19 Ocak 2018, Cuma

Üst Menu

F Tipinde ''Rezidüel Şizofren'' Bir Mahkum

F Tipinde ''Rezidüel Şizofren'' Bir Mahkum

Adli Tıp Kurumu raporunda "rezidüel şizofreni" teşhisi konmuş Kemal Gömi isimli bir şahıs, halen Sincan F Tipi cezaevinde tecrit edilmiş vaziyette tutuklu.

Mevcut tıp fakültelerinde okutulan psikiyatri kitaplarında rezidüel şizofreni "Rezidüel şizofreni tanısı hastanın en az bir şizofrenik nöbet geçirdiği, şizofrenik bozukluğun sürdüğü, fakat belirgin pozitif belirtilerin olmadığı durumlarda konur. Temel özelliği negatif belirtilerin olmasıdır. Hastalar sıklıkla duygusal küntlük, toplumsal çekilme, düşünme ve konuşmada yoksullaşma, girişim yetersizliği, çağrışım gevşekliği gibi belirtiler gösterir. Sanrılar ve varsanılar belirgin değildir," şeklinde tanımlanıyor.

Rezidüel tip şizofreninin, şizofreninin ileri dönemlerinde şizofrenik yıkım sonrası ortaya çıktığı düşünülür. Hasta yaşayacağı tüm belirtileri yaşamıştır ancak geriye basit tipin silik sönük semptomları kalmıştır. Bu semptomlara negatif semptomlar da denir. Negatif semptomlar bir insanda olması gereken şeylerin silikleşmesi halidir. Hissiyatın sığlaşması, iradenin yok olması, efkar muhteviyatında fakirleşme bunlara misal.

Gömi aşağıya eklediğim mektubunda olduğu gibi bazen hapiste olduğunun idrakında, bazen de ailesinin söylediği gibi hapiste olduğunun farkında değil, hapishane hücresini "ev"i olarak algılıyor.

Modernist aydınlanmayla tam malul okuyucular tepki gösterecektir (oysa bilgi bir duvar değil bir kapı; izafi değil midir?) ama modern psikiyatri benim için pek çok modernist ihtisaslaşma gibi bir tahakküm biçimidir. Hedefi bireyi normalleştirme yani tektipleştirip itaat ettirmektir. R.D. Laig, anti-psikiyatri makalelerinde bunu detaylı olarak açıklamıştır.

20 senedir hapis olan Gömi bu dönemde defalarca işkence ve kötü muameleye maruz kalmıştır. Gömi'nin aşağıda yer alan mektubundaki bir bölüm de, İBDA-C'den tutuklu Salih Mirzabeyoğlu'nun maruz kaldığı iddia edilen telegramı (kabaca zihin kontrolü) hatırlatıyor.

Coğrafyanın yakın tarihi insan değil sadece muhalif olarak algılanan tutuklulara uygulanan türlü işkence ve yasa dışı deneyle doludur.

TC Mengele'leri Ayhan Songar ve Nöropsikiyatrist Turan İtil'in (Muazzez İlmiye Çığ'ın kardeşi) özellikle Mamak ve Metris'te tutuklu 12 Eylül askeri darbesi muhalifleri üzerinde yaptığı deneyler mağdur/şahitler tarafından belgelenmiş bulunuyor. Ayrıca İtil'in kurucusu olduğu HZI Vakfı iktisadi kazanç da sağlayarak mahkumları farmakolojik kobay olarak kullanmış, piyasaya çıkmamış ve ABD'de insanlar üzerinde denenmesi yasak olan bazı ilaçları bu insanlar üzerinde denemiştir. İtil, 1984'te ABD’de yayımlanan Psikofarmakoloji Bülteni'ne yazdığı bir makalede de bunu "insan üzerinde ilaç deneyleri Türkiye’de hastalar ve gönüllüler üzerinde denendi," cümlesiyle itiraf etmişti. Hakkında suç duyurusunda bulunuldu ama TC hukukunda bu hususta bir suç tanımı olmadığı gerekçesiyle mevzu kapatıldı.

