22 Eylül 2018, Cumartesi

Üst Menu

Gezi ve Başörtülü Kadınlara Saldırılar

Gezi ve Başörtülü Kadınlara Saldırılar

Son günlerde halkımız arasında unutmaya çalıştığımız tahrip edici duygular ve tepkilere yeniden şahit olmaya başladık.

 

Devletin tepesinden, halka yansıyan nefret, hakaret söylemlerinin bir karşılığıdır bu saldırılar. Aslında pek de malum olan sebepler ile toplumda tansiyon bilinçli olarak yükseltilmiştir.

Tam yüreğimizin doğusunda, barışın nefesi, henüz kuşatıyorken hepimizi, bu sefer de batıdaki halk, ötekileştirilerek bir birlerine düşürülmeye çalışılıyor. 

 

Bizim medya, yazar ve çizerlerimiz, bizimkilerin yaptığı saldırıları, zulümleri ve çifte standartları da görmeli, duymalı ve yazmalı değil mi idi?

 

Derdiniz, amacımız, doğruluk, dürüstlük ve sadece gerçekleri halka ulaştırmak ise bildiğiniz halde yanlışlara karşı suskunluklarınız ve çekindikleriniz sebebiyle oluşan fitneyi görmüyor musunuz?   

 …

Elif Çakırın Z.D ile görüşmesini anlattığı yazısında ilginç ayrıntılar dikkati çekmektedir.

 

“Elleri deri eldivenli 70–100 kişilik grup” kimlerdir? Aramızda yaşayan bu insanlar nereden geldiler? Hepimizin bilmeye hakkı var. Taksim’den eylemden geldikleri ifade edildiğine göre mutlaka bu ‘elleri deri eldivenli ve 70- 100 kişilik bir grubu görmemeleri mümkün değildir.

 

Saldırılan kadının ‘mobese’ görüntülerinin, emniyete teslim edildiği ifade edildi. Görüntüler en net bir şekilde tespit edilerek, ortaya çıkarılmalıdır.

 

Her ne kadar kişinin mahremiyeti noktasında ki hassasiyetimizle beraber dini referanslarımız ile olayı görmeye çalışırsak “şahitlik” durumu önümüze çıkmaktadır. 

 

Kabataş’ta saldırıya uğrayan Z.D. için şahitler var mıdır? İskele görevlileri sorgulanmalıdır. Şahit bulunamasa bile artık bugün her sokak ve neredeyse her kapıda bulunan teknolojik

Şahitler ‘mobese’ kameralarıdır.

 

Bu kameralar sadece mahkemenin elinde kalmamalı, gerçeğin net anlaşılabilmesi açısından kamuoyunda yayınlanmalıdır.

 

‘üzerleri çıplak, elleri deri eldivenli, başlarında tuhaf bantlı 70-100 kadar adamın ortasında kaldım’

 ‘Sonra uzaklaştılar. İnönü stadına doğru uzaklaştılar. O sırada tamamen kendimi kaybettim. Ondan sonra ne olduğunu hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde üzerim idrar kokuyordu. Yerimden kalktım bebeğimi bulmaya çalıştım.’

 

Elif çakır gibi tecrübeli bir gazeteci paragrafları karıştırmadı ise ‘Sonra uzaklaştılar. İnönü stadına doğru uzaklaştılar. O sırada tamamen kendimi kaybettim. Ondan sonra ne olduğunu hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde üzerim idrar kokuyordu’ satırlarında anlamadığım bir nokta vardır.

 

Z.D kalabalık uzaklaşıp gittikten sonra kendini kaybettiğini ifade etmektedir. Kendine geldikten sonra idrar kokusunu hissetmiştir.

 

Korkulan bir durumla karşılaştığımızda en insani bir reflekslerdendir insanın idrar kaçırması.

