22 Şubat 2018, Perşembe

Üst Menu

'Diyarbakır Buluşması Devletin Kürt Halkına İade-i itibarıdır'

'Diyarbakır Buluşması Devletin Kürt Halkına İade-i itibarıdır'
İlhami Işık: ''Diyarbakır’da yaşananları devlet tarafından Kürtlere yapılan bir “iade-i itibar” olarak tanımlamak mümkündür. Binlerce yılı aşan bir mirasın, hakkın iadesidir''
24 Kasım 2013
-A +A

Röportaj: Halil KURBETOĞLU

 

Medyada  “Balıkçı” olarak bilinen İlhami Işık'a Diyarbakır buluşmasını, yaklaşan seçimlerde HDK ve CHP’nin ittifak söylentilerini, PYD ve Rojava'daki son durumu, dershanelerin dağa çıkışı engelleyip engellemediğini sorduk.

 

HK: Güncel sorulara geçmeden önce hislerinizi merak ediyorum. Diyarbakır’da tarihi bir gün yaşandı. Geçen hafta Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi lideri Barzani ve ülkesinden 37 yıl ayrı kalan Şivan Perwer Erdoğan’la buluştu. Diyarbakır halkıyla kucaklaştılar. Başbakan ilk kez Kürdistan kelimesini orada telaffuz etti. İbrahim Tatlıses ve Perwer Kürtçe “Megri Megri” diyerek sahneden herkesi ağlattı. Bu tablo karşısında siz neler hissettiniz?

 

Benzetme yapacağım. Düşünün yıllarca birbirlerini komşu olarak bilen iki aile var. Gün gelir birisi der ki ben aslında sizin kim olduğunuzu biliyorum. Siz kardeşsiniz. Düşünün bu iki aile aradan uzun bir süre sonra meğerse aynı anne babadan doğmuş kardeş olduklarını anlarlar. Bunun yarattığı şok o iki ailede neyse, Diyarbakır’da yaşananlar da bir Kürt olarak bende aynı etkiyi yarattı. 90 yıl evvel Kürdistan tanımı, Kürtlerin varlığı ile ilgili düşünceler ifade ediliyordu. İlk meclis zaten öyle şekillendi. Ne yazık ki ondan sonra sanki Kürtlerin hiç var olmadığı düşüncesi peyda oldu. Varlığınız reddedilirken, sizi vareden her şey, kültürünüz, tarihiniz, kişiliğiniz de reddedildi. Doğal olarak siyaset yapma kapasiteniz de yok sayılmış oldu.  Siz yaşamayan milyonlar olarak görülmüşsünüz. Fakat on yıldır bunun kabuklarının ciddi anlamda kırıldığını görüyoruz. Ve bunu kırılmanın kalıcı hale gelmesindeki en önemli gelişmelerden biri de Diyarbakır’da buluşma olmuştur. Kürtler sadece Türkiye’de yaşamıyorlar. Başka ülkelerde yaşayan Kürtlerin varolması bir yana, siyaseten de temsil ediliyorlar. Hem federal bir yapıda ve Anayasa ile güvence altına alınmış bir şekilde. Irak’ta en kanlı diktatörler döneminde bile Kürtlerin varlığı Irak Anayasası’nda güvence altındaydı. Bizde ise Kürtlerin varlığı reddedildiği için bizim dışımızdaki Kürtlerin varlığı da yok sayıldı. İçerde ret dışarıda düşmanlık olarak lanse edildi Kürtler. O dönemlerden bugüne kolay gelinmedi ancak bugünkü tabloda bunların aşıldığını görüyoruz. Hem de en üst düzey yetkililer tarafından deklare edilerek. Türkleri Kürtler hiçbir zaman terk etmedi. Hatta cihan harbinden sonra Türkiye’den ayrılmaya zorlanan diğer azınlıklar bıraktığında bile sadece Kürtler Türklerle birlikte oldu. Peki, sonucu böyle mi olmalıydı? En acı günleri birlikte yaşayan iki halkın zaman içinde karşı karşıya gelmesi ne büyük trajedidir.

