19 Ocak 2018, Cuma

Üst Menu

''Ermeni Avına mı Çıkalım?''

''Ermeni Avına mı Çıkalım?''

Eh çıkın bakalım!

Çıkın da; "Avlayacak" Ermeni'yi Kars'ta bulamayacağınızı benim gibi sizler de biliyorsunuz.

Bu gerçeklik karşısında "Avları" bulmak için Hayastan'a ya da diasporaya gitmeniz gerektiğinin de bilincindesinizdir şüphesiz…

Haa! bir ihtimal daha var.

Ne yapacaksınız, Cumhuriyet tarihi boyunca sistemli olarak uygulanan, devletin resmi politikaları sonucu Batı Ermenistan'dan İstanbul'a göçmeye zorlanan, bir avuç kalmış Ermenileri mi avlayacaksınız?

Halinizi izledikçe, tehdit dolu mesajlarınızı dinledikçe sizlere acır oldum…

Neden korkarsınız bu kadar "Ermeni"nin adından?

Neden paniklersiniz bunca "Ermeni"nin varlığından?

Gelin birlikte düşünelim isterseniz…

Hadi; farzedelim ki 1915 de yaşadıkları "Kesimden" sonra dünyanın dört bir yanına dağılmak zorunda kalmış olan ve bugün "Diaspora" diye adlandırdığınız, memleket dışında kalmış Ermenilerin, dedelerinin yaşadıkları Sasun, DikranAmed, Kayseri, Erzurum, Muş, Trabzon, Van, Kars vs. şehirlerine geri döndüler.

Farzedelim ki bu oldu…

Eee?

Ne yapar sizce bu Ermeniler?

Toprak, cebe konup götürülemez olandır öyle mi değil mi?

Haylar için; Hrant Dink'in dediği gibi "Altına girmek için" özlenendir memleket toprağı…

Düşünmeye  devam edelim mi?

Ne yaparlar ben söyleyeyim:

İlk işleri ağaç dikmek olur. *

Sonra; yaşadıkları yerlere suyu nasıl getirebilirizi düşünür ve bir yolunu bulurlar bunun inanın.

İnanın derim çünkü zamanında inşa ettikleri kanallarla Babil'in Asma Bahçelerine şarap yollayanların neslinden geldiklerinden "inanın" deme lüksüne sahibim.

Daha sonra en iyi taş ustaları olarak tarihe geçmiş olan bu "Afedersiniz Ermeniler"'in torunları, Mimar Simon (Sinan) ve Balyanlar'ın mirasçıları olarak yapacakları üçüncü şey, en estetik binaları inşa etmek olacaktır…

Ha! Tüm bunları yaparken,  çalışmak ve  üretmek için yaratılmış olan bu halk bulundukları şehrin ekonomisi ve kalkınması için  gereken yöresel iş potansiyelini de yaratmış olacaklar değil mi?

Şu an, şu satırları yazarken bile kendime sormaktan vazgeç(e)miyorum inanın: Haylar ne gibi bir zarar verebilir taparcasına sevdikleri, son nefeslerini  adını sayıklayarak verdikleri bu topraklara?

54 yıldır yaşadıklarımla, 13 yıldır zorunlu olarak içinde bulunduğum "Diaspora" denen garabetin bir üyesi olmakla damgalanmış(!) halimin bana yaşattığı tecrübelerle tanıma imkanı bulduğum, gemilerle Marsilya'ya getirilmiş olan Hayların torunlarında gözlemlediğim tek şey yüz yıldır genlerinde taşıdıkları dinmeyen bir ACI…

Sadece ACI…

İnkarın, sürekli olarak kaşıyarak kanattığı bir acıdır bu…

Kanamaya devam eder bu yara çünkü inkar, iftira ve nankörlük devam eder durur…

İftira derim evet!

Nankörlük derim evet!

"Hain" diyerek, iftira atarsınız!

İftira attığınız için de nankörsünüz!

Bu iki kavram öylesine iç içe geçmiştir ki sadece nankörlüğü deştiğimizde "Hain" kavramı kendiliğinden düşer, yitirir anlamını, boşalır içi...

Neden söz ettiğimi anlayabilmeniz için şudur formülüm; Mimar Simon'un (Sinan) ve Balyan ailesinin yaptığı tüm mimari eserleri yıkın!

İlk opereti, ilk fotoğrafı, ilk tiyatro eserini, sanata dair vs. vs.  ne varsa hepsini silin …

O çok övündüğünüz Atatürk'ün imzasını da 'övünülecekler' listenizden silmeniz gerekecek çünkü o da bir Ermeni'nin eseridir.

Geriye ne kalır sizce ülkede övünebileceğiniz FAŞİST kardeşlerim?

