22 Eylül 2018, Cumartesi

Üst Menu

Fethullah Gülen Beyefendi Parti Kurunuz Efendim

Fethullah Gülen Beyefendi Parti Kurunuz Efendim

"Kızlı-erkekli birlikte" Ak Parti aile içi konuşmasının Zaman'a bir muhbir (muhtemelen müstafi Ak Parti mv İdris Bal) tarafından sızdırılması sonrası bu yazıyı yazmak istiyordum, ama ardından dershaneler meselesi çıkınca ne oluyor bakayım dedim, tam yazma kararı vermişken bu defa da 2004 MGK kararları çıktı!

 

Herkesin de söylediği gibi, elbette yukarıdaki olaylar buz dağının görünen tarafları. Asıl mesele başka. Peki mesele nedir?

 

Ak Parti, Cemaat'le bir seçim ittifakı kurdu, karşılığında da onlara bazı kadrolar ve milletvekillikleri verdi. Şimdi görünen ve söylenen o ki Cemaat yargı ve emniyette oldukça örgütlü. Ama buralardaki örgütlülüğü sadece bu dönemde olmadı, eski hükümet dönemlerinden beri örgütleniyorlar. Yani azimle taşı deliyorlar adeta.

 

Bildiğimiz gibi asıl pandomima, 7 Şubat 2012'de MİT kriziyle başladı. Cemaat'in, MİT müsteşarı Hakan Fidan'ı tutuklamaya teşebbüs etmesi, Ak Parti tarafından akim bırakıldı. Mesele neydi? Fidan'ın Kürt açılımı çerçevesinde yapılan Oslo görüşmeleriyle suçlanması. Peki onu oraya kim göndermişti, elbette Başbakan. Amaç, Fidan'ın üzerinden Başbakana uzanmak ve onu alaşağı etmekti. Peki Cemaat neden bunu yapıyordu?

 

Cemaat'in Kürt sorununa yaklaşımı Başbakanın bakışından oldukça farklı. Onlar Kürtlere bütün haklarını verelim (ki ne kadar samimiler tartışma götürür), ama PKK'yla da savaş sürsün diyor. Tercümesi: Kürtleri, millet-i hâkime Türklerin "şefkatli" kollarına bırak! PKK'yı ez, ama barışı da yap demek, aslında Zihni Sinirce barış istememektir, o da başka: Barış Süreci'ne karşı olmaktır.

 

Gülen hareketinin bence asıl belirleyici özelliği islâmi karakterinden de önde gelen milliyetçiliği. Gülen'in metinlerine baktığınızda bunu görüyorsunuz. Kaldı ki bütün dünyaya yayılan okullar, bu okullarda Türkçe öğretmek, Türkçe olimpiyatları, vd. bence dünyalılaşmadan ziyade başka bir büyük idealin göstergesi. Bu ideal de adeta İttihat Terakkivari pan islamik, pan Türki bir Türk-İslam devleti kurma megali ideası. Bildiğimiz gibi bu idea koskoca Osmanlı İmparatorluğunun sonu oldu. Ne kadar gerçekçidir ve günümüz felsefesinde / dünyasında ne kadar itibarı vardır, bunu da okuyuculara bırakıyorum!

 

Ak Parti de elbette Türkiye'yi her açıdan büyütmek istiyor. Ama benim Erdoğan'da ve Parti'nin genel politikasında gördüğüm, milliyetçilikten ziyade yan yana, beraber, eşit vatandaşlar olarak birlikte yaşama kültürü. Yani büyük Türkiye hayali kuran Erdoğan İttihat Terakki öncesi Osmanlıyı örnek alıyor. Kürt meselesine de bu perspektif içinde çözüm arıyor. Elbette bunun yanısıra bu tür meselelerin dünya üzerinde nasıl çözüldüğünün araştırılması da yol gösterici oluyor. Yani RTE rasyonel bakıyor, PKK'sız ve Öcalan'sız bu işin olamayacağını biliyor. Ki böyle olması gerektiğini de, ırkçılık-milliyetçilikten mustarip olmayan herkes teslim eder.

