23 Haziran 2018, Cumartesi

Üst Menu

Esad'ın askerleri ile Türk askerleri YPG’ye karşı ortak operasyon yapar mı?

Esad'ın askerleri ile Türk askerleri YPG’ye karşı ortak operasyon yapar mı?
Hababam Sınıfı’ndaki ihtiyar fizik öğretmenini hatırlarsınız. Fizik öğretmeni, Sakarya savaşına katılmış bir gazidir. Öğretmenlerinin yaşlı ve unutkanlığını fırsat bilip dersi kaynatmak için savaş hikayeleri anlatan muzır öğrenciler, her seferinde hocayı omuzlarına alıp müdür muavini Kel Mahmut’un odasına doğru taaruza geçerler. Havaya giren yaşlı hoca tıpkı savaş günlerindeki gibi bölüğüne emirler vermektedir. Bu kısa savaş oyunu Mahmut hocanın odasında noktalanırken, Mahmut hoca, omuzlardaki Fizik öğretmenine şu soruyu sorar: ‘’Hocam, ben sizi fizik öğretmeni sanıyordum?’’ 
 
 
–Doğru biliyorsunuz, dersimiz fizik ama benim ne işim var burada!
 
Geçenlerde izlediğim Hababam Sınıfı’nın bu sahnesi aklıma Türkiye’nin, Davutoğlu mimarlığında gelişen, iflas eden Suriye politikasını getirdi. 
 
Altı yılın ardından Suriye ile ilgili söylem değiştirmeye başlayan, Suriye ile ilgili yeni bir sayfanın açılabileceği sinyalini veren AKP hükümeti, tıpkı yaşlı öğretmen gibi ‘’ne işim var burada’’ şaşkınlığı yaşamakta.
 
Suriyeli muhalifleri Türkiye’ye davet edip örgütleyen, Esad rejiminin askerlerini ‘’Yeni Suriye’’ vaadiyle Türkiye’ye getiren, her türlü desteği veren AKP hükümetinin temel amacı Esad’ı devirip kendisine yakın bir yönetimi iktidara getirmekti. Sadece bu da değil; Suriye’yi arka bahçesi yaptıktan sonra İsrail, İran ve Irak’a karşı çok büyük kozlar elde edecekti. Bir de Kürt/Rojava faktörü vardı. Onlar da Suriye vatandaşlığı verilerek hem ihya(!) edileceklerdi, hem de Türkiye’ye karşı potansiyel tehlike olmaları bertaraf edilmiş olacaktı. Hesaplar tutmadı. Sahada desteklenen, IŞİD ve El Nusra’dan pek de farklı olmayan örgütler Esad’ı deviremedikleri gibi Kürtlerin yükselişine de engel olamadılar. Rusya’yla aylarca süren uçak krizi Putin’i Esad yönetimine daha fazla destek vermeye itti. Rusya PYD-YPG işbirliği arttı. Çoğu YPG savaşçılarından oluşan DSG, koalisyonun desteğinde Menbic’e operasyon gerçekleştirdi. Afrin ve Kobani kantonları arasında kalan, şimdilik IŞİD’ın kontrolünde yer alan topraklara ilk fırsatta YPG’nin kapsamlı bir operasyon yapacağı, Kantonları birleştirmek istediği sır değil. 
 
ABD’nin sahadaki en önemli müttefiklerinden olan YPG’yi ‘’Türkiye’nin kaygıları’’dan ötürü kantonları birleştirme hamlesine-şimdilik-onay vermediği malum. Afrin’in bir ada gibi yalnız kalması Kürtler açısından kabul edilebilir bir durum değil. Şimdilik Türkiye’nin kaygı ve tehditleri YPG’yi frenlese de er ya da geç kantonlar birleşecektir.
 
 Mavi Marmara’da batan ‘’dik duruş’’lu, slogancı siyasal İslamcılık..
 
