25 Kasım 2017, Cumartesi

Üst Menu

Gülen Yarınlar…

Gülen Yarınlar…

Ülkede kime sorsanız demokrat, kime sorsanız barış sevdalısı, kime sorsanız şiddete karşı…

 

Peki, o zaman neden ülkedesular durulmuyor ve neden hiç kimse hayatından memnun değil?

 

Biraz geriye çekilip tüm yaşananlara toplu olarak baktığımızda her zaman olduğu gibi derin parmakların iş başında olduğunu görüyoruz. Ancak olup bitenlerden “komplo” teorileriyle sıyrılmak ta mümkün değil…

 

Biz Kürtler yıllardır devletin verdiği sözleri tutmamasına alışık olsak da atılan her olumlu adımda umutlanmaktan da vazgeçmedik. Barış süreci de umudumuzun vardığı son noktadır. İçeriği hakkında somut hiçbir şey dile getirilmemişse de, biz bu sürece umutla baktık, bakıyoruz. Barışın adıyla beraber ülkede meydana gelen Cilvegözü ve Reyhanlı saldırıları da “bu sefer derin devlet de korkuyor, o zaman barış gerçekten gelecek” inancımızı körükledi. Ancak aradan geçen zaman ve demokratik adımlar atılması şöyle dursun gittikçe daha da sertleşen söylemler ve polis devleti görüntüsü veren eylemler sebebiyle “nereye gidiyoruz” korkusu da yayılmaya başladı.

 

Gezi parkı olaylarına kitlesel olarak destek vermeyen Kürtler, özellikle Roboski ile ilgili Savcılıkça verilen görevsizlik kararı ve hemen ardından ailelere kesilen idari para cezası ile sanki meydanlara çekilmek isteniyordu.

 

Belki de hayatımız komplolar içinde geçtiğinden her şeye o gözle bakıyoruz.

 

Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı tüm illerde bir anket yapılsaydı herhalde barış sürecinin olmazsa olmazı olarak söylenecek ilk konu “Roboski” katliamının aydınlatılması olur. Keza akil insanların yaptıkları toplantılarda da bu konu hep gündemdeydi.

 

Kürtler kadar olmasa da hükümetin bu yumuşak karnını bilen ve yıllardır “anadilde eğitim ülkeyi böler” diyen kesimler dahi Roboski’yi sahiplendi. Meclisten suya sabuna dokunmayan bir Roboski araştırma sonucu yayınlanmasıyla yüzünü adalete dönen aileler dosyanın askeri mahkemeye gönderilmesi ile güven duygularını tamamen kaybettiler.Nobel Barış Ödülü sahibi Desmond Tutu şöyle der; “Eğer adaletsizlik karşısında sessiz kalıyorsanız zalimin tarafındasınız demektir”.

 

Roboski katliamının faillerinin sivil yargı önüne çıkarılamamasından daha büyük bir adaletsizlik olur mu? Barış en çok da evlatları acımasızca ellerinden alınan bu insanların hakkı değil midir?

 

Dünyanın bugün geldiği noktada yapılması gerekenler açık ve net iken ayak direnmesinin sebebi nedir? 

 

Meclis çoğunluğuna ve halk desteğine sahip bir iktidar, ülkenin önünü çıkaracağı birkaç yasa ve onaylayacağı uluslararası sözleşmelerle açacakken neden içerde ve dışarda kendilerine iyiniyetli telkinlerde bulunanlarla kavga etmeyi seçer? Çözüm çok mu zor? Hiç de değil…

 

Ülkenin en karanlık döneminde Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartına uygun yasaları çıkarabilen, ancak cumhurbaşkanı vetosu sebebiyle uygulayamayan hükümet şimdi neden aynı yasal düzenlemeyi yapmaz?

 

CHP Genel Başkanının Hakkâri’deki seçim konuşmasında verdiği söz de hatırlanacak olursa hem sözleşmedeki çekincelerin kaldırılması hem de yasal düzenlemenin meclisten çıkarılması son derece hızlı olabilecektir. Kaldı ki sözleşmedeki çekincelerin kaldırılması için Bakanlar Kurulu kararı yeterlidir.

 

Gezi parkı olayıyla bir kez daha anlaşılmıştır ki, her şeyi Ankara’dan yönetmeye kalkmak ülkeyi çatışmaya sürüklemekte ve çözümsüzlükler yaratmaktadır. Yerel yönetimlere tanınacak özerklik, halkın yönetime daha fazla katılımını ve aynı şekilde kendileri ile alınacak kararlarda daha etkin olabilmelerini sağlayacaktır. İstanbul’da bir parkın düzenlemesinin nasıl olacağı veya Diyarbakır’da bir sokağa verilecek isim konusu herhalde ülkenin Başbakanının sorunu değildir. Bu düzenlemeler sonucu iktidarın etrafına kümelenmiş çıkarcı kalabalık da dağılmış olacaktır. “Halka hizmet, Hakka hizmettir” anlayışıyla iktidara gelmiş bir hükümetin ülkenin her kurumuna sinmiş bürokrasiyi aşmasının tek yolu da budur. Aynı şekilde ülkenin her yerinde uygulanacak yerel yönetim özerkliği Kürt meselesinde de büyük bir darboğazın geçilmesini sağlayacak ve Kürtler kendileri hakkındaki pek çok kararda kendi seçtikleri yönetimleri ile muhatap olacaklardır.

 

“Yarın herkes için bir gizem ve bu gizem insanda heves ve gülme isteği uyandırmalı; korku ve ret değil.”(MarcLevy) Türkiye’nin daha fazla korku ve ret politikasını kaldıracak dermanı kalmamıştır. Gülen yarınlar dileğiyle…

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.

 

Yazarın Son Yazıları

25.Nisan.2013 Perşembe
11.Şubat.2013 Pazartesi