İtil Nazi döneminde hücresel nörobilim çalışmalarıyla ünlenen Tübingen Üniversitesi mezunudur (daha sonraki senelerde, hukuki ihbar üzerine başlatılan soruşturmada Ulrike Meinhof ve bazı Baader-Meinhof üyelerinin beyinlerinin hukuk dışı olarak bu üniversitede araştırıldığı da ortaya çıkmıştı), 1985 NATO toplantısında, çalışmalarına dair sunumunda yasa dışı örgüt üyelerine dair "...Bunların elinde olmayan bir şey var. İçgüdüleri var. Bunu anlayabilmek için 2 tanesini görmeniz yeterli, 3.ye gerek yok. Öyle bir şey ki bunlar buluttan nem kapan insanlar, kontrol edilemeyen bir kızgınlıkları var.Terörist olmasalardı da katil olurlardı Bu teröristler için kesinlikle en iyi ilaç yaştır. Kimse 40 yaşından sonra terörist olmaz. 40 yaşına kadar hapishanelerde tutulmaları gerekirPahalı bir yöntem ama idamdan daha iyi," diyordu.

Gömi'nin ailesi, Eylül 2010’da Adli Tıp Kurumu'nun raporundaki "Anayasa’nın 104/b maddesi kapsamındaki sürekli hastalık tanımına uyan "rezidüel şizofreni" teşhisi ve "Kesinlikle hapishane koşullarında yaşayamaz, Cumhurbaşkanlığı affına uygundur" cümlesine dayanarak Gömi'nin "af"fını talep ediyor. Bunun için Cumhurbaşkanlığı'ndan, Adalet Bakanlığı'na, AİHM'e çeşitli başvurular yaparak mücadele ediyor.

Oysa hakiki bir hukuk devletinde "af" diye bir şey mevzubahis olamaz. Af demokratik değil otoriteristtir. Sadece tutukluluğa dair değil, öğrenim, çalışma vb tüm mecralardaki "af"lar otoriteristtir, demokrasiyle bağdaşmaz. Tıpkı vergi indirimleri, muhafiyetleri, teşvikler vb gibi bireylerin iradeleri üzerinde bir tasarruftur. Böyle bir tasarruf tahakkümdür. Diğer insanların iradelerinin tasallut edilmesidir. Merkezi bir iradenin diğer iradeleri çiğneyerek otorite göstermesidir.

Dürüst olmak icap ederse modernist hukuk da, sistemin evrilmeleşmesine paralel, istiab haddinden kırılmaması için makasın açılması misali insan lehine kanunlar çıkarıyor olsa da, neticede sistemin bekası menşeilidir. Her toplumda mevcut hukukun bariz haksızlıklara sebep olduğunun içtimai bir genişlikçe idrak edildiği ve buna tepki gösterilen dönemler olur. Ama bunun çözümü atama ya da temsiliyetle egemenlik elde etmiş bazı şahısların, titrlerinin gücüyle diğer insanların iradelerini çiğneyerek, "af" dibi bir istisna sağlayarak ayrımcılık yapmaları değil, mevcut hukuk dahili bu haksızlığa sebebiyet veren kanunları değiştirmek, kaldırmak ya da bu haksızlığı önleyecek yeni kanunlar çıkarmaktır. Ancak bu durumda amel demokratik olur.

Gömi, 1993'te tutuklandığında DEV-SOL üyesi, İstanbul Teknik Üniversitesi Mühendislik bölümü son sınıf öğrencisidir. Kızıltoprak'ta iki insanın öldürüldüğü bir çatışmadan kaçarak bir inşaata saklanmış, bir ihbar üzerine gelen polislerce vurulmuş, öldü zannedilerek hastaneye kaldırılmış, orada ölmediği anlaşılınca yargılanıp, tutuklanmıştır.

Gömi'nin çatışmanın taraflarından biri olup olmadığını, o iki insanın ya da birinin katili olup olmadığını bilmiyorum. Ve vaka dahili bu vakadaki konumunun ne olduğunun çok mühim olduğu fikrindeyim. Maalesef sistemi değiştirmek isteyen tüm modernist hareketler militarist olmuştur. Tıpkı değiştirmek istedikleri sistem gibi modernist militarizmle malullerdir, insanlar ve iradeleri hedeflenen toplum için feda edilebilir. Sistemi yıkıp getirmeyi hedefledikleri yeni toplumsal mühendislik projesini toplumdaki diğer bireylere dayatırlar. Net bir zorlama mevzubahistir. Batı'da "devrim" kelimesine duyulan tepkinin kökeninde de bu vardır. Bu coğrafyanın bazı içtimai romantik sempatizasyonuna çok ters gelecek biliyorum ama tıpkı kapitalizm gibi, faşizm de, sosyalizm de, komünizm de, anarşizm de modernizm ürünleridir. Gayeleri, söylemleri ne kadar farklı olursa olsun, ortak bir yöntemde, militarizasyonda buluşurlar.