 

MİT krizi hükümetçe atlatıldıktan yaklaşık 1 yıl sonra karşımıza Gezi hareketi çıktı. Cemaat'in Gezi'deki rolü de önemlidir. Tecahül-ü arifâne yapmaya hiç niyetim yok. Gezi'de hem Gülen, hem de eli kalem tutan cemaat mensupları epeyce efor sarfetmiştir. Kimden yana? Koalisyon ortakları Ak Parti'den değil elbette, Gezi'den yana. Bütün Gezi boyunca Gülen'in en az 10 yazısı Gezi güzellemelerine ve Erdoğan'ın "kibrine", "firavunluğuna" ayrılmıştır.

 

Today's Zaman yazarlarının çoğu hem yazılarıyla hem de tweetleriyle Gezi hareketini desteklemiştir. Gülen iktidar kibrinden bahsederken, TZ yazarları Erdoğan'sız Ak Parti yazıları yazmış, sosyal medyada da attıkları tweetlerle bu tezi desteklemiştir.

 

Örneğin -burada isim vermekten de imtina etmeyeceğim- Yavuz Baydar, 23 Haziran 2013'te TZ'da, Merkel'e hitaben yazdığı "Açık Mektup'ta, mealen; Yeni faslı açın sayın Merkel, Ak Parti sadece son haftalarda toplumun güvenini kaybeden Erdoğan değildir, Ak Parti'de nice değerler vardır, Ak Parti iyi şeyler yapmıştır ve bu devam edecektir demiştir: http://www.todayszaman.com/columnist/null

319052_open-letter-to-angela-merkel.html

Bunu yazan sayın Baydar, Erdoğan'sız bir Ak Parti'nin bir hiç olacağının farkında değil miydi? Sadece Erdoğan'ı değil, Türkiye'nin en reformist Parti'sini çökertme hareketi değil midir bu?

 

Cemaat yazarlarının hep bir ağızdan tutturduğu Erdoğan'sız Ak Parti söyleminin en kristalize olmuş yazısını ise Orhan Kemal Cengiz, 1 Ağustos 2013'te yazmıştır. "Erdoğan iktidardan nasıl düşer" başlıklı bu yazı, saydam, net, şüpheye yer bırakmayacak açıklıktadır (Türkçe tercümesi): http://haber.rotahaber.com/erdogan-iktidardan-nasil-duser_388169.html

 

Yine o tarihlerde, 7 Haziran 2013'te yayınlanan bir ses kaydında, Zaman Gazetesinin Kahire temsilcisi Cumali Önal, Mısır'ın statükocu gazetesi El Vatan'a verdiği röportajda Erdoğan hakkında doğru olmayan ithamlarda bulunmuş ve açıkça diktatör demiştir. Cemaat bunu hemen yalanladı. Fakat röportajı yok edemediler, hâlâ internetten izlenebilir: http://www.youtube.com/watch?v=NJoitkqHSiA

 

Gezi'nin Gülen'in beyanatları ve yazarlarınca desteklenmesi bu işin yalnızca bir yanı. Bence daha vahimi, ki spekülasyon diyebilirsiniz, ama ben kalp gözüyle bakan biri olarak, kalbimin ve analitik bakışımın gördüğünü  söylemek zorundayım: Gezi'deki çadırların ateşlenmesinden, polis şiddetinin abartısına kadar olan fasılda da Cemaat'in Belediye zabıtası ve Polis'teki örgütlü gücünün rolü olduğunu düşünenlerdenim!

 

Niye, nasıl kalp gözümle bakıyorum parantezi açayım: Eski bir solcuyum, ama artık kendimi sadece demokrat olarak tanımlıyorum. Eskiden reel politika ve politikacılarla hiç ilgilenmezdim, ama şimdi ilgileniyorum. Çünkü mutluluğumu/zu bilinmeyen bir geleceğe ertelemeyi artık ütopik buluyorum ve bunun yanısıra sol devlet deneyimlerinden ve sol örgütlenmelerden edindiğim izlenim de pek iç açıcı değil. Parentezi kapıyorum.

 

Dolayısıyle benim ömrümde gördüğüm Türkiye'nin görece en demokrat, en reformist hükümetinin, özellikle de Başbakanının, hükümet olduğu günden beri önce ordu / Ergenekon tarafından, sonra Gezi sürecinde içinde yine Cemaatin de olduğu bir sivil darbeyle, şimdi de dershane, 2004 MGK kararları diyerek düşürülmeye çalışılması bana ne rasyonel, ne vicdani ne de Türkiye demokrasisi için hayırlı gelmiyor.

