20 Eylül 2018, Perşembe

Üst Menu

Gezi Parkı Gençlerine Mektup

Gezi Parkı Gençlerine Mektup

Merhaba gençler ve "Her zaman genç kalanlar."

 

Bildiğim ve bilmediğim tüm dillerde merhaba…

 

Amacım; biraz sohbet etmektir sizlerle. 

 

Sözlerime; gerçeklerin tüm dünyayı özgür kılacağına olan inancımı belirterek başlamak isterim.

 

Çünkü Yalan= Karanlık, Gerçek= Aydınlık. 

 

Kafamdaki basit formül budur.

 

Benim çocukluğumda ve gençliğimde sadece TRT kanalı vardı.

 

Devletin radyosunu dinlemek ve televizyonunu izlemekten başka seçeneğimiz yoktu.

 

Siyah-beyaz televizyon zamanları çocuktum ve koca koca adamların "Ermeni diye bir halk yoktur. Ermeni dili yoktur." yalanlarını dinleyerek büyüdüm.

 

Sonra; renkli televizyon  ve özel kanallar dönemi başladı.

 

İlk özel kanal haberleri geldiğinde nasıl da umutlanıp, sevindiğimi bilemezsiniz.

 

Sevinmiştim çünkü nihayet, birilerinin bizi yalan haberleri dinlemekten kurtaracağını sanmak yanlışlığına düşmüştüm.

 

Oysa renkli görüntülerden başka değişen hiçbir şey olmadı çocuklar.

 

Resmi yalanları, artık renklenmiş olarak izliyorduk hepsi buydu olan.

 

Geçmişimize dair yaşananlar, etnik kimliğimiz  ve inancımızdan dolayı bire bir bildiğim ailemin ve mensubu olarak doğduğum halkın gerçekleri inkar edilirken, dedelerimize yalancı denmesini susarak dinlemeye mahkum edilmiş mağdurlardık. 

 

Her inkârda her yalanda yeniden ve yeniden katlediliyorduk…

 

Hissettiğimiz buydu… Tekrar ve tekrar öldürülmek, yok edilmek!

 

Ana dilini çocuklara öğrettiği için köy meydanında dili kesilen genç kadın öğretmenin hikâyesini bilirdik. Bilirdik Ermeni dilinin olduğunu. Dil varsa halk da var demektir ama susmak; atalarının yasadığı acılardan sonra, geride kalanlar için bir korunma aracına dönüşmüştü. 

 

Susmak ve yalanları dinlemek, bu yalanlarla kandırılıp bize karsı düşmanlaştırılan Türkiyeli Müslüman halkların hiç de hak etmediğimiz hakaret ve küfürlerine maruz kalarak, onlarda devlet mekanizmasının tüm kurumlarıyla çalışarak oluşturduğu nefreti izlemek, tahammül etmek zorundaydık.

 

Ermeni sözcüğü en büyük küfürdü artik "yüzde doksan dokuzu Müslüman" olan ülkemde.

 

Başarmışlardı…

 

Sonraki yıllarda Kürt Halkı’na yaşatılan acılar inkâr edildi.

 

İnsanin, doğarken sahip olduğu hakları gasp etme yetkisini kendilerinde görenler, insanlara ana dillerini yasakladılar, yaşlılarını köy meydanına toplayıp insan dışkısı yedirdiler, binlerce köy yakılıp insanları göçe zorladılar asırlardır yasadıkları topraklardan. Tıpkı daha önce Yunan ve Hay(Ermeni) halklarına yaptıkları gibi acımasızca, utanmazca, haksızca, vicdansızca... 

 

Yüzde doksan dokuzu Müslüman halklara Kürtler de dâhil idi ama öylesine ustaydılar ki ötekileştirip, düşmanlaştırıp, bölerek yönetmekte. Kürt olmak da nefretle anılan sözcükler listesine eklendi.

 

Bunu da basardılar.

 

12 Eylül rejiminden önce de olan ama bu dönemde şiddetini sistemli olarak artırarak uygulanan işkence tezgâhlarından binlerce insan sakat bırakıldı, öldürüldü, mahvedildi.

 

On binlerce failli meçhuller hala koca bir kara leke olarak duruyor devlet denen aygıtın anlının tam da ortasında.

 

Bunu da inkâr ettiler sürekli olarak.

 

Diyarbakır cezaevinde, Mamak’ta yaşattıkları insanlık utancını hep inkâr ettiler. 

 

Yasadıklarını anlatma cesaretini gösterenleri yeniden hapsettiler.

 

Roboski'de katledilenler için yapılan dokümanter filmini izlediniz mi?

 

En büyüğü 40'li yaslarındaydı. 

 

Ağlayarak izledim. Bir kez daha utanarak insanlığımdan…

 

Evlerine ekmek götürmek için yollardaydılar.

 

Ekmek nedir bilir misiniz çocuklar?

 

Emeğidir, alin teridir, yorgunluğudur, özgürlüğüdür ve onurudur insanoğlunun…

 

Halkların tek derdi budur… Evine ekmek götürebilmek… Özgürce!

 

Sonunda sıra sizlere geldi güzel ve cesur çocuklarım benim.

 

Bilirim; istediğiniz tek şey özgürlüğünüzdür. 

 

Nereden mi bilirim?

