18 Ocak 2018, Perşembe

Üst Menu

Gezi Parkı ve ‘Kelebek Etkisi’

Gezi Parkı ve ‘Kelebek Etkisi’

Gezi Parkı’nın dönüşümünün de içerisine dahil olduğu Taksim Meydanı’nı yayalaştırma projesine engel olmak için Gezi Parkı’ndaki ağaçların dozerlerce yıkılmasına tepki gösteren bir grupla başlayan eylemler, polisin sert müdahaleleriyle birlikte birkaç gün içerisinde neredeyse tüm şehirlerde kitlesel eylemlere dönüştü. 

 

Kimsenin tahmin edemeyeceği bir biçimde gelişen olaylar, kitle hareketlerine özgü ani gelişti ve önü alınması zor bir toplumsal patlama biçimini aldı. Polisin orantısız güç kullanımı sonucunda yaşanan çatışmalar, olayların benzeri görülmemiş bir şekilde ülke geneline yayılmasına ve farklı kesimlerin sokaklarda hükümet ve polis karşıtı gösterilere müdahil olmasına sebebiyet verdi. Bir hafta boyunca şiddetli çatışmalarla süren eylemler Çarşamba günü itibariyle polisin sert tutumundaki yumuşamanın da etkisiyle, tekrar Taksim’de yoğunlaşarak daha sivil ve ilk zamanki görüntüsünden farklı olarak organize bir hale dönüştü.

 

Sosyal Medya Etkisi

 

Eylemler başından itibaren alternatif medya olarak sosyal medya aracılığıyla yayıldı. Görsel ve yazılı medyanın sansürü ve suskunluğunun karşısında, sosyal medya “eylemsel iletişim aracı” olarak kullanıldı. Bunun yanında cep telefonlarından bağlanılan internet aracılığıyla eylem yerinden canlı yayınlar yapıldı. Sosyal medyanın tüm bu alternatif iletişim özelliğini gölgeleyen bir de olumsuz yönü var ki, eylemlerin başından bu yana bilginin manipülasyonuna ve dezenformasyona sebep olan bir etken olarak işlev gördü.Her şeye rağmen sosyal medyanın alternatif iletişim aracı olarak kullanılması eylemlerin hızla yayılmasında önemli bir etken oldu.

 

Muhafazakar ve Seküler Kultur kampf

 

Her ne kadar Gezi Parkı’nın yıkılmasına karşı direniş olarak başlasa da, eylemlerdeki slogan ve pankartların gösterdiği üzere Taksim olaylarının Türkiye’de son 10 yılda yaşanan dönüşümle yakından ilişkisi olduğunu söylemek mümkün. Nitekim eylemin etki alanı, gerçekleştiği şehirler ve eylemci profili göz önünde bulundurulduğunda eylemlerin temel karakterinin hükümetin politikalarının yarattığı bir hoşnutsuz havayla şekillenmeye başladığı görülmektedir.

 

Siyasal anlamda bir muhalefet diline dönüşen eylemler, özellikle İstanbul dışında Ankara, Adana, Antalya, İzmir, Eskişehir gibi şehirlerde soldan rol çalan ulusalcı bir dile tercüme edildi. CHP tabanı ve özellikle sahil kentlerindeki ulusalcı/milliyetçi cephe bu eylemlere 90 yıllık iktidarın kaybının vermiş olduğu bir öfke ve nefretin motivasyonuyla dâhil oldu.  2002 yılında iktidara gelen AKP’nin zamanla Kemalist kurumları tasfiyesiyle somutlaşan “İkinci Cumhuriyetçi” politikaları, ulusalcı ve cumhuriyetçi kanatta sürekli tedirginlikle ve bir kaybetme korkusuyla karşılandı. Bir tür yenilmişlik ve dışlanmışlık hissini besleyen bu düşünce ve algılar, Gezi Parkı eylemlerinin ardından yaşanan ülke genelindeki eylemlere Cumhuriyetçi ve laik yaşam tarzına sahip toplumsal kesimlerin hoşnutsuzluğunun damga vurmasına sebebiyet verdi. Ülke genelindeki eylemlerde; AKP'nin muhafazakar politikaları ve Cumhuriyet'in temel Kemalist kurumlarının tasfiyesinin yanında, Ergenekon tutuklamaları ve son aylarda PKK ile gerçekleşen barış görüşmeleri de ulusalcı toplumsal kesimleri mobilize eden önemli siyasal itkilerden oldu.

 

Öte taraftan bu eylemleri, Muhafazakâr iktidar ile sol ve Cumhuriyetçi toplumsal muhalefet arasında bir tür “kültür savaşı” (kulturkampf) olarak okumak da mümkün. Alkol yasağı ve kürtaj gibi yaşam biçimini tehdit eden yasalar ve Milli Eğitim’in ve yargının muhafazakar ideoloji doğrultusunda dönüştürüldüğü düşüncesi gibi siyasal kaygılar; sol, Cumhuriyetçi ve seküler yaşam biçimine sahip toplumsal kesimlerin en sık referans verdiği ve en çok rahatsız olduğu konuların başında gelmektedir. Söz konusu alanların özellikle yaşam tarzı üzerinden ürettiği gerilimler, bu kesimlerin aleyhine işleyen bir muhafazakar ideolojinin hâkim olmaya başladığı düşüncesini kuvvetlendirdi.

 

Toplumsal Muhalefetin Dirilişi

 

Farklı sol ve sosyalist gruplardan Anti-Kapitalist ve Devrimci Müslümanlara, farklı siyasal partilerden taraftar gruplarına kadar toplumun farklı kesimlerini bir araya getiren Gezi eylemleri, her ne kadar ilk günlerde dağınık bir görüntü sergilemiş olsa da, polisin geri çekilmesi sonrasında artık organize, örgütlü, dayanışmacı ve barışçıl bir eylemsellik sergilemektedir. Gezi Parkı olayları, muhafazakar bir hükümetin buyurgan ve ataerkil bir retoriğe sahip liderine karşı geniş toplumsal kesimlerin duyduğu rahatsızlığın bir patlaması olmasının yanında, siyasal ve kültürel “dışlanmışlık” hissi yaşayan toplumsal kesimlerin bir kamusal itiraz imkanı olmuştur. İlk günden itibaren özellikle Gezi Parkı’nda farklılığı ve çeşitliliği ile toplumsal yelpazesi genişleyen ve artık barışçıl bir biçim almaya başlayan eylemler, örgütlü ve daha organize bir şekilde devam etmektedir. Görünen o ki polis müdahale etmekten çekinmekte ve eylemciler barışçıl eylemlerine devam etmektedir. Dolayısıyla eylemlerin başarıya ulaşacağını söylemek zor değil ve Gezi’nin kurtarılması kaçınılmaz görünüyor. Fakat daha da önemlisi, bundan sonraki benzer olaylar için örnek teşkil edecek olan bu eylemler, iktidarın ve başbakanın otoriter hükümet politikalarına çekidüzen verip bir özeleştiriye girişeceği bir sürecin miladı olacaktır.

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.