 
Başbakan Binali Yıldırım’ın geçen gün sinyalini verdiği ‘’Düşmanları azaltma, dostları çoğaltma’’ stratejisi ilk meyvesini ‘’İsrail’le uzlaşma’’ şeklinde verdi. Daha önce Aşdod limanı üzerinden Gazze’ye gönderilebilen insani yardımlar MAVİ MARMARA hadisesinden sonra son bulmuştu. İsrail’in özür dilemesi, tazminatı kabul etmesi ve insani yardımlara tekrar izin vermesi Türkiye-İsrail krizini sonlandırdı. Geriye ‘’One Minute’’ sürecinden bu yana Erdoğan’ı neredeyse Halife-i ruy-i zemin ilan eden İslamcı/muhafazakarların hayal kırıklığı kaldı. Madem tekrar İsrail denetiminde, Aşdod limanı üzerinden insani yardımlar Gazze’ye gidecekti, o halde neden Mavi Marmara’nın ‘’ablukayı delme’’ eylemine izin verdiniz? Erdoğan’ın İHH’ya ‘’Dönemin başbakanından izin aldınız mı?’’ şeklindeki sert eleştirisi İslamcı/Muhafazakar mahallede şok etkisi yarattı. İHH’nın Erdoğan’ın sözlerini eleştirmesi, AK Trollerin saldırısı üzerine İHH’nın Erdoğan’dan jet hızıyla özür dilemesi ayrı bir ironi… Mavi Marmara hadisesi üzerinden Erdoğan AKP’si, taraftarlarını birçok mitingde İsrail karşıtlığı üzerinden motive etmiş, kendilerince bu hadiseyi ‘’safları sıklaştırma’’ vesilesi yapmışlardı. Yıllarca ‘’terör devleti’’ dedikleri İsrail’le anlaşma uzun süre eleştirileceğe benziyor. 
 
*** 
 
Ekonomik kaygılar; elde kalan meyve-sebze kasaları, boş tesisler, Suriye’de ABD-Rusya yakınlaşmasından sonra iyice zayıflayan ‘’oyun kurucu’’ pozisyon Türkiye’yi Rusya’dan özür dilemeye mecbur bıraktı. Bu faktörler olmazsa Rusya’nın burnu biraz daha sürtülecekti de, olmadı işte! Realite, idarecileri slogan-çıkar ikileminde bıraktığında menfaat ağır basar. Nitekim Rus uçağının düşürüldüğü ilk günlerde sarf edilen angajman kuralları çerçevesindeki ‘’kararlı’’ beyanların hepsi buharlaştı. ‘’Dik duruşlu’’ konuşmalar yerini ‘’Allah belamızı versin eğer Rus uçağı olduğunu bilseydik düşürmezdik’’lere bıraktı.
 
 *** 
 
İsrail ve Rusya’yla buzları eriten, özür borsası açan AKP’nin hızına yetişmek neredeyse imkansız. Sırada problemli olunan Mısır ve Suriye ülkeleri var. Dik durması için gaza getirilen Mursi faktörü olmazsa Mısır’la ilişkiler çoktan düzelecekti de, Sisi’ye sokulan tonlarca laf, Esma üzerinden yapılan duygu yüklü konuşmalar kafaları biraz karıştırıyor. Mısır’la süreç ‘’alıştıra alıştıra’’ stratejisiyle yürütülecek gibi görünüyor. Önce oda başkanları sonra Bakanlar, sonra da Başbakanlar düzeyinde görüşmeler. Final tabi ki Sisi-Erdoğan görüşmesi olur. Mısır’la yaşanacak aşkın psikolojik alt yapısı hiç kolay olmayacak. Bunun için diyanetin hutbelerde bol bol dua okuması, vaaz vermesi etkili olabilir. 
 
*** 
 
Suriye’de krizin derinleşmesinde, ateşin harlanmasında vebali olan AKP hükümeti, her ne kadar sığınmacılara verdiği insani destekten dolayı minnet edip zekamızla dalga geçse de, Suriye ile mevcut durumun sürdürülemez olduğunun farkında artık. Esad’ı devirmekten vazgeçen, daha doğrusu bunu başaramayan Türkiye’nin esas derdi Kürtler. Evet, Kamişlo’dan Afrin’e kadar Rojava topraklarının büyük çoğunluğunu kontrol eden bir PYD/YPG faktörü var. Türkiye’nin en büyük korkusu Rojava federasyonunun uluslar arası güçler tarafından kabul edilmesi, uzun vadede de Güney Kürdistan’la Rojava federasyonunun birleşip bağımsız bir Kürdistan devleti olması…
 
Cezayir'de Türkiye-Suriye toplantısı
 
İki ay önce, merkezi Rusya’da bulunan Sputnik haber ajansı, Türk ve Suriyeli yetkililerin Rojava konusunu görüşmek üzere Cezayir’de toplantı yaptığını iddia etmişti. İddiaya göre, Rojava’da ilan edilen Federasyonu iki ülke de ciddi bir tehlike olarak görüyor. Toplantıda Kürtlerin kalıcı bir statü sahibi olmasının iki ülke çıkarlarına aykırı olduğu vurgulanmış.
 
