledilmesine, solcularımız kadar duyarlı (!) olmayan, Türkiye Ermenileriyse, çoğunlukla bu metni olumlu karşıladı. Elbette, ileride daha fazlasının olması gerektiğini söyleyerek.

 

Agos, beklenildiği gibi, ihtiyatlı bir dille olumladı, "ancak" diye başlayarak tamamladı metnini.

 

Türkiye Ermeni Patrikliği: "Sayın Başbakan'ın bu mesajı, ileriye dönük ve olumlu adımların atılmasında Türkiye ve Ermenistan halklarını cesaretlendirecek niteliktedir." dedi.

 

Evet, son bir yıldır; solcular, kimi liberaller ve darbeci Cemaat tarafından "diktatör" mertebesi verilen, muhafazakâr Erdoğan, resmî ideolojinin tabularını birer birer yıkarak yol alıp gidiyor.

 

Eski solcu, şimdi sadece demokrat olan ben de: Teşekkürler diktatör, diyorum. İyi ki bu taziye metnini yayınladın. Devamını da bekliyoruz.

 

Yolun açık olsun. Bizi utandırma.

 

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.