20 Temmuz 2018, Cuma

Üst Menu

Güney Kürdistan-Rojava gözlemleri (1)

Güney Kürdistan-Rojava gözlemleri (1)
Sabah erken saatlerde Habur’dan çıkış yaparken bir görevli iki minübüs dolusu kadına şaşkınlıkla bakarken -‘Orada savaş var. Nereye gidiyorsunuz? deyince, Ayla hanım ‘biz de tam bunun için gidiyoruz’ diyor. -‘Sizi kim koruyacak orada?’ diyor görevli, -‘Gelin beraber gidelim’ diyor Ayla hanım.
30 Eylül 2014
-A +A
Hazırlayan: Hüda Kaya
 
Bölgemizde ne zamandır devam eden IŞID saldırıları yön değiştirmiş ve Musul’dan sonra bu seferde Şengal’e saldırılmıştı. Sınırlardan geçen binlerce Ezidi halkın perişan halleri yüreklerde yankısını buluyordu lakin, Türkiye’nin batı illerinin, olayları merkez medya haberlerinden takip eden halkların, pek de gündeminde değildi bu gelişmeler.
 
 
Büyük katliamlardan, zulümlerden, tecavüzlerden, binlerce kaçırılan kadınlardan bahsettiğimizde, yüzümüze neredeyse şaşkınlıkla bakılıyor ve ‘masa başında bunları nasılda uyduruyorsunuz?’ demekten beter bir tepki ile karşılaşabiliyorduk.
 
 
Egemen sistemler kitle iletişim ağını son derece başarılı kullanarak, insanlara kendi istediklerini, istedikleri kadar gösteriyorlardı. Bunu başarılı bir yöntem olarak kullanan ülkelerden biri de bizim devletimiz olduğu bir gerçek. Türkiye’yi sadece malum ekranlardan görmeye devam eden insanımız neredeyse cinayetsiz, kavgasız, katliamsız güllük gülistanlık bir ülkede yaşadıklarını düşünüyorlardı.
 
 
Şengal halkının tarihin en büyük katliamlarından ve sürgünlerinden birini yaşadığı günlerde DÖKH (Demokratik Özgür Kadın Hareket) ün öncülük ettiği bir güney Kürdistan ziyareti tertiplendi.
Evet birebir gelişmeleri takip ediyor, elimizden geleni yapmaya gayret ediyorduk ama bu gezi ile olayları yerinde görebilme, analiz etme, şahit olduklarımızı kamuoyu ile paylaşabilme imkanı olacaktı.
 
İlk planlanan tarihte her çevreden 35 kadın vardı listede fakat tam o günlerde Kerkük ve Erbil’de bombaların patlaması sebebi ile bir süreliğine ertelenmişti ziyaretimiz. İkinci tarih belirlendiğinde planı uymayan arkadaşlarımız oldu ve yolculuğa 25 kadın olarak çıktık. 
Grubumuzda Hdp’den iki, Chp’den bir Milletvekili de bizimle beraberdi. Ziyarete katılan kadın temsiliyeti şöyle oldu;
 
 
Ayla AKAT ATA HDP Batman Milletvekili, Sebahat TUNCEL HDP İstanbul Milletvekili, Melda ONUR  CHP İstanbul Milletvekili, Februniye AKYOL Mardin BB Eş Bşk, Nihayet TAŞDEMİR DBP Kadın Meclisi, Hüda KAYA HDP MYK,  Dilek YAĞLI HDP-HDK Kadın Koord ve MYK, Şaziye KÖSE KESK Eş Genel Bşk, Gönül ERDEN  SES Genel Bşk, Filiz ÜNAL İNCEKARA TTB, Şenel KARATAŞ  HD MYK, Züleyha GÜLÜM Barış İçin Kadın Girişimi, Semra BALYAN  Kürdistan Hukukçular Derneği, Kezban YILMAZ  Diyarbakır Barosu, Filiz ÖLMEZ  Şırnak Barosu, Asiye TEKİN JİNHA, Güler CAN JİNHA, Nuray MERT Diken İnternet Gazetesi, Müge İPLİKÇİ Vatan Gazetesi, Pınar ÖĞÜNÇ Köşe Yazarı, Burcu CANSU Birgün, Nilay VARDAR Bianet Yazarı, Esra AÇIKGÖZ  Cumhuriyet, Berivan ALATAŞ HDP Dış İlişkiler Danışmanı, Nisan ALICI  HDP MV Danışmanı.
 
Mardin’de toplandık ve sabaha karşı 03.00 te yola koyulduk. Sabah erken saatlerde Habur’dan çıkış yaparken bir görevli iki minübüs dolusu kadına şaşkınlıkla bakarken  -‘Orada savaş var. Nereye gidiyorsunuz? deyince, Ayla hanım ‘biz de tam bunun için gidiyoruz’ diyor. -‘Sizi kim koruyacak orada?’ diyor görevli, -‘Gelin beraber gidelim’ diyor Ayla hanım. Zaho’da bizi karşılayan görevliler ile beraber kahvaltımızı yaparken Rojava’ya giriş konusunda yoğun görüşmeler devam ediyordu. Aslında Nusaybin’den çok daha rahat ve kestirmeden direkt Rojava’ya geçmemiz mümkündü fakat Zaho, Dohok, Erbil ve Mahmur’da incelemelerimiz arasında olacağından Federe Kürt devleti Rojava’dan girişleri vize açısından tanımadığı için yolumuzu saatlerce uzatmak zorundaydık. 
 