 

Dershaneler çarpık bir eğitim sisteminin çıkardığı urlardır. Hükümetin, aynı sağlık konusunda olduğu gibi eğitimde de reform yapma fikri zaten vardı ve yapılması da lazım. Kaldı ki 2012 Kasım'ında dershanelere deklare edilip görüş de istenmiş. Bütün bunları bırakın seçilmiş bir hükümetin bu reformları yapma hakkı yok mudur?

 

2004 MGK kararlarına gelince. Bu kararları Bakanlar Kurulu onaylamamış ve uygulamaya geçilmemiş. 2003-2004, MGK'da hükümetin değil, askerin hakim olduğu yıllardı ve hükümet kulislerine darbe söylentileri geliyordu -ki hepsini şimdi davalarla biliyoruz-, bunlarla boğuşan hükümetin onu imzalaması muhtemelen zaman kazanmaya matuftu ve nitekim Ömer Dinçer, bu durumu uzun uzun anlattı.

 

Şimdi dindar Cemaat, bu gerçekleri bilirken, vicdanını nereye bırakmış da Erdoğan'dan hesap soruyor? Bilmiyor mu ki 100 yıllık Cumhuriyet kirini, değil Ak Parti, Herkül bile 11 yılda temizleyemezdi. Kaldı ki 2004'te sadece 2 yıllık bir hükümet var ve üyeleri, özellikle de Erdoğan tabir caizse boynunda bir iple dolaşıyordu!

 

El insaf Cemaat! Korkunçsunuz!

 

Kaldı ki 29 Kasım 2013 tarihli Yeni Şafak'taki yazısında Abdülkadir Selvi: 2004'teki Cemaatin durumuyla bugün ulaştığı seviyeyi kıyas ettiğinizde gerçek ortaya çıkar. En az 15 kez büyümüş hizmet hareketi, diyor. Başka bir yazısında da, darbeciler tarafından davalarla sıkıştırılan Gülen'i, Erdoğan'ın Türkiye'ye davet ettiğinin de görülmesini istiyor.

 

Ama mesele ağaç değildi, şimdi de dershane, MGK 2004 değil elbette. Bütün mesele Gülen ve Cemaat'inin Kürtlere eşit vatandaşlık verilmesini istememesinde. Gezi'nin diğer koalisyon ortakları için de bu sözkonusuydu: Hedef Barış süreciydi. Barışın olmaması için ellerinden geleni yapıyorlar. Çünkü barış sonrası Türkiye, bütün statükoların bittiği, kırmızı çizgilerin yok olduğu gerçek demokrasi dünyasına adım atacak.

 

Gezi'deki masum çevrecileri ve yine masum yeni yetme solcuları bu çirkin koalisyon içinde görmediğimi hemen ifade edeyim. Onlar Türkiye gençliğinin makus bir talihi olarak yine kullanıldılar maalesef!

 

Erdoğan ve hükümetini pür-ü pak mı görüyorum, elbette değil. Pür-ü pak icraat zaten olmaz bir, ikincisi de iş yapan insan, kurum hata da yapar. Ama bu hükümetin bir de özel bir durumu var: Geldiklerinden beri çepeçevre sarılmış olarak öyle bir savaşın içindeler ki, kaçmaktan kovalamaya vakit bulamadıkları gibi, kendi hanelerine yazılan bazı dehşet verici olayları da bu grift nedenlerle faş edemiyorlar: Örneğin Roboski, örneğin Reyhanlı, örneğin KCK toplu-kelepçeli tutuklamaları, örneğin bir aile içi konuşmada sözü edilmiş -ki edilebilir- Erdoğan'ın da tamam araştırın dediği kızlı-erkekli ev meselesi muhbirliği, örneğin çadırların yakılması ve polisin Gezi'de aşırı şiddet kullanmasının arkasındaki odak, vd. onların hanesine eksi olarak yazıldığı halde bunları faş edemiyorlar! Neden faş edemedikleri de malûmumuz, feraseti olan anlar!

 

Bütün bunların birgün açıklanacağını umuyorum. Ne zaman? Bilmiyorum, ama mutlaka açıklanacak! Hiçbir şey sonsuza kadar gizli kalmaz!

