25 Kasım 2017, Cumartesi

Üst Menu

‘Ergenekon yok’ diyenlerin ıskaladıkları

‘Ergenekon yok’ diyenlerin ıskaladıkları
Başbakan Danışmanı Yalçın Akdoğan’ın ‘orduya kumpas kuruldu’ açıklamasıyla başlayan tartışmalarda; hükümet ve ona yakın çevreler (gazeteciler, analistler, akademisyenler) Ergenekon diye bir örgüt olmadığı noktasındalar neredeyse.
 
Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner, geçtiğimiz günlerde katıldığı bir televizyon programında bunu açık açık dile getirdi. Bu savruluşun sebebi kuşkusuz şu an yaşanan gergin ortamda yeni saflaşmaların ortaya çıkmasını sağlamak. Asıl sorunu ve içindeki sorumluluğunu görmektense; suçu başkasına yükleyip, sorunu görmezden gelip yola devam etmeye çalışıyorlar hep yaptıkları gibi. Oysa Ergenekon davası ilk günden itibaren sadece darbe suçlaması üzerinden açıldığı için eksik bir dava ve şimdiki açıklamalarla bu yanlışlığı kalıcı bir hale sokmaya çalışıyorlar. Davayla ilgili uzun tutuklamalar, yeterli olmayan deliller başka bir tartışma konusu ama ortada somut olan öyle suçlar var ki onlar yargılama konusu bile olamadı. Bunlar da Ergenekon suçlularının karıştığı faili meçhuller, zorla kaybetmeler. Yani Ergenekon üyelerinin Fırat’ın öte yakasındaki yaptıkları…
 
Ergenekon davasını Kürtler için önemli kılan faili meçhul ve kayıpların sorumlularının cezalandırılacağı ümidi idi. Bunun için, davanın; hükümete karşı yapılan darbe girişimleriyle bu darbecilerin geçmişindeki faili meçhul cinayetleri birbirinden ayırmadan ikisine de odaklanarak yapılması gerekiyordu. Ancak ne yargı ne de devlet, millete yapılanı öncelik olarak görmeyip sadece kendine yönelen tarafına karşı odaklaştı ve faili meçhul cinayetler ve kayıplar dava dışı bırakıldı. Öldürülenlerin, kaybedilenlerin yakınlarının davaya müdahil olma isteğinin kabul edilmemesi davanın seyrinin nasıl olacağını en baştan ortaya koyuyordu.
 
Dava dosyalarında 90’lı yıllarda Güneydoğu’da yapılan hukuksuzluklar, kaybedilmeler, infazlarla ilgili yer alan deliller, ifadeler ile ilgili sanıklara herhangi bir yaptırım yapılmadığı gibi bunlarla ilgili bağımsız davaların açılması için de kimsenin kılı kıpırdamadı. Tabii bu konuda koruma sağlayan en büyük zırh; devlet sırrı kavramı oldu.
 
Avukat Gülçin Avşar, geçtiğimiz aylarda TESEV için hazırladığı Ergenekon’un Öteki Yüzü raporunda Ergenekon davasındaki faili meçhul cinayetlerle ilgili bilgilerin izini sürmüştü. Avşar, bir bölümü Ergenekon davasının sanıklarıyla bağlantılı 10 bin civarında “faili meçhul ve kayıp” dosyasının bulunduğunu, buna karşılık şu anda mahkemesi yürüyen vaka sayısının 10 civarında olduğunu belirtiyordu. Dosyada yer alan olaylardan biri, kemiklerini bulmak için beklediği DEHAP Silopi İlçe başkan ve başkan yardımcıları olan Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz’in bizzat Levent Ersöz tarafından kaybedildiği ile ilgili tanık ifadeleri. Tanık ifadesinden bir bölüm şöyle:
 
“Biz oradan ayrıldıktan sonra ben dolaşmak için dışarı çıktım ve saat 16.30 sıralarında tekrar İlçe Jandarma’ya döndüm. Ben döndüğümde çıkış yapmak için hazırlandıklarını fark ettim. Bu esnada Ebubekir Deniz ve Serdar Tanış, ağızları bantlı ve elleri bağlı şekilde Broadway marka aracın bagajına konuldular. Bagaja sığmadıkları için kapak zorlukla kapatıldı. Daha sonra üç araçla Levent Ersöz, İsmail Cömert, Selim Gül, Abdullah Uzm. Çvş. Ali Kemal, Veli Bş. Çvş. isimli şahıslarla birlikte Hezil çayı ile Cizre suyunun birleştiği yer olan ve ‘Üçgen’ olarak adlandırılan yere gittik. Burası Kuzey Irak, Suriye ve Türkiye sınırlarının birleştiği yerdir. Biz oraya yaklaştığımızda Broadway önümüze geçti ve bizden önce üçgene girdi. Orada Ebubekir Deniz ve Serdar Tanış bagajdan çıkartıldılar. Her iki şahıs da bagajdan çıkartıldıklarında çok kötü bir vaziyettelerdi çünkü daracık bir yerde 15-20 km elleri ve ağızları bağlı bir vaziyette getirilmişlerdi. Ben oraya varana kadar şahısların yolda ölebileceklerini bile düşünmüştüm. Daha sonra Levent Ersöz, Serdar Tanış’a hitaben ‘Ben sana akıllı ol dedim.’ dedi ve G3 ile bir el ateş etti. O esnada Levent Ersöz’ün ateş ettiği kovan kaybolduğu için bir süre bu kovanı aradık ve bulduk. Daha sonra Ali Kemal ve Veli, Keleşlerle bu iki şahsı taradılar. Biz oradan ayrılırken Selim Gül ve Ali Kemal orada kaldılar. Bana göre bu iki kişi oradaki cesetleri yok etmek için kaldılar.”
 
Serdar Tanış’ın kardeşi avukat Sedat Tanış, geçtiğimiz günlerde birlikte katıldığımız bir programda; Levent Ersöz ile ilgili dosyada yer alan ifadelere rağmen hiçbir yargılama yapılmamasının, acılarını daha da büyüttüğünü dile getiriyordu. Ve aile olarak Levent Ersöz başta olmak üzere Ergenekon tutuklularının faili meçhullerle ilgili olarak da yargılanmasının beklentisi içinde olduklarını ifade ediyordu. Tanış ailesi, adalet bekleyen binlerce aileden sadece biri.
 
Şimdi yapılması gereken ‘yargı kumpası’ gibi gerekçelerin arkasına sığınıp günü kurtarmak değil, davanın insanlığa karşı yapılan suçları kapsayacak şekilde yeniden görülmesini sağlamaktır. Bireye karşı yapılan ve devlet sırrı gibi zırhlarla koruma altına alınan suçlarla yargılamalarının zaman aşımına uğramadan yapılmasının; kalıcı bir barışın ilk şartı olduğu unutulmamalıdır. Devletin kendine yapılmış suçu konjonktürel olarak bağışlayıp, yahut yok sayma lüksü olabilir; ancak halen yakınlarının kemiklerini bulma ve adaletin sağlanması dileğindeki vatandaşların yerine karar veremez.
 
NOT:  Emine Uçak'ın yukarıdaki yazısı 7 Mart 2014 tarihinde Zaman gazetesinde yayımlanmıştır.
 
 
 
 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.