18 Ocak 2018, Perşembe

Üst Menu

Gençlerle İlgili Birkaç Söz

Gençlerle İlgili Birkaç Söz

 

  Yetişkinlerin ve yaşlıların belki de en saçma alışkanlıklarından biri, gençlere nasihat etmektir. 
   Nasihat yerine tecrübelerini aktarsalar daha faydalı olurdu. Çünkü nasihatin özünde çoğu zaman buyurganlık, muhatabı küçümseme ve aşağılama vardır. 
   Benimse öyle bir derdimin olmadığını başta söyleyeyim. Burada sadece gözlemleri aktarmakla birlikte biraz da ukalalık yapacağım.  Kimse gücenmesin.
 
1- Dindar kesim kız çocuklarının başına bir bez parçası sardırdıklarında o bez parçasının çocuğunu her türlü kötülükten koruduğuna ve kızının da artık bir “Meryem Betül” olduğuna inanırlar. Böylece ebeveynlik görevlerini en iyi şekilde ifa ettiklerini düşünüp her ortamda açık giyinenler aleyhinde konuşmayı da ihmal etmezler. Ama durumun böyle olmadığını söylemek için bu toplumda yaşamak yeterlidir.
 
2-İlk orta ve lise düzeyindeki çocuk ve gençler için cep telefonunun bir ihtiyaç olduğuna inanmıyorum. Üniversiteyi kendi memleketinde okuyan gençler için de aynı şey söz konusu. Çünkü cep telefonu artık sadece ihtiyaç durumlarında kullanılan masum bir iletişim aracı değildir.
Bu düşüncelerimi yasakçı veya anti-özgürlükçü bulanlara günde üç-dört saatini –bazen daha fazla- telefonda konuşarak veya mesajlaşarak geçiren gençlerle karşılaşıp karşılaşmadıklarını sormak isterim. Cevapları “evet” ise bu durumun tıbbi ve psikolojik açıdan yol açtığı zararları araştırmalarında fayda vardır.
 
3- Çocuğunu internet cafe’de veya evde saatlerce internetle baş başa bırakan ebeveynler, çocuğunu tamamen bu nimetten mahrum bırakanlar kadar vicdansızdır.
Dünyanın en zor ve önemli işi anne-baba olmaktır. En çok ihmal edilen ise bu görevdir.
 
4-Vicdansız bir öğretmen seri katilden daha tehlikelidir. Seri katilin tahribatı öldürdükleri kadardır. Vicdansız öğretmeninki ise görev süresince yetiştirdiği birey kadar… 
Hesap ortada...           
   
   Bana göre anaokulu ve ilkokul öğretmenleri çoğunlukla çocuğu olan kadınlardan seçilmelidir. Kadında şefkat erkeğe göre daha fazladır. Ayrıca vatandaşa doktorunu seçme özgürlüğü verildiği gibi “çocuğunun öğretmenini seçme hakkı” tanınmalıdır.
   Mutlak özgürlük ütopyadır. İnsanlık tarihinde örneği yoktur. İnsanî ve vicdanî sorumluluk bizi bir şeyler yapmaya itmeli. Nemelazımcılık insana yakışır bir tavır değildir.
 
5-Çevremde gördüğüm bir diğer facia dil sorunudur. Gençlerin kurduğu-aslında kuramadığı- cümleler tam bir facia.
Bu durum Kürt çocuklarında karmakarışık saçma sapan bir iletişim biçimine dönüşmüş. Bu yeni dilin adı, kimine göre “kütrükçe” kimine göre “tırkmancki” . Yani anlayacağınız çocuk ne Türkçe ne de Kürtçe konuşuyor. İbretlik bir tablo ile karşı karşıyayız. Bunun işin asıl müsebbiplerinin günahı büyük. “Allah affetsin” diyemiyorum.
Aslında hiçbir suç ve kabahat çocuklarda ve gençlerde değil. Gençleri eleştirmek kolay... Asıl sorumluluk büyüklerde ve ebeveynlerde. Eğer çevrenizde konuşulan bu saçma sapan dilden rahatsız değilseniz, bu yazının kalan kısmını okumanıza da gerek yok.
 
Bir millet dili ile vardır. Dili bozulmaya yüz tutan milletlerin gelecekleri de pek parlak olmaz. Millet olarak gelecekte diğer dünya milletleri gibi var olmak istemeyenlerin; onları gelecekte temsil edecek nesilleri, dolayısıyla kendi çocuklarını pek düşüneceklerini sanmıyorum.
 
4-Sabah akşam hamiyetten dem vuranların, hamiyetin en önemli unsuru olan anadillerini çocuklarına öğretmemeleri, tam bir paradokstur. Asimilasyon canavarına yem olanlar, çocuklarını da kendi elleriyle o canavarın ağzına atıyorlar. Maalesef mutlak çoğunluğun böyle bir kaygısı bile yok. Sistemin çarkı tıkır tıkır işliyor. Bu artık asimilasyon değil; otoasimilasyon. Yani gönüllü özümleme…  
Asıl tehlike de bu değil mi?
 
5- Çocukluktan itibaren verilen eğitimde dinin(helal-haram-günah- sevap-cehennem) gibi kavramlarının aşırı vurgulanması ileriki yaşlarda kimi çocuklarda bağnazlık, çıkarcılık, tahammülsüzlük, hoşgörüsüzlük, bencillik v.b şekillerde kendini dışa vurur. Kimi çocuklarda tam tersi bir durumla yani “aks’ü-l amel” yaparak, dine tamamen lakayt bir hal alır. 
Din adına konuşup çocukların ve gençlerin beynini yıkayan “softa tipler” çoktur. 
  “Hizmet”, “tebliğ”, “cihat” veya başka adlar altında gençlere yaklaşıp yönlendirenlerin ne tür bir eğitime, pedagojik birikime ve İslami anlayışa sahip olduklarını araştırmakta fayda var.
 
   Asıl vahamet, dini yem olarak kullanıp onunla insan avına çıkanların yaptığıdır. Asıl amaç din sosuyla kamufle edilmiş ideolojilerini gençlere enjekte etmektir. İnsanları din ve maneviyatla kandırmak kadar kolay bir şey yoktur.
 
Güzel şeyler de var;
   Günümüz gençlerinde sadece olumsuzluk yok tabi. 
Güzel ve takdire şayan davranışları da çok... Örneğin eskiden gençlerin ağzı çok bozuktu. Birbirlerine olmadık kötü sözler söylerlerdi. Bu olumsuzlukta azalma olduğuna inanıyorum.
    
   Diğer bir güzellik ise sudan sebeplerle veya ideolojik kamplaşmalar ve yanlış yönlendirilmeler sonucu sıkça rastlanan kavgalarda ciddi bir azalmanın olması. 
  
Artık sokaklarda ve okullarda kavga eden gençleri görmek nadir bir durum…
Gençlerin birbirine saygısı artmış. 
 
Bu söylediklerim bilimsel ve istatistiksel verilerden çok, şahsi gözlem ve tespitlerime dayanıyor. Gördüklerimi ve düşüncelerimi paylaştım. Kimseye özel bir kastım yoktur.
 
 
 
 
 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.

 

Yazarın Son Yazıları

21.Haziran.2015 Pazar
24.Mayıs.2015 Pazar
08.Şubat.2015 Pazar
31.Ocak.2015 Cumartesi
19.Ekim.2014 Pazar
30.Ağustos.2014 Cumartesi
07.Temmuz.2014 Pazartesi
14.Haziran.2014 Cumartesi