Faşist kardeşlerim dememe kızacaklar bilirim bu satırları okuyan canlar.

İfademdeki "Kardeşlerim" sözcüğü ideolojinizle bağlatılı bir kardeşlik değildir.

Bu kardeşlik sizlerin (farkında ol(a)masanız da) insan kimliğinizle olan bir kardeşliktir…

Kardeşimiz, kötü yolu seçmiş olsa da sırt dönemeyiz!

Son nefesimize kadar kendisine İNSAN olmanın sorumluluğunu anlatmakla  mükellefiz…

Sahip olduğum bu bilinçle yine derim ki İNSAN KARDEŞLERİYİZ!

Bu bilinçli farkındalığın sorumluluğuyla var olan ruhum sancılarda...

Ani'de verilen konserdeki  müzikten bile korkan ruhlarınız için üzgünüm…

Bu nedenledir ki sizleri düşünmeye davet ederim…

Nefret ağır bir yüktür taşıması çok zor…

Atın yüklerinizi ve  hafifleyin…

Halime bakın ya!

Yazıma başlarken kızgındım sizlere, anlamsız bulduğum kininiz ve nankörlüğünüz için…

Sözcüklerimle ifadeye çalışırken anlamsızlığını bu kinin, sizler için tüm kalbimle üzülürken buldum kendimi…

Hay  budur be insan kardeşlerim!

Hay budur!

Nefret bilmedik, bilmeyiz, bilmeyeceğiz…

Şu an Romain Rollande'ın bir sözünü hatırladım.

Dünya savaşı çıkınca, Alman dostlarıyla görüşmeye hala devam ettiği için "Vatan hainliğiyle" suçlanan yazar Romain Rollande şöyle seslenir Fıransız halkına; "Bir Gothe'yi yaratan halkın tümüne birden kötü diyemezsiniz. Sizler benden nefret edebilirsiniz fakat benim sizlerden nefret etmemi sağlayamayacaksınız."

İşte tam da bu bakış açısıyladır ki Haylar nefreti bilmez.

Onlar bilirler  kendilerini, canlarını tehlikeye atarak kurtaran Kürt ve Türk komşularının hatırasına saygı duymayı...

Onlar bilirler vefanın ne olduğunu…

Boşuna denmemiştir onlara "Milleti sadıka" diye.

Hak etmişlerdir bu  sıfatı...

Bugün yaşamak zorunda oldukları her ülkeye sadıktırlar çünkü öğretilerinde bu vardır.

Rahmetli babam; "Kızım devletler Tanrı'dandır. O'na itaat görevimizdir, devlete ihanet olmaz." derdi.

Asırlardır süregelen  sınıf kavgasının, kapitalizmin egemenliğinin, emperyal paylaşım kavgalarının bilgisine sahip olarak yazdım babamın bana öğrettiğini…

Tüm bu kavgaların, egemenlerin iktidar hırslarının kurbanı olan Haylar; doğaya hayran, yaşama sevdalı,  yemek ve içkinin eşliğinde halaylar çekerek yaşamayı içselleştirmiş bir halk…

Böylesi bir topluluktan kimseye   zarar gelmez  be canlar!

Anlamsızdır   korkularınız!

Yersizdir  nefretiniz!

Amerikan yerlilerinin kaybıyla eştir Anadolu'nun   kaybında, köklerinden sökülüp atılan Hayların yok  edilmesi…

 

Onlar ki üretendiler.

Onlar ki çalışkandılar.

Onlar ki akıllıydılar.

Onlar ki zenaatkar ve sanatkardılar…

Onlar ki Alman Emperyalizminin, ulaşmayı istedikleri hedefler için yollarının üzerinde tek engel olarak gördükleri idiler…

Onlar ki "Siz Ermeniler biz Yahudileri her şeyde geçersiniz, pazarlık hariç!"

cümlesini duyandılar…

Onlar ki büyüklerinin "Aklımız başımızı yedi" sözlerini  duyarak büyüyenlerdiler…

 

Dünya egemenlerinin o dönem seçtiği kurban keçisidir Hay halkı.

Görün artık şu gerçeği…

Neyse…

Ne  diye   başladım söze, nerelere vardım…

Bu tam da dostlarının "Deli kadın" dedikleri Anjel'dir işte…

Kısacası; yanılgılardasınız, kandırılmalardasınız, manipülasyon kurbanlarısınız ve tüm bu durumların sonucunda yaşanmamış hayatların figüranlarısınız be canlar...

 

Of! bitmez bu yazı!

En iyisi burada kesmek.

Anlayan anlamıştır meramımı…

 

 

*http://anjeldikme.blogspot.fr/2010/02/tu-zani-ez-ji-kecikek-fille-me-uyesi_05.html

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.

 

Yazarın Son Yazıları