17 Ocak 2018, Çarşamba

Üst Menu

Halk İradesine İki Pranga: Seçim Sistemi ve Valilik Kurumu

Halk İradesine İki Pranga: Seçim Sistemi ve Valilik Kurumu

Geçen hafta üç bilinmeyenli bir denklem olarak urfa seçimlerini ele almış, ikisi “ithal” üç favori adaylı bu manzaranın seçimden çok atama hüviyeti gösterdiği notunu düşerek yazıyı noktalamıştık (bkz. http://bit.ly/ıtryf1). esasında manzaranın seçim yerine atama hüviyetinde görünmesi yeni bir şey değil. türkiye’deki siyasi partiler yasası ve ilgili diğer mevzuat, siyasetin lider merkezli, atananın seçildiği bir atmosferden başkasını pek mümkün kılmıyor. bu atmosferin sağladığı rahatlıktır ki urfalıların neredeyse hiç tanımadığı faruk çelik, ak parti tarafından urfa’dan, nursel aydoğan diyarbekir’de bdp tarafından milletvekili adayı, viranşehirlilerin hiç tanımadığı leyla güven dtp’den (bugünkü bdp) viranşehir’den (henüz kesin değil ama) celalettin güvenç de urfa’dan belediye başkan adayı gösterilebiliyor.

 

2009 yerel seçimlerinde ahmet eşref fakıbaba’nın seçime bağımsız olarak girip ak parti karşısında kazanması urfalıların yakın tarihte yaşadıkları tek “seçim” örneği sayılabilir, bunun dışında kalan seçimlerin neredeyse tamamında lider seçilecek olanı tayin eder, halk da o tayin edileni seçer(!) idi…

 

urfa büyükşehir belediye başanlığı için kulislerde ismi geçen üç favori adayından ikisinin urfa ile ontolojik bir bağları bulunmuyor. bakan faruk çelik, seçme/seçilmeden çok atama/onaylama sisteminin bir neticesi olarak urfa’dan aday gösterilmiş ve urfa adına “geçici” görevdedir. yazı kaleme alınırken adaylığına kesin gözüyle bakılan celalettin güvenç ise merkezi devletin yerel yönetim üzerindeki vesayet kurumu olan valilik makamına atanmıştır. peki vali belediye başkanının üstünde bir “amir” konumunda iken, bir vali neden belediye başkanı olmak ister? emekliliği yaklaşan, siyasete hevesli bir bürokratın arzusu olarak görülebilir. ama ben, aktörün kendisi ayırdında olmasa bile asıl sebebin bir meşruiyet sorunundan kaynaklandığını düşünüyorum.

 

devlet, atanmış valinin seçilmiş başkandan daha muteber kılındığı bir organizasyondur çünkü valilik merkezin taşradaki vesayet kurumudur. böyle olduğu için şehre atandığında davul zurnalarla karşılanmaz. böyle olduğu için şehirdeki ilk ziyaretlerini merkezin diğer temsilcileri garnizon komutanı ve emniyet müdürü ile gerçekleştirir. böyle olduğu için “ben 1 milyon 600 bin insanı temsil ediyorum.” diyen validen daha gülünç kimse de yoktur bu sözüne kendisinden başka inanan da…

 

vali merkezi idareye hem ruhen hem kalben bağlı olduğundan “bakan’ın ayakkabısının tozunu almaya çabalayan vali” haberi yalanlansa da imkansız gelmez hiçbirimize… biliyoruz ki bir yerlerde bir bakana karşı bu kadar mahcup bir vali mutlaka vardır.

 

senelerce merkezi idarenin yerel yönetim üzerindeki gölgesi olan “atanmış” vali, yarın “seçilmiş” olduğunda ne kadar değişir, tartışılır. ancak onu harekete geçiren asıl saikin bu “atanma yerine seçilme” arzusu olduğunu düşünüyorum. atanmış olanı, bürokrasiden sivil topluma, ona bir şekilde bağlı yahut onunla ilişkili olan tanır. oysa seçilmiş, devletle öyle ya da böyle ilişkilenmemiş, merkezin çevresinde olanın da tanıyıp seçilmesi için onay verdiği kişidir. atanmışın “1 milyon 600 bin kişi” nezdinde meşruiyeti yoktur. ama seçilmiş kişi %20 ile de seçilmiş olsa %100’ün gözünde ve gönlünde meşruiyetini onaylamıştır.

 

valilik merkezi otoritenin yereldeki vesayet kurumu olduğundan merkezin siyasetine paralel zikzaklar çizer; kürdçe afiş astığı için dava ettiği siyasetçiler yargılanırken, kendisi “çanakkale ruhu”nu canlandırmaya kürdçe afişlerle çağırır.

 

vali “1 milyon 600 bin kişi”nin hiçbirşeyi olduğundan nevruz valilik önlerinde vali, garnizon komutanı, emniyet müdürünün katılımıyla yumurta, çekiç, ehü-ühü'lerle, newroz meydanlarda onbinlerle, halaylarla, zılgıtlarla kutlanır.

 

hala devam ediyor mu bilmiyorum ama daha düne kadar, %70 oy alan seçilmiş belediye başkanı, valinin izni olmadan şehir dışına çıkamıyordu. yönetimin adem-i merkezileşmesi böyle abuklukların ortadan kalkması için gerekli: %70'le başkan seçen şehrin idaresi şehrin tanımadığı birinin elinde olmamalı!

 

valilik merkezi otoritenin ağır bürokratik ve vesayetçi özelliğini yerelde temsil eden bir kurum olmanın yanında bendenize göre “seçme-seçilme” hukukuna aykırı bir kurumdur. seçimle gelmemiştir ve seçimle gelmemiş bir yöneticinin meşruiyet sorunu vardır.

 

vali yerel yönetimin parçası değil, merkezi yönetimin yerel yönetim üzerindeki otoritesidir. ikilemde yerelin değil merkezin lehine tutum takınır. yerel yönetimin güçlendirilmesi, yetkileri azami oranda yerele devretmekle mümkündür. merkezden atanan vali ile yerel yönetim olmaz. şehre ilk kez vali olarak gelen, şehrin tanımadığı, şehri tanımayan bir insan şehrin iradesinin temsilcisi olamaz. vali ile belediye başkanlığı ayrımı ortadan kalkmalı, ikisinden biri olmalı, o da görev yaptığı yerdeki halkın iradesi, yani seçimle yönetime gelmelidir...

 

türkiye’deki seçim sistemi, merkeze bağlılık ve bakana karşı mahcubiyet(!) noktasında atanmış-seçilmiş ayrımını görmeyecek şekilde muğlak bir atmosfer oluşturmuştur. bu atmosferin meclise taşıdığı vekillerin lidere karşı sırıtan bağlılıkları, sistemin yanlışlığına delalettir. o sebeple valilerin halk tarafından seçilmesi talep edilirken, bu muğlaklığı oluşturup merkeze ve lidere göbekten bağlı kılan sistemin köklü bir şekilde değişmesi de talep edilmelidir.

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.