 

Erdoğan, "her Türk asker doğar" memleketinde "bütün milliyetçilikleri ayaklar altına aldık" diyor. Erdoğan bu kadar milliyetçi bir ülkede, yine milliyetçi olan tabanına Barış Süreci'ni anlatabilen ve onları ikna edebilen bir lider. Daha geçen gün "etnik, bölgesel, dinsel milliyetçilik yapmayacağız. Müslüman, Hristiyan, Musevi vatandaşlarımıza eşit mesafedeyiz, güvencesiyiz" diyen bir lider. Ve benim için çok önemli, ki samimi anti-orducu, anti-darbeciler için de önemli olmalı, 27 Nisan askeri muhtırasını cesurca savuşturan bir lider. Bu Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilktir, değerlidir ve Türkiye demokrasisinin önünü açan bir adımdır.

 

Türkiye'de demokrasinin önünü açacak ikinci adım Barış Süreci'dir. İşte bu Barış Süreci kösteklenmeye çalışılıyor. Kimler tarafından, asker-sivil-dindar statükocular tarafından. Bunların kimi nemalarını kaybetmek istemiyor, kimi ırkçı-milliyetçi, Kürtleri Türklerle eşit görmek istemiyor ve megali ideaları var: Kimler için? Sadece Türkler için. Orada diğer etnisitelere, dinlere, mezheplere sadece 2. sınıf olarak yer var, 1. sınıf olamazlar, özellikle de Kürtler!

 

Bütün bu tabuları yıkmaya çalışan tek söylem sadece Erdoğan'dan çıkmıyor mu? Düşünün solcularımız bile milliyetçiyken, Atatürk tabusuyla yatıp kalkarken, çeşitli vesilelerle orduyu sol devrim için ittifaka çağırırken, bu muhafazakar lider ve Parti'si bunları yapıyor.

 

Erdoğan bütün bunları yaparken, onun 2004 yıllarının nazik atmosferinde MGK belgesini imzalamasını bir kara propoganda olarak kullanan Gülen ve camiası ise benim nezdimde bütün itibarını kaybetmiştir.

 

Gülen'in 28 Şubat hareketini aklaması, 28 Şubat Genel Kurmay Başkanı Karadayı'ya darbe sonrası "hoşgörü ödülü" vermeye çalışması, ama reddedilmesi, 28 Şubat'ın mimarı Çevik Bir'e yazdığı aşırı mültefit mektup, MGK'yı görevlerini yerine getiren anayasal bir kurum olarak alkışlaması, bütün Türklerin orduyu bağrına bastığını ve şanlı bir orduya sahip olduğumuzun yağlamasını yapması, ben kimim ki ordumuza dargın olma hakkını kendimde bulayım demesi ve ilah... Gülen'in aslında ordu ve MGK'yla bir celladına aşık olma ilişkisi içinde olduğunu gösterir!

 

Bütün bu saydığım üst paragraftaki olguları Doğan Özlük'ün "Fethullah Gülen Hareketi ve Darbeler" başlıklı, belgelerle zenginleştirilmiş iyi bir çalışma olan "Özel dosya"sından aldım, benim saydıklarım bir kısmı, hepsi için lütfen şu linke bakınız: http://platformhaber.net/?p=13896

 

Dolayısıyle Cemaat'in Erdoğan'ı alaşağı edip, cumhurbaşkanlığının da önünü kesip, Ak Parti'yi yeniden dizayn etme stratejisi doğrultusundaki bu kara propogandasında ben Erdoğan ve Ak Parti'den yanayım. Erdoğan'sız bir Ak Parti'nin de geleceği olmayacağı kanısındayım.

 

Hafızamızla, aklımızla, muhakeme kabiliyetimizle, idrakimizle alay eden Cemaat'e de, çekilin eşit vatandaşlık temeli üzerinde inşa edilecek yeni Türkiye Cumhuriyet'inin önünden diyorum!

 

Ya da sayın Fethullah Gülen Beyefendi, madem siyaseti bu kadar seviyorsunuz, davul Ak Parti'nin boynundayken tokmağı kavramaya çalışmak yerine, bir Parti kurunuz efendim diyorum. O zaman her şey daha mertçe cereyan eder değil mi efendim?

 

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.