 

Z.D’nin ifadelerinden, çok naif ve narin olduğu anlaşılmaktadır. Hatta aile yakınları kendisinin bu olayı en sağlıklı bir şekilde atlatabilmesi için psikolojik destek aldırmaları yerinde olacaktır.

 

Z.D genç bir kadın olarak bebeği ile büyük bir korku yaşamıştır. Olayın ve faillerin en kısa zamanda açığa çıkması için anlattıkları dikkate alınmalıdır fakat ona destek olmak adına sözleri yansıtılırken toplumsal gerginlik en azami şekilde göz önünde bulundurulmalıdır.

 

‘idrar kokusunu’ hissetmesi olağandır fakat bunu, şayet doğru değilse ‘Başörtülü kadının üzerine işediler’ şeklinde verilmesinin kamuoyunda nasıl bir infiale sebep olabileceği ve de vebali hesap edilmelidir.

 

 

Son yaşadıklarımız, bana geçmişte yaşadığım bazı anıları hatırlattı.

 

1998’de  ilk gözaltı sürecimde bir karakolun altındaki hücrede daha önceden tanımadığım  ve beraber kaldığımız Fikriye hanım ile üç günlük sorgulardan sonra çıkarıldığımız mahkemede, ben tutuklanıp cezaevine gönderilmiş, Fikriye hanım serbest bırakılmıştı.

 

Bizden başka diğer hücrede iki erkek arkadaşımız da vardı. Kadın olarak sadece ikimiz vardık ve sorguya lavabo, namaz gibi ihtiyaçlarımız için hep birlikte gidiyorduk.

 

Malatya’nın tanınan hoca efendilerinden Ramazan Keskin, burada kaldığımız süre içinde ziyaretime gelen çocuklarımla kendisinin o zamanlar ortak olduğu Medine Et Lokantasından lahmacun gibi yiyecekler gönderiyordu ve bunları orada bulunan arkadaşlar ile hep beraber yiyorduk.

 

Bir gün birlikte Karakolun lavabosuna gittiğimizde çarşafının altında ki geceliğinin bazı kısımlarını parçalamaya başlamıştı. Dediğine göre regl olmuştu, ihtiyacından dolayı geceliğini yırtıyordu.  ‘Yırtmamasını, hemen polislerden pet isteyebileceğimizi, ziyarete geldiklerinde de çocuklarımla da getirtebileceğimizi söyleyip, ısrar etmeme rağmen ‘bir şey olmaz, gerek yok’ demiş ve engel olamamıştım.

 

Sonra ki günlerde ben hapiste iken, bu kadının anlattıkları ile Malatya çalkalanıyormuş. Görüşe gelenlerden veya mektupla durumu bana sorduklarında haberdar olmuştum. Tahliyemden sonra bile uzun bir zaman kadının yalanları ve iftiralarının gerçek olamadığını anlatmaya çalışmıştım.

 

Karakolda ihtiyacı için yırttığını söylediği geceliğinin kanlı parçalarını gelenlere göstererek ‘kendisine işkence yapıldığını, üzerine köpekler salındığını, cop ile tecavüz edildiğini’ iddia ediyordu.

 

Bu haberlerden endişe ederek kendisini ziyarete giden çocuklarıma da kanlı gecelik parçalarını göstermiş ve aynı iddiaları söylemişti.

 

Çocuklar kadının anlattıklarını ‘aynı Zeynep Gazali’nin kitabında yazılanları anlatıyor’ demişlerdi.

 

Benim için anlattıkları da ilginçti. Şahitleri hala aramızda olan, paket poşeti, sarılı kâğıdı ve peçetesi ‘Medine Et Lokantası’ yazılı olduğundan bunları ‘Ramazan hocanın gönderdiğini’ bildiği halde ‘polisler Hüda’ya çok iyi bakıyorlardı. Ona hep lokantalardan lahmacunlar, yemekler getirdiler’ demişti.

 

Fikriye çarşaflı bir kadındı ve onun anlattıklarını duyanlar, dinleyenlerin çoğu bunlara inanmıştı.

