17 Ocak 2018, Çarşamba

Üst Menu

Gayretullah'a Beş Kala: Roboskî

Gayretullah'a Beş Kala: Roboskî

 

“Mazlumun hakkını arayıp alacağı gün,
zâlimin zulmettiği günden çok daha çetindir...”
[Hz. Ali]

 

Bundan 2 küsur sene önce bir gece, masa başında cetvelle çizilen, akrabayı akrabadan ayıran yapay sınırı hiç meşru görmeyen ve tanımayan, yüz yıldır yapageldikleri gibi “sınır ötesindeki” akrabaları ile alışveriş yapan Roboskîliler bir tufana tutuldu. Türk Silahlı Kuvvetlerine ait savaş uçakları, tek derdi evlerine ekmek götürmek olan 19’u çocuk 34 sivil insanı yukarıdan bombardıman ile öldürdüler. O geceden bu yana Roboskî, kalbimizin orta yerinde tam 744 gündür kanayan bir coğrafyanın adıdır.

 

O gün masum insanlar demir kanatlı kuşların bombalarına hedef olsunlar diye askeriye tarafından önleri kesildi. ambulansların yaralılara ulaşmasına izin verilmedi, yaralılardan 13-14 kişi kan kaybından ve donarak yaşamlarını yitirdiler. Medyaya üç maymun olma emri verildi. Dinlemeyecek oldular, reji odalarına kadar müdahale edilerek medyanın yapılması engellendi.

 

O günden bu yana geçen yaklaşık 18.000 saatte; Roboskîliler bizzat içişleri bakanı ve başbakan tarafından çeşitli hakaretlere uğradılar: ne figüran oldukları kaldı ne terörist… Geride kalanlar iki senedir her türlü baskıya maruz kaldılar, tutuklananlar oldu, katledilen yakınlarını katliam noktasında andıkları için çeşitli cezalarla yargılandılar, defalarca mahkeme ve meclis kapısına “adalet” umudu ve talebi ile gittiler. Fakat iki küsur yıldır Hükümet, Meclis İnsan Hakları(!) Komisyonu, sivil yargı, askerî yargıyı dolaşan dava hepsinin utanç verici birliğinin arasında karanlığa gömülüyor. Adalet 2 tam 744 gündür, yani yaklaşık 18.000 saattir gelmediği gibi geleceğine dair bütün umutları birer birer öldürüyor… Ankara’nın karanlık dehlizlerinde kaybolmayacağı sözü verilen Roboskî davası, dehlizlerin karanlığında kaybediliyor…

 

Roboskî önemli çünkü daha önce de ifade edildiği üzere Roboskî Katliamı, Ermeni Kırımı’ndan Zilan Katliamı ve Dersim Tertelesi’ne, 6-7 Eylül yağmalarından askeri darbelere, Çorum ve Maraş katliamlarından Madımak’a, 28 Şubat’tan Zanqirt (Bilge) Köyü katliamına uzanan katliamlar ve toplumsal travmalar zincirinin son halkasıdır. Bundan sonra böyle katliamların yaşanmamasının garantisi, ancak bu kirli tarihle yüzleşmek ve sorumluların adaletle yargılanması ile mümkün olacaktır.

 

Fakat devlet ve bugün iktidarı elinde bulunduran hükümetin bu kirli ve karanlık tarih ile esaslı bir yüzleşmeye ayak dirediği Roboskî katliamı davasında bir kere daha görüldü. Kendilerini hedef alan operasyonlarda emniyet ve yargıya alelacele müdahale edebilen hükümet, Roboskî davasının Ankara’nın karanlık dehlizlerinde dolaşmasına karşı karanlığa ışık tutacak bir gelişme sağlamıyor, bilakis kaybolmasına katkı sağlıyor…

 

Son gelişme olarak Askeri mahkeme Roboskî davası için takipsizlik kararı verdi, TSK'nın kusuru yok dedi. TSK’nın kusuru yoksa kusur kimde? Hiç kimsenin kusuru yoksa, operasyon bir emir komuta zinciri dahilinde gerçekleştirilmiş anlamına geliyor. Bu durumda tek kusurlu Roboskîli siviller mi oluyor? Bu tiyatroyu içimiz acıyarak seyretmemiz, bu senaryoyu kabullenmemiz mi isteniyor?

 

O gece heron görüntülerini hangi birimlerde kimler izlediyse, hedef tayinini kimler yaptıysa, oradaki insanların PKK militanları olduğuna kimler karar verdiyse, vur emrini kim verdiyse açığa çıkarma yükümlülüğü siyasi iradededir. Her adımın kayıt altına alındığı askeri hiyerarşide, uçakları kullanan pilotlardan başlayarak sorumluların açığa çıkarılmamış olması bu katliamın siyasi sorumluluğunu hükümetin üzerine yüklemiştir. Hükümet bu sorumluluğunu yerine getirmeli ve kurmaca raporlarla sorumluları aklamak yerine adaleti tesis edecek bir mekanizmayı bir an evvel işletmelidir… 

 

Roboskî Katliamı ve KCK operasyonları gibi zamanlarda ‘paralel devlet’ ile bir sorunu olmayan hükümet, operasyonun hedefine kendileri konulunca birçok operasyonda işbirliği yaptığı ‘paralel yapı’yı deşifre ve tasfiye etmeye başladı. KCK operasyonları ve Roboskî katliamının da bu yapı tarafından yapıldığına ve hem “millî ordu”ya hem de kendilerine “kumpas kurulduğunu” iddia eden hükümetin mezkur zamanlarda bu yapıya neden dokunmadığı, neden kolladığı da kocaman bir soru işareti olarak meydanda durmakta, cevaplanmayı beklemektedir.

 

Şurası açıktır: Roboskî Katliamı’nı bir “paralel devlet” yapılanması gerçekleştirdi ise ortaya çıkarıp hesabını sormak, “paralel olmayan devlet” yaptı ise yine ortaya çıkarıp hesabını sormak hükümetin sorumluluğundadır. Aksi halde adaletin yerini bulacağı güne dek hükümet bu sorumluluktan kurtulmuş olamayacaktır.

 

 

AK Parti hükümeti ve başbakan Erdoğan’a dillerine pelesenk ettikleri şu beyiti hatırlatmak insanî sorumluluğumuzun vecibesi olsun: “Kenar-ı Dicle’de bir kurt kaparsa bir koyunu / Korkarım adl-i ilahî Ömer’den sorar onu!” ve soralım: Ömer olsaydı, o da Roboskîliler hariç mi tutardı? Değilse bu aynı denklemdeki perhiz ile lahana turşusu size de acayip gelmiyor mu? 34 masum sivilin katledilmesinden bu yana adalete doğru bir arpa boyu yol alınmamış olması sizi hiç korkutmuyor mu? 744 gündür sizi her gün Roboskî’nin sahibine havale eden anaların, bacıların, oğulların, kızların, feryatlarının gayretullah’a dokunmasını mı bekliyorsunuz? Mazlumun ahı, iktidar çekişmesi için edilmiş bedduadan daha tez ulaşır sahibine, bunu siz de bilmiyor musunuz?

 

“Allah gibi devletin de şerik kabul etmeyeceğini” söyleyen hükümet de gayet iyi biliyor ki Allah’ın mahkemesi devletin mahkemesinden şüphesiz daha adildir. Roboskî davası bu dünyada adaletle neticelenmezse adl-i ilahi önündeki hesabın paralel olan ve olmayan fail ve sorumlular için daha çetin olacağı izahtan varestedir.

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.