Gömi'nin Ağabeyi Feyzullah Gömi karar duruşmasını "Salonda bizimle birlikte onlarca sivil polis davayı takip ediyordu. Hakim, 'Anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmek…' diye suçlamaları saydıktan sonra '…ancak mahkemede iyi hal gösterdiği gerekçesiyle…' diye devam ettirdi cümlesini. Fakat sonrasında arkamızdaki polislerden biriyle göz göze geldi, birkaç saniye durakladı ve ardından '…buna rağmen idamına karar veriyorum,' diye sözlerini tamamladı," sözleriyle anlatıyor.

Burada genelde normalleştirdiğimiz başka bir anti-demokratik otoriter uygulama bahis ediliyor. Demokratik bir hukuk devletinde suç tanımı nettir ve içtiatidir, aynı suç olarak tanımlanmış fiili işlemiş insanlar, iktisadi, siyasi, cinsi vb hiçbir saikle ayrım yapılmadan aynı saptanmış cezaya çaptırırlar. Hakimler, mevcut hukuku eşit ve tam olarak tanzim etmesi icap eden, vergilerimizle maaşını ödediğimiz kamu hizmetlileridir. Demokratik hukuk devletlerinde hakimlerin inisiyatifi kararları olamaz. Bu olursa hakimler bir otoriteye, yargı toplum üzerinde bir tahakküm aygıtına dönüşür. "Mahkemede iyi hal" gibi diğer bireylerin iradelerini çiğneyecek, adalet duygularını tahrip edecek bir cezai indirim olamaz. Öldürülen bir daha dirilemez, tecavüze uğrayan, şiddete uğrayan bunun yarasını hep taşır (vücudun yaraları iyileşir ama ruhun yaraları kabuk bağlayabilir ama hep kalır), bu fiile maruz kalmamış olmazlar. Bir katilin, bir tecavüzcünün, bir darpçının mahkemede "cici çocuk" olarak davranması, mağdur ya da kurbanın maruz kaldığını telafi etmez. Hakimin inisiyatif kullanıp böyle bir "af" uygulama hakkı olamaz. Hatırlayın karartısı kalkasıca hakimler, çoğunluğu kamu hizmetlisi (vergimizle maaşını ödediğimiz) asker, polis, eğitimci, idareci vs olan, 13 yaşındaki N.Ç.'ye tecavüz etmiş otuz küsur erkeğe "mahkemedeki iyi halleri" gerekçesiyle cezai indirim uygulayıp, dolaylı olarak hepimizi çocuğa tecavüzdeki adaletsizliğe suç ortağı etmiştir.

Gömi, Hayata Dönüş Katliamı esnasında Ümraniye Kapalı Cezaevinde'ymiş. Katliam esnasında Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü olan, Kanlı Derin Çiçek önerisi ve Ahmet Necdet Sezer onayıyla Devlet Üstün Hizmet Madalyası verilen (ki totariter bir devlet adına gayet isabetli bir karardır) Ali Suat Ertosun'un mimarlarından biri olduğu F Tipi'nde tecride alınır katliam akabi Gömü. O gün bugündür de tecridtedir. (Bu yazının ikinci başlığı "Araya Giren Yazı" çünkü tam TC yargısının 14 yaşında "idam"la yargıladığı ve Yargıtay'ın seneler sonra akıllara seza yaratılan gerekçelerle yaralandığı ve tabutluğa kapatıldığı Hayata Dönüş Katliamı nedeniyle 10 sene daha hapsetmek istediği Yakup Köse hakkında yazmaya kalkışmışken, Kemal Gömi araya girdi.)

1996 ve 2000 senelerinde iki sefer açlık grevine girmiş Gömi. Çocukken de zaman zaman nöbet geçirdiğini ifade eden ailesi, açlık grevlerinin hastalığını tetiklediğini iddia ediyor.