Bir Kürt şunu sormak durumunda, on yılda bir darbe yapanlar, bu ülkenin başbakanlarını asanlar, solcusundan, komünistinden, dindarından herkesi cezaevlerine atanlar bölücü değil de Kürt mü bölücüydü? Böyle bakıldığı zaman yaşanan büyük acılardan sonra Diyarbakır’da yaşananları devlet tarafından Kürtlere yapılan bir “iade-i itibar” olarak tanımlamak mümkündür. Binlerce yılı aşan bir mirasın, hakkın iadesidir.

 

HK: Diyarbakır’da Başbakanın ilk defa “Kürdistan” dediğini duyduk. Ulusalcı ve milliyetçilerin iddia ettiği gibi bu söz bir özerklik tanıma mıdır yoksa bir tarihi mirasa hürmet göstermek midir?

 

Ortadoğu’da sınırlar hep emperyalistler tarafından çizilmiştir. Benim açımdan Kürdistan bir haritayı ifade etmekten ziyade tarihi kültürel mirasın devamıdır. Siyaset biliminde Kürdistan tanımı yapılırken Mezopotamya’yı içine kapsadığı görülmekte. İran’da, Irak’ta ve Suriye parçaları olan bir bölge. Ancak Başbakanın ifade etmesi, ulusalcıların gösterdiği refleksle ele alınamaz. Zaten var olan bir gerçekliğin ifadesidir. Ve sosyoloji bir şeyin ismini kabul ettiğinizde bölünme kaçınılmaz olur diye bir emir vermez. Çünkü coğrafik olarak kalın çizgilerle ayırdığınızda İstanbul’da yaşayan milyonlarca Kürd’ü nereye koyacaksınız? Evet Kürdistan vardır, tarihi, kültürel, sosyolojik olarak vardır ama bu bir bölünme nedeni değildir. Eski Türkiye’nin refleksleriyle hareket edilmemelidir. Bugün bu toprakları birbirinden ayıramayız. Bugünkü barış ortamı ayrılığı değil aksine birleşmeyi ortaya çıkarır. Kimsenin endişesi olmasın. Demokrat ve muhafazakâr bir dünyayı kucaklamazsa kaçınılmaz sonu budur.

 

HK: Anayasa çalışmaları şuan durmuş gözüküyor. Barış sürecini sizce nasıl etkileyecek bu?

 

Elbette bu ülke faşist Anayasa’dan bir an önce kurtulmalıdır. Bir generalin yazdırdığı Anayasa ile barış gelmesi mümkün değildir. Fakat çözüm sürecinin Anayasa dışında yasal ve idari adımlarla da bir süre ilerlemesi mümkündür. Fakat mutlaka Anayasa ile de güvence altına alınmalıdır. En azından makul çoğunluğun uzlaşacağı bir Anayasa yapılmalıdır.

 

Türkiye PYD ile Anlaşır! Kürtlerin Kazanımı Türkiye’nin Kazanımıdır!

 

HK: PYD Lideri Salih Müslim Belçika’da bazı açıklamalarda bulundu. Bunlardan bir tanesi Suriye’nin kuzeyinde özerklik istediğini belirtti ve kimsenin karışmaya hakkı yok dedi. Sizce bu mümkün mü ve Türkiye’yi sonuçları nasıl etkiler?

 

