22 Mayıs 2018, Salı

Üst Menu

"Gazetecilerin tutuklanmasının normalleşmesine izin vermeyelim"

"Gazetecilerin tutuklanmasının normalleşmesine izin vermeyelim"
DİHA'ya yönelik baskı ve saldırıları değerlendiren gazeteciler, meslektaşlarının tutuklanmasının normalleştirilmesine izin vermemek gerektiğini söyledi ve dayanışma vurgusu yaptı
13 Mayıs 2016
-A +A

 

DİHA'ya yönelik baskı ve saldırıları değerlendiren gazeteciler, meslektaşlarının tutuklanmasının normalleştirilmesine izin vermemek gerektiğini söyledi ve dayanışma vurgusu yaptı. 

 

İktidarın basın ve ifade özgürlüğüne yönelik saldırıları gün geçtikçe artarken, bu saldırılardan en fazla nasibini alan her dönemde olduğu gibi yine Kürt gazeteciler oldu. Kürt gazeteciler arasında 'sokağa çıkma yasağı' adı altında sıkıyönetimin uygulandığı Kürt kentlerinde görev yapan DİHA muhabirleri ise, bugün bu saldırıların ana hedefi durumunda. Yaşanan süreç içerisinde son olarak Gever (Yüksekova) muhabirimiz Nedim Türfent'in de tutuklanması ile birlikte son 5,5 ay içerisinde 12 DİHA muhabiri, 'örgüt üyeliği' yada 'örgüt propagandası' kapsamına sokulan gazetecilik faaliyetleri gerekçesiyle tutuklandı.



Fütursuzca yapılan bu tutuklamalara her geçen gün yenileri eklenirken, dün gözaltına alınan Hakkari muhabirimiz Şermin Soydan ise benzer gerekçelerle tutuklanabilecek olmanın yakınında.



DİHA çalışanı meslektaşlarına yönelik bu baskıları, gazeteciler Ragıp Duran, Ali Topuz, Ceydan Karan, Nevin Sungur ve Said Sefa değerlendirdi. 





'1930'lara geri döndük'



Gazeteci Ali Topuz ise, Kürt coğrafyasında yaşananın 1990'lı yılları da geçtiğini 1930'lu yıllara dönüldüğünü söyledi. Topuz, "1930'larda o dönemin diliyle 'şarki' diye tanımladığı Kürt nüfusu ve özellikle Kürt talepleri konusunda ısrarcı olacağını anladığı gruplara yönelik, kendi hukukunun hiçbir yerinde olmayan, olağanüstü hal dahil olmak üzere savaş hukukuna da sığmayan yöntemlerle saldırmayı tercih etmişti. İş o kadar pervasızlaşmıştı ki her şey göz önünde gerçekleşiyordu. Şimdi 90'lara göre bu pozisyona daha yakın bir konumdayız. Bunun medya ayağı da tabi ki eksik değil" dedi. 



Kürt kurumlarına yönelik topyekun bir saldırı ve yok etme politikasının yürütüldüğünü ifade eden Topuz, 90'ı yıllarda failli meçhul cinayetlerin gizli şimdi ise hukuk kaygısı olmadan yürütüldüğünü dile getirdi. Topuz, "Şehirler açıkça ağır silahlarla bombalanıyor. İnsanların ölümü, gözaltına alınması, tutuklanılması, tüm bu prosedürler, tamamen net bir hukuk öncesi bir zamanı yaşıyoruz" diyerek DİHA çalışanlarına yönelik saldırıları da bu çerçevede değerlendirmek gerektiğini söyledi.





'DİHA'ya yönelik baskılar kanımızı donduruyor'



Gazeteciliğin suç olmadığını belirten Gazeteci Ceyda Karan da yaşananlar karşısında yapılması gerekeni "Biz gazeteciler olarak mücadele edeceğiz, dayanışacağız başka yolu yok" sözleriyle ifade etti. Ellerinden geldiğince gözaltına alınan arkadaşlarının peşinde olacaklarını dile getiren Karan, "Onların başlarına bir şey gelmemesi için takipçileri olacağız. Dayanışmaya dur durak vermeden devam edeceğiz" dedi. 



DİHA'ya yönelik arka arkaya yönelen baskıların kabul edilemez olduğunu belirten Gazeteci Nevin Sungur ise, iktidar sahiplerine "Bir haber ajansının toplam 11 muhabirinin tutuklanması ve 2 sinin gözaltında olmasını kabul etmiyoruz. Sadece gazetecilik yapan insanların eten puftan sebeplerle bu kadar ağır süreçler yaşatarak gözaltına almak kimin haddine. Nasıl böyle bir şey yapılabilir. Neyi amaçlıyorsunuz?" diye sordu.

Gazetecilere yönelik baskıların sıradanlaşmasına izin vermeyeceklerini ve dayanışma içerisinde olunması gerektiğini vurgulayan Sungur, "Bu kadar ağır bir süreç söz konusu olmamıştır. Özellikle DİHA'ya yönelik bu uygulamalar tutuklamalar insanın kanını donduruyor" diye konuştu. 





'Gerçekleri gizlemek istiyorlar'



Onun gibi "Gazetecilerin gözaltına alınması artık bizi gazetecilerin başına ne geleceğini bilmediğimiz döneme girdiğimizi gösterir" diyen Gazeteci Said Sefa da gazetecilerin hukuksuz bir şekilde ve sadece gerçeği en yalın hali ile yansıttığı için gözaltına alınması ve tutuklanmasının endişe uyandırdığını söyledi. Gerçekleri aktarma araçlarının ajanslar olduğunu dile getiren Sefa, "Medya organlarını ve ajansları öldürerek bu gerçekleri gizlemeye çalışıyorlar. Bölgede yaşanan hadiseler de devletin rutinin dışına çıkıp çıkmadığını anlamanın yolu ancak bağımsız yaklaşan kişilerden öğrenebiliriz. Buna müsaade edilmiyor. Buna müsaade edilmediği için başımıza bu kadar şey geliyor" dedi.



Devletin hukukun dışına çıktığını belirten Sefa, "Gerçeği yalın haliyle verilmesine iktidar neden rahatsız oluyor. Demek ki hukukun dışına çıkılıyor. Kamuoyunun devletçi bir pencereyle olaylara bakmasını istiyor. Öyle yaptığı içinde diğer haber mecralarını da sınırlandırmış oluyor" diye konuştu. 

Gazetecilere dokunulmasının aslında kamuoyuna dokunulması anlamına geldiğini söyleyen Sefa, "Siz bir toplumun haber alma hakkını ellinden aldığınız zaman seçme özgürlüğünü de ellinden aldığınız zaman bu toplumun bağımsızlığını ve inancını da ellinden almış oluyorsunuz. Böyle bir baskı kamuoyunun olayları anlamasına müdahaledir" dedi. (DİHA)