Bu tarz görüşmelerin olmaması siyasetin doğasına aykırı.
 
Esas soru şu: Türkiye, PYD/Rojavalı Kürtlerle yeni bir sayfa açacak mı, yoksa onları ve Türkiye’de yaşayan Kürtleri de karşısına alıp birkaç yıl içinde Esad’la işbirliği yapıp Kürtlerin statü talebini askeri olarak bastırmaya mı çalışacak?
 
‘’Türkiye böyle bir maceraya girmez, Esad’ı kanlı bir diktatör olarak görüyor’’ dediğinizi duyar gibiyim ama İsrail’e ‘’terör devleti’’ diyen, Rusya gibi dev bir güce kendince kafa tutmaya cesaret eden Türkiye, Esad’la (baldıran zehrini içerek) Kürtlere karşı işbirliği yapabilir. Türkiye, kontrolü PYD/YPG’nin elinde olan yüzlerce kilometrelik bir komşuluğa razı gelmeyeceğini defalarca açıkladı. PYD’yi PKK’nin Suriye’deki uzantısı olarak gördüğü de malum.
 
İki yol var; Türkiye, ya Güney Kürdistan’la geliştirdiği iyi ilişkileri Rojava Kürtleri ile de geliştirecek, ya da düşmanlık yapıp savaşacak. Farklı bir seçenek, ara formül çok zor. Türkiye’nin en koyu kırmızıçizgisi Kürtlerin statüsü ile ilgilidir. Kürtlerin Rojava’daki kazanımları Türk devleti tarafından ciddi bir tehlike olarak görülüyor.
 
***
 
NATO ülkeleri başta olmak üzere hiçbir AB ülkesi PYD/YPG’yi terörist olarak görmemektedir. YPG, çoğunluğu Rojavalı Kürtlerden oluşan, çeşitli ülkelerden katılımların olduğu devasa bir askeri yapı. Türkiye’ye karşı bir eylem gerçekleştirmemelerine rağmen ‘’terörist’’ olarak görülmeleri, zaman zaman TSK’nın topçu saldırırlına maruz kalmaları Türkiye’nin tahammülsüzlüğü, akılcı olmayan dış politika anlayışından kaynaklanmaktadır.
 
***
 
90’larda Barzani ve Talabani’yi üst düzeyde muhatap almayan, Kaymakam ve Valileri aracılığıyla görüşen Türkiye, Güney Kürdistan politikasını AKP iktidarıyla değiştirdi. İyi de yaptı. Karşılıklı menfaat temelinde gerçekleşen yakınlaşma siyasi, ekonomik, ticari, enerji, inşaat, kısmen askeri işbirliği şeklinde devam etmektedir. Güney Kürdistan yönetiminin nefes aldığı tek yer Türkiye. İran, Suriye ve bütçedeki %17’lik payını bile vermeyen Irak yönetimi Güney Kürdistan yönetimi için fazlasıyla güvensiz. Türkiye’ye petrol satan, bu sayede peşmerge maaşlarını veren Güney Kürdistan, Türkiyeli işadamları için muazzam bir Pazar olmayı sürdürüyor. Peki, Güney Kürdistan-Türkiye işbirliğine benzer bir sayfa Rojava-Türkiye için de geçerli olmaz mı? Bunun zemini nasıl hazırlanabilir? Üzerinde kafa yorulması gereken çok ciddi bir problem. Bunun olması için KDP-PKK ilişkilerinin düzelmesi şart. PKK, NATO, AB, ABD tarafından terörist olarak görülen bir örgüt.
 
 
Türkiye’deki Kürt meselesinin çözümü, Türkiye’nin daha demokratik ve zengin bir ülke olması, Rojava, PKK meselesi, Güney Kürdistan’ın istikrarı ve bağımsızlığa kavuşması için; Türkiye, KDP, PYD ve PKK’ye bazı sorumluluklar düşüyor.
 
 PKK’den başlarsak…
 
 PKK’nin yeni ve makul bir sayfa açması için şu kararları almasında yarar var: 
 
-PKK, kısa vadede ateşkes ilan etmeli, orta vadede silahlı güçlerini sınır dışına çıkarmalı.
 