 

 

‘Kadına Şiddete Karşı Müslümanlar İnisiyatifi’nin başörtülü kadınlara yönelik taciz olaylarını protesto etmek için Kabataş iskelesinden Gezi parkına yapılan yürüyüşüne desteklerimiz vermiştik.

 

Son olarak da Cumartesi günü Fatih İtfaiye Parkında bu mesele için bir basın açıklaması düzenlediler.

 

Basın açıklamasında vurgulanan noktalara her birimizin kulak vermesi gerekmektedir.

 

‘Bu bildiriyi "Siz bi durun şu anda" diyerek zulmü görmezden gelen bazı eylemcilerle "biz size demiştik onlarla aynı yolda yürünmez" diyen muhafazakarların dikkatle okuması gerekir diye düşünüyorum: 

İki hafta önce, Gezi Parkı olaylarının ilk günlerinde, Kabataş’ta beraberinde bebeği olan bir kadın, kalabalık bir grup tarafından saldırıya uğradı. 

 

Saldırganların, “Başımıza ne geldiyse bundan geldi” dediğini belirten kadın, söz konusu saldırganlar tarafından darp edildiğini, hakaret ve tacize maruz kaldığını belirtti. 

 

Bu saldırıya uğrayan kadın, sadece başörtülü biri olarak orada bulunması dolayısıyla bunlara maruz kalmıştır.

 

Bu saldırının münferit bir olay olmadığı ortadadır. Gezi Parkı için yapılan eylemlere polisin orantısız müdahalesi ve başbakanın uzlaşmaz tutumu hükümetin politikalarına karşı büyük bir öfke doğurmuştur. 

 

Son zamanlarda ülke genelinde yaşanan bu hareketlilik başörtülü kadınlara yönelik nefretin ve islamofobinin yeniden açığa çıkması için bir bahane olmuştur. Bazı gruplar tarafından Gezi parkının korunması için yürütülen mücadelenin amacından bağımsız olarak hükümete karşı oluşan bu öfke ile başörtülü kadınları hedef tahtasına oturtmuştur.

 

Hükümetin yapması gereken, yaşanan olayı kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde kullanmak değil, bu vahşetin sorumlularını bir an evvel bulmak ve cezalandırmaktır. 

 

Yaşanmış bir tacizin üzerini “yoktur” diyerek örtmek ne kadar adaletsizce ise, bunu bir siyasi malzemeye dönüştürmek de bir o kadar ahlaksızcadır. Ne başörtülü kadınların tacize uğramasını ne de bu tür tacizler üzerinden prim yapılmasını kabul etmiyoruz. 

 

Bizleri dehşete düşüren bu olayı ve bir kadına kıyafeti ve inancı nedeni ile böyle bir şiddeti reva gören zihniyeti kınamak için bir basın açıklaması düzenliyoruz.’

 

Kadına Şiddete Karşı Müslümanlar İnisiyatifi

 

Devlet erk’i ve güçleri meseleye anlayış ve çözüm eksenli yaklaşması ile asla bu aşamaya gelmeyecek olan bir eylem, siyaset ve seçim hesapları uğruna provoke edilmiştir.

Sonuçlarını ve bedellerini ise bir toplumun insanları olarak hepimiz ödemekteyiz.

Sadece tek tarafın yanlışları üzerinden bu yurdumun insanları, yeniden ötekileştiriliyor ve kamplaştırılıyor.

Sürekli düşman üretmeyin.  Allahtan korkun.  Vebal günü gelmeden kendinize gelin. 

İnsanların sokakta, okulda, parkta, yaşamın sürdüğü her alanda birbirlerine, düşüncelerine, inançlarına, kıyafetlerine karşı, birbirlerini ötekileştirmeden daha sevgili, anlayışı olabilmeleri için başta Sayın Başbakan olmak üzere, devletin bütün güçleri behemehal tansiyonu düşürmeleri gerekmektedir.

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.