18 Ocak 2018, Perşembe

Üst Menu

Grevlerin Ardından

Grevlerin Ardından

Nihayet açlık grevleri herhangi bir can kaybı söz konusu olmaksızın son buldu. Ümit ederiz ki grevdekilerde kalıcı fiziksel bir sağlık problemi yaşanmaz. Grevleri durduran şey ise Abdullah Öcalan’ın İmralı’dan kardeşi aracılığı ile yaptığı çağrı oldu. Grevlerin Öcalan’ın çağrısı üzerine son bulması bir kez daha gösterdi ki Kürt meselesinin çözüme kavuşturulmasında Öcalan en önemli aktörlerden biri. Sosyolojik olarak Türkiye kamuoyu, siyasal iktidar ve diğer toplumsal grup ya da kesimler herhalde artık Öcalan’a salt “İmralı’da tutuklu sıradan bir mahkûm” olarak bakma yanılgısının farkına varıp, Öcalan’ın Kürt siyasal hareketi içerisindeki rolünü daha doğru kavrarlar. Hükümet böyle bir tablo karşısında Kürt meselesini artık salt “terör” sorunu olarak adlandırmaktan vazgeçip sınır içi, sınır ötesi tezkereleri gündeme getirmemeli, her iki tarafında silahları aynı anda bırakmasını sağlayacak koşulları oluşturmalı ve meseleye dair tüm etkili aktörlerle bir an evvel müzakerelere geçmelidir. Aksi halde bu yanılgı hali daha çok canın yanmasına neden olacaktır.
 
Grevler bitti mi? Peki, bundan sonra? Mesele çözüldü mü? Hayır. Daha da derinleşti. Kürt siyasal hareketi üzerine düşeni yaptı, seslerini Türkiye halkına bir kez daha duyurdu. Sorumluluk hükümet ve en önemlisi de tüm toplumsal dinamiklerdedir artık. Zaten politikanın bu kadar kirlendiği bir atmosferde mesele tek başına politik aktörlere havale edilemeyecek kadar toplumsal realitesi ağır basan, toplumun genetiğine işlemiş bir mecradadır. Ve çözümün yolunu açacak olan da kavganın dilini kullanan siyasiler değil, onlara inat barışın dilini konuşan toplumun kendisidir. Toplumsal vicdanın gücünün siyasal iktidarların gücünden daha fazla olduğuna inanmışımdır hep.
 
Siyasal iktidarlar toplumun hizmetçileridirler. Toplumun refahı için araçtan başka bir şey değildirler. Toplumsal sözleşmeyi yerine getirmek için kendisine vekâlet verilen gönüllü hizmetçiler. Türkiye’de ise tablo oldukça vahim. Hele de Kürt meselesi mevzu bahisse devlet otoritesini ensenizde her an hisseder, Thomas Paine’nin “yönetim en iyi durumda bile gerekli bir kötülüktür.” sözünü hatırlarsınız. Yaptıkları şey Marx’ın çokça dillendirdiği mistifikasyondan başka bir şey değildir. Yani toplumsal gerçeğin çarpıtılması. Siyasal iktidar bu çarpıtmayı tüm kurum ve kuruluşlarıyla birlikte yapar. Dolayısıyla siyasal iktidarın kendisini sınırlandırması gerekmektedir.
 
A. Smith’e göre yönetimin işlevi üç şeyden ibarettir; topluluğu dışarıdan gelecek şiddete karşı korumak, toplumun üyelerini kendi yurttaşlarının baskı ve sömürüsünden korumak, toplumun geneli için yararlı olmakla birlikte bir ya da küçük bir grup için gerçekleştirmesi karlı olmayacak kamusal işleri yapmak. Böylelikle yönetim tek başına bir “erk” olmaktan çıkıp “araç” pozisyonuna düşecektir. Bu anlamlı düşüş sayesinde devletten bağımsız özel bir alan oluşabilecek ve devlet kendisini yeniden tanımlayacaktır. Böylece sivil toplumda siyasal mücadeleden kurtulacak, devlet otoritesi sınırlandırılmış olacaktır. Toplum, siyasal iktidar tarafından yontulup şekil verilen bir meta olmaktan çıkıp kendi potansiyelinin farkına varıp kendini gerçekleştirecek, kendi kaderini kendisi tayin edecektir. Ancak toplumu kamplaşmalara sürükleyerek bu durumu gölgeleyen otoriteler hep var olagelmişlerdir. İktidarlar arasında tercih yapmak zorunda bırakılan kitleler üzerinde ciddi oyunlar oynanmıştır hep. Tıpkı açlık grevlerinde toplumun sürüklenmek istendiği yer gibi.
 
Toplumsal vicdanı devre dışı bırakmaya çalışan mekanizmalar halklar arasında kavganın dilini yaymaya çalışmışlardır. Zira onlarda biliyorlar ki ne zaman bir kavga halklar arasına sirayet etse/ettirilse o zaman otoriteler güçlerine güç katacaklardır. Bu manada Kürt meselesinde çözümsüzlüğe hizmet eden yaklaşımlar toplumun damarlarına zorla şırınga edilmeye çalışılan hastalıklar gibidirler. İktidarın tüm çıplaklığına rağmen Kürtlerin varlığını görmezden gelmesi/getirtmeye çalışması topluma zorla şırınga etme çabasının bir ürünüdür. Diyarbakır zindanları bunun için kuruldu, OHAL yasaları, bir taşa 25 yıl hapis cezası, TCK’daki ucu açık maddeler, PVSK’ndaki polisin yetkilerinin arttırıldığı düzenlemeler, özel yetkili mahkemeler, KCK tutuklamaları, samanyolu dizileri, yandaş medya haber bültenleri… Ve bu kavgayı topluma benimsetmeye çalışma yollarından birinin sonucuydu zindandakileri açlık grevlerine başlatmaya mecbur bırakan şey.
 
Çokça düşünmemiz gereken kritik süreçlerden geçiyoruz. Halklara kavganın dilinin zorla benimsetilmeye çalışıldığı süreçlerden…

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.