 -PKK, ateşkes ilanı ve sınır dışına çıktıktan sonra asgari bir güven tesisi olacaktır. Bu adımlardan sonra Türkiye’nin atacağı adımlara bağlı olarak kendisini feshedip PYD’ye katılabilir.
 
 -PKK, KDP ile ilişkilerini düzeltmeli. Bağımsızlık karşıtı pozisyonunu gözden geçirmeli; en azından Güneyde yapılacak bir referandum sonucuna saygı duyacağını, muhalefet etmeyeceğini açıklamalı. 
 
-PKK-PYD, Rojava kantonlarında önem verip pratiğe geçirdiği geniş siyasi yelpaze, çok renklilik anlayışını KDP ve diğer görüşlere mensup Kürdistani çevreler için de hayata geçirmeli.
 
 -PKK ve PYD, TEV-DEM ile ENKS’in ihtilaflı konuları çözüp ortak hareket etmesi için yapıcı rol oynamalı.
 
 -PKK, Güney Kürdisatan’da bulunan Rojavalı peşmergelerin Rojava’da hizmet vermeleri için bir çözüm bulmalı.
 
 -PKK, PYD, kısa vadede Güney-Rojava sınır geçişlerini esnek kurallara tabi tutmalı, orta uzun vadede sınırların kaldırılması, birleşme hedef olarak ilan edilmeli
 
-PKK, bölgede hayata geçirmeye çalıştığı öz yönetim ilanını; Hendek/barikat savaş stratejisini kapsamlı bir değerlendirmeye tabi tutmalı. Binlerce insanın ölümüne, yüz binlerce Kürdistanlı'nın mağdur olmasına sebep olan bu sürece sahip çıkmaktan vazgeçip öz eleştiri vermeli, bu stratejinin planlayıcısı olan kurmaylarına ceza vermeli.
 
 -PKK, şartların oluşması halinde silahlı güçlerini YPG’ye aktarmalı. Üst düzey yöneticilerinin PYD’ye katılımını hızlandırmalı. PKK’nin geçmişte kaldığını ilan etmeli.
 
 -PKK, Türkiye’de çok güçlü halk desteği olan HDP ve benzeri partileri zor durumda bırakacak her türlü eylem-söyleme son vermeli. 
 
 Yeni bir sayfa için KDP’nin yapabilecekleri: 
 
-KDP lideri Sayın Barzani, geçmişte olduğu bugün de PKK-Türkiye arasında arabuluculuk yapmalı. 
 
-PKK’nin bağımsızlık karşıtı duruşunu gözden geçirmesi için bir komisyon kurmalı. Bağımsız bir Kürdistan’ın AKP hükümetinin arka bahçesi olmayacağı özellikle vurgulanmalı.(PKK’nin bu konuda ciddi endişeleri var. PKK’nin ikna edilmesi Güney yönetiminin daha ciddiyetle üzerinde durması gereken bir konu. Rojhilat, Bakur, Başur, Rojava, Kafkaslar, AB ülkelerinde yaşayan milyonlarca PKK taraftarının olduğu dikkate alınmalı.) 
 
-KDP ve Güney Kürdistan yönetimi, PKK-KDP ilişkilerinin düzelmesi için azınlıklara verdiği milletvekili kontenjanına benzer bir kontenjanı PYD/PKK’ye de vermeli. Sembolik olacak bu hamle aradaki psikolojik duvarları yıkması bakımından çok etkili olacaktır.
 
 -KDP, içinde Peşmerge, YPG/PKK’nin de olacağı özel/karma bir askeri birliğin kurulması için çalışma başlatmalı. Bu birlik Türkiye-Rojava sınırında kurulacak yüzlerce karakolda görev yapacak, sınır güvenliği ve asayiş konularında hizmet verecek. İçinde peşmergenin yer alacağı bu özel birlik sayesinde Türkiye’nin güvenlikle ilgili kaygıları giderilecek. 
 
-KDP, PKK’nin yeni bir sayfa açması, PYD’ye katılması halinde Rojava’nın imarı ve Türkiye’nin Rojava statüsünü kabullenmesi için çalışmalı.
 