Suriye’yi konuşuyoruz ama en az da bildiğimiz konu Suriye’dir. Bir de özerklik ve devletleşme birbirinden uzak tanımlamalar. Suriye’de bugün büyük bir dram yaşanıyor. Bir diktatöre karşı bir halk katlediliyor. Bunun bir yansıması da Suriye Kürtleri’dir. Düne kadar mülk edinme hakları dahi yoktu Suriye’deki Kürtlerin. Kendilerine kimlik dahi verilmiyordu. Suriye Diktatörü yenilginin gerçekleşme anını uzatabilmek için PYD’ye nefes verdi. Suriye Rojavası’ndan askeri güçlerini çekti. Bu aklı Suriye diktatörü Esad’ın aklı olarak görmemek lazım. Daha çok İranlıların aklı gibi durmakta... Kürtler orada büyük bir ayaklanma ile kazanamayacakları mevzi kazandılar. Oradaki Kürtlerin bir tercihte bulunması gerekiyordu. Ya kabul etmeyeceklerdi ya da kendi bölgelerinin çatışma bölgesi olmaması için kabul etmeleri gerekiyordu. Siz olsaydınız neyi seçerdiniz? Bu soruyu sormak lazım. Kürtler büyük bir paradoksa düştüler. Kürtlerin oradaki hazin yaşantısı, bir krizle bile olsa son bulacaktı. Suriye halkı Kürtleri genelde hep yok saymıştı. Şuan Salih Müslim eline geçen fırsatı değerlendirmek istiyor. Bunu tarif etmek gerçekten çok zor. Benim açımdan ise bunun cevabı şu olmalıydı: Dün senin yanında olmayan bir diktatör, kendi halkını, şehirlerini bombalayan bir diktatörle mücadele edilmeliydi. Ama olaya bir de şu açıdan bakmak lazım. En azından Suriye’nin bir bölgesi yanmıyor. Kürtler Özgür Suriye Ordusu’na karşı da savaşmıyor. Şöyle bakmak lazım: Kürtlerin o bölgede kazanımı Türkiye’nin kazanımıdır. Rojava sorunu çözülebilecek bir sorundur.

 

BDP DÖNÜŞMEZSE AYRIŞABİLİR!

 

HK: Diyarbakır görüşmelerinden sonra BDP bloğunda iki tür yaklaşım oldu. Tavrı olumlu bulanlar Erdoğan’ı övenler hatta. Bir de icraat görelim diyenler. Sizce bu BDP içinde bir ayrışma doğurur mu?

 

Bu ayrılık siyasetin doğal sonuçlarıdır. Her partiyi teşkil eden insanların hayalleri, umutları farklıdır. Yekpare düşünen bir siyasi parti örneği dünyada yoktur. BDP sol tandanslı bir siyasal örgütlenme. Ancak gitgide dünyada yükselen muhafazakâr anlayışın bir yansımasını vermek zorunda. İkincisi orta sınıfların büyümesi de BDP’de bir temsiliyet oluşturmak zorunda. Yani Burjuvazi de kendini BDP’de temsil etmek zorunda. BDP dönüşmek zorunda, hem orta sınıfı, hem burjuvaziyi temsil edebilecek boyuta gelmeli. Bunun yanında muhafazakar demokrat anlayışı da kendine çekebilmelidir. BDP bu dönüşümü ya sağlar yahut küçülür ve ayrışmalara neden olur. Zira Kürtler çok yoğun dini duygularını yaşayan bir halktır. BDP Kürt halkının kimliğine uygun hale dönüşebilmelidir.

 

Öcalan Yaşadıkça Son Söz Onundur!

 

HK: PKK içinde Ankara grubu diye bilinen grubun bakış açısı Diyarbakır’dan sonra değişmiş olabilir mi?

 

Cemil Bayık, Mustafa Karasu, Duran Kalkan gibi PKK’nin lider kadrosu bu kişiler. PKK’yi bilen kişiler açısından şu bir gerçek ki Öcalan varken onun sözü son sözdür. Birileri bir şey söylüyorsa da bu PKK’nin içerden görüşüdür. Silahla, şiddetle yaşamını sürdüren örgütler içinde bir güç mücadelesi doğaldır. PKK’de olmaması da mümkün değil. PKK’yi yönetmek, söz sahibi olmak için güç sarhoşluğuna kapılmak mümkündür. Eğer siz sorunu içselleştirmişseniz, sorunu çözme konusunda mücadeleniz kararlıysa karşınızda hiçbir grubu bulmazsınız, Öcalan’ı bulursunuz. Eğer sorunu çözmede samimi değilseniz karşınızda sadece Ankara değil birçok grubu da bulursunuz. İran Kandil’de şuanda. Kendileri açıklıyor. Şuanda son bir aydır Türkiye çok hızlı hareket ediyor. ABD-İRAN yakınlaşması da bunlarla ilgili. Dün neredeyse her türlü ilişkiyi kopardığımız Irak’la aramızdan su sızmıyor. Bunlar yeni düzenin ayak izleri. Artık şu görüldü; Arap Baharı’nın iktidarları domino taşı gibi değiştirmesinin sonuçları ağır oldu. Bu coğrafyada oturmuş bir kültürel ve demokratik zemin oluşması gerekiyor. Ve oluşana kadar bu coğrafyanın zalimleri bu vaziyeti din savaşlarına bile dönüştürebilirler. Bu gidişat ABD ve Rusları da tehdit ediyor. Ve İslam dünyasını da rahatsız ediyor. Bir diktatörün Suriye’de çoluk çocuk demeden katliam yapması herkesi üzüyor. Bunların yaşanmaması için herkes bir şeylerden vazgeçiyor.