Rojava’ya grubun nerdeyse tamamı gelmek istiyordu ama giriş problemi yaşanıyordu. Kürt federe yönetimi en fazla sekiz gazetecinin haricinde kimsenin girişini kabul etmiyordu. Grubumuzun ikiye ayrılacağı ve ancak 8 kadının Rojava’ya geçişine imkan verildiğini açıkladı Hdp vekili arkadaşlar. Milletvekili Ayla Akat Ata 2. Grup ile beraber kalacaktı ve onlar Zaho, Dohok ve Laleş’te ziyaretlerini yapıp Erbil’e geçeceklerdi. Benimde içinde olduğum diğer Rojava grubu ile gece Erbil’de biraraya gelecektik ve kalan ziyaretler birlikte gerçekleşecekti. 
Laleş’i görmek istiyorsam da, Zaho ve Dohok’tan ziyade özellikle Rojava’yı yazmayı istiyordum. Çevremde sorulan konulardan biri de Rojava’da ki devrim idi. ‘Neden kadın devrimi?’ diyorlardı.
 
Yol güzergahımızda ki, Direbin’de Ezidi köylerini ve BM lere çadırlardan oluşan büyük kampları gösteriyor şöförümüz. Adı Ferzende Ata. Avrupa’da güney Kürdistan’da yaşamaya daha doğrusu sürgünlüğe mahkum Türkiye Kürt diasporasından olan binlerce insanımızdan biri. O da KCK mağdurlarından. CHP Milletvekili Melda hanım da Ferzende beyin durumlarını dinliyor ve Türkiye siyaseti üzerine konuşurken ‘CHP bir parti değil, Sosyolojik bir vakıa’ diyor.
 
Bir su deposu
 
‘Dağdan insinler, siyaset yapsınlar’ diyenler bilakis siyaset yapanları sürgünlere, dağlara gönderdiklerinin elbette farkındalar.
 
Hapishaneden henüz çıkmış ve BDP Urfa- Viranşehir ilçe başkanlığı ve Belediye Meclis üyeliği yapıyorken açılan davalardan dolayı buralara gelmek zorunda kalıyor. Davası Yargıtay’da hala, dinlediğim onlarca trajikomik iddialardan birini anlatıyor Ferzende bey.  Burada büyük sıkıntılar yaşıyor. Ailesi arada gelip gidebiliyor. Çalışmak ve ailesini de geçindirmek zorunda. 400 dolar kira veriyormuş, faturalar ile 500 ü geçiyormuş. 
“2012 nin o meşhur Newroz programını yapmaya çalışıyorduk. Newroz öncesi hazırlık için sonrasında da kritik için toplanıyorduk. Dinlemişler. ‘Bize siz KCK toplantısı yaptınız’ dediler. Bali içen çocukların ifadeleri bizi suçladılar. Hakime ‘Önünüzde KCK tüzüğü var. Bakın orada 45 günde bir toplanılır diye yazıyor. Biz ise 15 günde 3 defa toplanmışız. Ne alakası var. Newroz hazırlığı ve değerlendirmesini yaptık.” 
 
Sayısız kontrol noktalarından geçiyoruz. Her bir noktada hoşnut olmayan bakışlar ile karşılaşıyoruz. Sınır kapısına doğru ilerlerken Ferzende bey  sol tarafta uzak bir nokta da ki su deposunu işaret ediyor ‘Aha IŞID şu köye kadar gelmişti’ diyor. 
 
Semelka sınır kapısında son kontrol noktasındayız. Araçtan indik, görevli hepimizin adını bir deftere kaydederken Pasaporttan yazmayı bıraktı ‘baba ve dede adlarımızı’ söylemimizi istedi. Resmi hiçbir karşılığı olmadığı halde çok manasız bir ısrardı. Sıra bana geldiğinde ‘Hüda’ dedim ve devamında ‘Kaya’ dedim. İtiraz ederek bana baba adını söylemem gerektiğini hatırlatan arkadaşları Allah’tan anlamıyordu görevli. ‘Hayır özellikle böyle söylüyorum’ dedim ve sonuna ‘Mehmet’i ilave ettirdim. Gereksiz her yaptırıma karşı içimde ki muhalefet kendini göstermişti.
8 gazeteci ve iki vekil olarak izinler alınabilmişti. 
 
65 Kürt yönetiminden Rıjava ya geçerken
 
Dicle, Rojava’nın doğal sınırı
 
Semelka sınırını geçiyoruz ve önümüzde upuzun kıvrılan Dicle nehrini görüyoruz. Topraklı yollardan yürüyerek nehrin kenarına iniyoruz. Doğal, boyasız hali ile tamamı demirden büyükçe bir kayık bizi bekliyor. Karşı sahil çok yakın ve bizi karşılamak için bekleyenler görünüyor.
71 Rojava sınır Dicle üzerinde demir kayık
Grubumuzu bu noktaya getiren görevliler ile akşama buluşacak olsakta vedalaşıyoruz. Onlar karşıya geçemiyorlar. Grup bir taraftan el sallıyor bir yandan fotoğraf çekiyor. Demir Sal’ın içinde poz verene kadar karşı kıyıya yanaşmıştık. 
İçlerinde kadın bakanlar, Kadın savunma örgütlerinden Yektiye Star yetkililerinin de olduğu bir grup karşıladı bizleri. Rojava yönetimi henüz tanınmadığı için pasaport işlemli yapılmıyor her birimize ‘Cizire Kantonu’ yazılı mühürlü vize kağıtları veriliyor.
 
87 Ciziri kantonu kadın bakanın koruması
 
 
81 Dicleden karşıya geçerken
 
KDP yönetimi görevlilerinin yerine artık YPG görevlileri ve elleri sliahlı kadın savunma birliği YPJ 
İle beraberdik. Grubumuzun güvenliğinden YPG ve Yektiya Star birlikte yapacaklar.
 
 
Yarın: Kürdistan'ın Gazzesi Rojava