 

26 yaşında bir oğul anasıyım; Sizler gibi deli cesur...

 

Canımdan candır, vazgeçilmez tek sevdamdır özgür uçmaları öğrettiğim…

 

Gerçek sevgi, sevdiğini özgür bırakır canlar… Hapsetmez, işkence etmez, ne yapacağını emirlerle dayatmaz, nasılsa öyle sever, değiştirmeye istediği kalıba sokmaya çalışmaz.

 

Ben gibi olacak, ben gibi yaşayacak, ben gibi inanacak, ben ne istersem onu yapacaksın diye asla dayatmaz…

 

Saf sevgiyi tadan bilir ki sevmek demek; olduğu gibi, renkleriyle, farklılıklarıyla, kalite ve defolarıyla sevebilmektir… Gerisi yalandır, inanmayın…

 

Bu bir haftadır ne yazık ki sizler de devletin şiddetini, yaşayarak öğrendiniz.

 

Sizin kuşak da  yanlı basın denen, satılmış ruhlar kulübünün suskunluğuyla, zalime alkış tutuşunun şahitleri oldunuz.

 

Görerek, bu acıları yasayarak öğrenmemeniz için hayatimi verirdim inanın. Ne yazık ki yasam ırmağı böyle akıyor yatağında. Biz sağırlaştıkça başka canların acılarına, bizleri de ayni acılardan geçirerek öğretiyor dersini…

 

Anlamayıp, duymamak için yüreklerini bilinciz bir inatla sağır edenleri yeniden ve yeniden bu sınava tabii tutuyor.

 

Mektubumu bitirmeden söylemek istediğim son birkaç şey var.

 

Bir ananın çocuklarına nasihati gibi okuyun bu satırlarımı lütfen.

 

Kimsenin sizlere ne yapacağınızı, nasıl yasayacağınızı, neye inanacağınızı-inanmayacağınızı söylemesine, yaşamınıza müdahale eden emirler vermesine izin vermeyin!

 

Kimsenin, hiç kimsenin askerleri, polisleri olmayın!

 

Egemenlerin çıkarları için masumca ölmek ve masumları öldürmektir. 

 

Ne olur bunu çok iyi düşünün.

 

Asırlardır yıkılmaz sanılan onca imparatorluk son bulmuşsa, o dönemde mevcut sınırları korumak ya da genişletmek için ölen gençler neden? Ne için? öldüler diye sorun kendinize.

 

Hep sorun… Sorgulamadan, araştırmadan ana-babanızın bile söylediklerinden şüphe duyun.

 

Unutmayın ki onlar da bu sistemin içinde büyüyen çocuklardı bir zamanlar.

 

Kendi yaşamlarınızın efendisi, belirleyeni sadece siz olun…

 

Günümüzde karsı durmanız gereken tek şeyin, yıkılması için mücadele edilmesi gereken tek şeyin kapitalizm ve faşizm olduğunu asla unutmayın ve bilin ki asırlardır bütün halklara yaşatılan bunca acının tek nedeni egemenlerin doymak bilmeyen para ve iktidar hırslarıydı.

 

Antropoloji bilimi "Irk diye bir şey yoktur, yaratılan kültürler vardır." der.

 

Asırların birikimiyle yaratılan kültürleri üreten topluluklara saygı duymak yerine, o toplumları yok edip  hazıra konarak, ırk kavramının sahteliğinde bölerler sizi dikkat edin.

 

Din tacirliği en marifetli oldukları daldır. Vatikan’ın Dünya’nın en büyük mafyası olduğunu, cami ve kiliselerin ticarethaneye donduğunu, imanın; inananla Allah arasında olup, aracıya ihtiyacı olmadığının bilincinde olun.

 

Bir haftadır bire bir yaşayarak öğrendiğiniz, komin yaşamının güzelliğiydi bizlere unutturmak için çabaladıkları şey. 

 

Paylaşmanın, anlayışın, empatinin güzelliğini, insani INSAN yapan değerleri unutturup, birbirimize yabancılaştırıp, ötekileştirdiklerimizden korkarak tüketeceğimiz yasamlar içinde boğulmamızdı hedefledikleri ama beceremediklerini öyle güzel gösterdiniz ki…

 

Buradan öyle güzel görünüyorsunuz ki çocuklar, sizlerle gurur duyuyorum.

 

Ne olur sizleri yeniden bölmelerine izin vermeyin.

 

Hala mevcut olan hiç bir politik akıma yamalanmadan geleceğin dünyasını inşa edebilirsiniz.

 

Bir haftadır yaptığınız gibi Müslüman canların seccadelerini siz verin, Jesus, Isa, Musa, Ali, Buda, Ateist, diyenlerinizle, siyahı, beyazı, sarısını hepinizin sadece İNSAN ve DÜNYALI olduğu tek gerçeğinden hareketle, suni yaratılmış kimliklerinizden soyunarak sarılın birbirinize sonsuza dek.

 

Asırlardır özlediğimiz özgürlük ve barisin hüküm sürdüğü, emeğin özne olduğu yaşamları sizler kuracaksınız. 

 

Sizlere olan sonsuz güvenimle rahat uyuyacağım artik…

 

Halkı küçük görenlere, halkın zekâsıyla alay edenlere, nasıl da güzel cevap verdiniz…

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.

 

Yazarın Son Yazıları