2003 senesinde Adli Tıp Kurumu'nun Gömi'ye dair ilk teşhisi "psikosomatik bozukluk", rapor üzerine aile mahkemeye başvurmuş, mahkeme de Gömi'yi bir kez daha Adli Tıp'a sevk etmiş, kurumun ikinci raporundaki teşhis ise "tedavi edilebilir şizofreni."

2010 senesinde Adli Tıp Kurumu raporundaki teşhisi "rezidüel şizofreni", yani artık tedavi edilebilirliği neredeyse kalmamış.

Gömi bugün için "tarik ve mümeyyiz" olma vasfını kaybetmişse, bu geçmişte, idrakinde olduğu dönem başka bir insana zarar verdi ise bu mağduriyeti telafi etmez. Ama tarik ve mümeyyiz olmayan bir şahıs çarptırıldığı cezanın, ceza vasfının da idrakinde değildir. Burada yapılabilecek olan "af" gibi anti-demokratik bir uygulamayla Gömi için istisnai bir ayrımcılık yapmak değil. Yasamayla, cezayı idrak edemeyecek şahısların hapishanede değil, eğer kabul ediyorlarsa, ikinci bir şahsa zarar vermeyeceği güvencesini üstlenmeleri şartıyla ailesinin, kabul etmiyorlarsa bu sorumluluğu alan bir kamu kuruluşunun gözetimine bırakılacağı kanuni düzenlemenin yapılmasıdır.

Kemal Gömi'nin mevzubahis edilen mektubu:

Ben İTÜ'de okurken 1993 Nisan'da tutuklandım. 20 Senedir cezaevindeyim. Cezamı idam yaptılar ve ölene kadar ağırlaştırılmış hapis yaptılar. Devrimci sol davasından. 1969 Mardin doğumluyum.

Size raporlarımı yolluyorum zarfın içindedir. Beni hasta eden ilk zaman 1991'dir. Beni Özal'ın elektrik şebekesi hasta etti. Ama Özal 1996'da benden özür diledi. Şebekenin başına başka bir kişi geçti ve bugün de devam ediyor.

Tüm bunları anlattım. Özal'ı esir ettikleri ve Amerika'da yaşadığını ama beni hastanede iğnelerle uyuşturdular ve beni itibarımı bitirmek ve yalancı çıkarmak için deli raporu verdiler. Hasta olduğunu kabul edersen seni cezaevinden çıkaracaz dedikleri halde, sahte bilgiler ve ithamlarla dolu raporları ve sözde şizofreni olduğum raporları kabul ettim. Sonra ne oldu? Tüm raporlar tam olduğu halde Cumhurbaşkanımız yetki kullanmadı, çünkü şebekenin başı zebur onu da tehdit etti ne yazık ki ve beni affetmedi. En azından cezamı hafifletmek ve 30 yıla 40 yıla düşürmesini istedim. Normal mahkum gibi olmak için, fakat yine tek başına hücrede beni zeburun şebekesi ile baş başa bırakıp işkence görmeme göz yumdular. Her gün televizyonla ve elektrikle işkence ediyor.

Benim raporlarımı yolluyorum. Zarfın içindedir. Adi tıp ve Bakırköy ve Ankara hastanesi raporları. En son Sincan Hastanesi kurulu raporu var ama o bende değil. Yatarak tedavi lüzumu görülmektedir. İlaçlarım var. Akineton, invega, solian. Sabah, akşam ve öğlen içiyorum.

Zarfın içinde raporlar ve fotoğraf var. Raporlar sürekli hastalık, kocama sakatlık, 104-b Anayasaya maddesi kapsamında kronik şizofrenidir. Benim cezam Abdullah Öcalan cezası olduğu için tek başımayım. Normal mahkum değilim, havalandırmam diğerleri gibi açılmıyor, kimse ile sohbet edemiyorum, kurs ve sohbet yasak ve canım sıkılıyor. Cezamı Cumhurbaşkanı indirirse, affetmese bile normal olarak hapis cezasına çevirirse iyi olur o zaman. Havalandırma, sohbet, kurs hakkım olur. Ayrıca raporlarım var, doktor ve kurul raporları var, sohbete çıksın diye ama onlar şu anda bende değil, bakanlığa gitti gelmedi.

Size anlatacağım çok şey var ama buna yetkili değilim.

Kemal Gömi

Sincan 1 Nolu Cezaevi

C-13-56

Sincan/Ankara

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.