-KDP, Kürdistan ulusal kongersinin toplanması için çalışma yapmalı. Kongre, 4 parçada yaşan Kürtlerin özel koşullarına uygun olarak durum tespiti yapıp, özel şartlara uygun mücadele yöntemlerini belirlemeli.
 
-KDP, Kürdistan’ın tüm silahlı güçlerini, hassas dengeleri gözeterek önümüzdeki 10 yıl içinde tek bir komutada etrafında toplamayı hedef yapmalı, bu hedefe uygun çalışmaları en kısa sürede başlatmalı.
 
Yeni bir sayfa için Türkiye’nin yapabilecekleri…
 
-AKP hükümeti iktidara geldiği ilk yıllardaki  reformları, yapısal değişiklikleri hayata geçirmeli.
 
-AKP  hükümeti, kısa vadede ‘’Dolmabahçe mutabakatı’’ formatına tekrar gelmeli. Kürt meselesinin güvenlikçi politikalarla, asayiş tedbirleri ile çözülemeyeceğini kavramalı.
 
-Türkiye, AKP hükümeti, PKK’nin ateşkes ilanından sonra operasyonları durdurmalı.
 
-Hükümet, iyi niyet göstergesi olarak KCK-PKK’den tutuklu kişileri serbest bırakmalı.
 
-Hükümet, HDP’ye uyguladığı baskıları sonlandırmalı. DBP’li belediye başkanlarını serbest bırakmalı.
 
-Hükümet yeni anayasa çalışmalarında HDP ile samimi bir çalışma içine girmeli. Kürt meselesinin bir eşitlik sorunu olduğu gerçeğinden yola çıkarak Kürtleri Türkiye’nin asli, kurucu unsurlarından biri olarak tarif etmeli.
 
-Vali, Kaymakamların seçimle iş başına gelmesi için yasal değişiklik yapmalı
 
-Kürtçe Anadilde eğitim hakkının önündeki tüm engeller kaldırılmalı.
 
Bölgedeki Vali, kaymakam ve belediye başkanlarına çeşitli dil ve lehçelerde eğitim-öğretim yapılması için yetkiler verilmeli.
 
-Hükümet, PKK’nin yanlış olan hendek stratejisine karşı tank ve toplarla Kürt şehirlerine giren, orantısız güç kullanan, birçok sivilin katledilmesinde rolü olan asker, polis, faşistçe paylaşımlar yapan JÖH, POH mensuplarının yargılanması için düğmeye basmalı. Bölgede uygulanan orantısız güçten ötürü Kürtlerden özür dilemeli.
 
***
Kürt ve Türklerin adil, eşitlik temelinde sorunlarını nasıl çözebileceğine dair birkaç madde sıralamaya çalıştım. PKK, Türkiye, KDP, PYD’nin kısa, orta, uzun vadede yapabileceklerini yazmaya çalıştım. Türkiye, AKP hükümeti sadece kendi argümanlarıyla, gerçek algısıyla sorunların üstesinden gelemez. AKP, bugün itibariyle 90’lı yıllara rahmet okutacak ciddi yanlışlar yapmaktadır. AKP hükümetinin kendini toparlaması, Türkiye’nin her alanda istikrarlı, büyük bir devlet olması için Kürtleri eşit görmesi çok hayati. Bugüne kadar uygulanan yanlış politikalar, kullanılan dil ne Allah’ın kanunlarına göre izah edilebilir, ne de evrensel değerlerle. AKP, güçlünün hukukunu uygulamaktan vazgeçmeli. İçi boş kardeşlik söylemleri Kütlerle dalga geçmekten, oyalamaktan öte bir anlam ifade etmiyor.
 
PKK, Güney Kürdistan’ın bağımsızlık hamlesine karşı durmaktan vazgeçmeli. PKK, yeni bir sayfa için ateşkes, sınırların dışına çıkma, legal siyasete müdahale etmekten vazgeçme ve PYD’ye katılıp Rojava ağırlıklı çalışmalar yürütmeli.
 
Başarı ve kazanımların istikrarı karşılıklı tavizlerden geçiyor, hamasi laflardan değil.
 
AKP hükümetinin ‘’Düşmanları azaltma, dostları çoğaltma’’stratejisi Rusya, İsrail daha sonra Mısır ve Suriye’de olumlu netice verebilir. Ve fakat Kürtlerin eşitlik talepleri görmezden gelindiği müddetçe Türkiye’ye de Kürtlere de huzur gelmeyecek. 
 
 
 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.