 

“Dershaneler Dağa Çıkışı Engelledi” Demek Bir Kürdü İncitir!

 

HK: Son günlerde Türkiye’yi etkisi altına alan bir tartışma dershaneler. Bazı dershane temsilcilerinin iddiası, dershanelerin dağa çıkışı engellediği yönünde. Sizce dershaneler dağa çıkışı engelleyebilir mi?

 

Bunu cemaatin temel görüşü olarak dillendirmek haksızlık olur. Ancak etkili kalemlerin böyle bir düşüncesi oldu. Bu bir kere çok büyük ve kirli bir yalan. Bu Kürtlere ve dershanelere de bir haksızlık. Irkçı, ulusalcı, Ergenekoncu bir dünyayı ayağa kaldırmak için söylenmiş bir sözdür. Hem ırkçı bir yapıya karşı olduğunuzu söyleyip hem de böyle bir söz söyleyemezsiniz. Evet dershanenin varlığı birilerini bazı sosyal hadiselere karışmaktan alıkoyar mı? Evet, bir sağlık ocağı gibi. Ama bir eğitim kurumunu dağa çıkmaya engel derseniz, bizim zekâmızla dalga geçmiş olursunuz. Olayın ikinci boyutu, dershaneler ve okullar Kemalist eğitim veriyor. Kemalist eğitim ise bir Kürd’ü dağa çıkarmaktan onu asmile ederek engellemeyi tercih eder. Kısaca Kürdleri de inciten bir sözdür bu.

Ayrıca bölgede eğitim kurumlarından, medreseler çok daha etkin. Hem bölgenin sosyal dokusuna aittir.

 

HDK CHP İLE BİRLEŞİRSE BUNU İZAH EDEMEZ!

 

Bir de yerel seçimler yaklaşıyor. Seçimler yaklaştıkça HDK ve CHP’nin ittifakı da gündeme geldi. Kürdlerin bu ittifaka nasıl bakacağını düşünüyorsunuz?

 

Hiç doğru bulmuyorum. Kürt sorununu çözme iddiasındaki yapının Kürt sorununu var eden bir yapıyla ittifak etmesi anlaşılamaz. Yüzyılın kamburunu sırtında taşıyan ve hala övünen bir CHP ile ittifak ne kadar doğrudur? Bu ittifak Yüzyıllık bir problemi çözmeye kakışan bir iktidara karşı ittifaka dönüşmesi ne kadar haklıdır? Ak Parti’nin zayıflaması aynı zamanda çözüm sürecinin de zayıflaması demektir. Diğer partilerin bu hususta söyleyecek sözleri yoktur. HDK, CHP ile ittifak kurarsa güçlü blok olan CHP içinde eriyip gidecektir. HDK CHP ile ittifakı Kürt halkına izah etmekte zorlanacaktır. Daha önce böyle ittifaklar gerçekleşti ve sonuçlarını Kürt Halkı çok ağır yaşadı. Aynı hataları tekrar etmeye gerek yoktur. HEP- SHP birleşmesi 1989’da başladı ve 1994’ün 2 Mart’ında vekillerin tutuklanmasıyla bitti. Geçmişteki bu ittifaklar bize fikir vermelidir. Aynı ağır sonuçları yaşamamak için.