19 Ocak 2018, Cuma

Üst Menu

Hallaç nedir bilir misiniz?

Hallaç nedir bilir misiniz?

Yeni nesil gençliğin bilmediğini düşünerek açıklamam gerektiğini düşünürüm.

Çocukluğumda; sırtında pamukları hallaçlamaya yarayan basit bir aletle sokaklarda sesiyle geldiğini duyururdu hallaç.
 

O zamanlar yorganlarımız, döşeklerimiz, yastıklarımız ya yündendi ya da pamuktan. Yünü de hallaçlar mıydı emin değilim ama pamuğu hallaçladığını çok net hatırlıyorum.
 

Yere oturur ve yay gibi bir sopanın uçlarına bağlanmış ip aracılığı ile elindeki tokmakla vurarak pamukları lime lime ederdi.
 

"Pamuk gibi yumuşak" sözünün anlamını hak etmesi için yaşamdaki uygulayıcısı gibiydi hallaç.

 

Neden yazdım bu girişi diye merak ediyorsunuz biliyorum.

Anlatayım…
 

Ruhların hallaç pamuğu gibi atıldığını paylaştığım yazılara gelen yorumlarda gördüm içim acıyarak.
 

Kimi; İstanbul’dayken bire bir tanıdığım bir dosttan, kimi sadece beni facebook'dan izleyen okuyucu ve dinleyicilerimdendi bu mesajlar.
 

Ermeni'si, Kürt’ü, Türk’ü bilmeden ne kadar aynı olduklarının; ortak bir saldırı halindeydiler.
 

Ki; bu yazıyı yazma nedenim oldular.
 

Tek tek cevap vermek bana yakışmayacağından; bu bireylerin tutumlarıyla çok net gözlemleyebildiğim, toplumumuzun getirildiği yere dair düşüncelerimi yazmanın daha işlevsel olacağını düşündüm.

 

Facebook ve tweeter sayfalarımı kapadım.

 

Demagojik, sonuç getirmeyecek tartışmalar bana göre değil.

 

Nicelikten çok niteliğe olan sadakatimden kaynaklanan bir duruştur tercihim olan...

 

İlki İstanbul’da yaşayan bir Ermeni vatandaşın saldırısıydı:
 

İlk mesajı suydu:
 

"Anjel hanım anladığım kadar olay adliyeye ulaşmış. Sedikodu yapmayın da"
 

Şok olmamak elde değildi çünkü "Dedikodu" diye yaftaladığı olay vahimdi, ülkemizin adalet anlayışı adına.
 

Sevag Balıkçı’nın katili bir gün bile hapis cezası almazken bunu haber yapan gazeteci Cevat Sinet'in; katilin avukatları tarafından açılan mahkeme nedeniyle tutuklanmasıydı konu ve şu mesajla duyurmuştum olayı faceden:
 

ÇANLAR 5 KERE ÇALINSIN!! HERKES DUYSUN!!
 

DUYANLAR DUYMAYANLARA DUYURSUN!!

ADALETİ YİNE ÖLDÜRDÜLER!
 

KATİLLER SERBEST BIRAKILIRKEN, KATİLE "KATİL" DİYEN GAZETECİ TUTUKLANIR!

CEVAT SİNET DOSTUMUZ SABAHTAN BERİ TUTUKLU! MAHEMEYE ÇIKARILMAYI BEKLİYOR...
 

SEVAG BALIKÇI'NIN HABERİNİ YAPTIĞI MAKALEDEN DOLAYI, "DEVLETİN BÜTÜNLÜĞÜNÜ BOZMAKLA" SUÇLANIYOR.
 

VAY O DEVLETE Kİ GERÇEKLERİ SÖYLEYENLERDEN KORKAR!
 

VAY O DEVLETE Kİ BİR GAZETECİNİN HABERİYLE YIKILACAK KADAR CILIZDIR!!! :(((

 

İşte dedikodu yapmakla suçlandığım duyurum.
 

8 aylık hamile eşinin bütün bir gün yaşadığı acıya, endişeye, korkuya bire bir şahit olan bir birey olarak kaleme almıştım bu satırları.
 

İnsanlara bunca acı çektirmenin hakkını kim veriyordu egemenlere?
 

Benim zihnimi meşgul eden esas soru buydu o satırları karalarken...
 

Bu beye cevaben sunu yazdım: "X bey sizin okuduklarınızı doğru anladığınızdan şüpheliyim. Öyle olmasaydı Yiğit Bulut'un başkanlık danışmanı olmasını "Hayırlı olsun" diye karşılamazdınız.
 

Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak hastalığına siz de yakalanmışsınız... Ne yazık ki yapabileceğim bir şey yok siz ve sizin gibiler için.
 

"Dedikodu" dediğiniz; olayın mağdurlarından olan Cevat beyin sekiz aylık hamile eşinin bütün gün yaşadığı kâbusun şahidi olup, adaletsizliğe susmayı yüreğime, onuruma, yazar kimliğime yakıştıramadığımdan duyurmaksa dedikodu, bu "dedikoduları" hep yapacağım. Hoşunuza gidip gitmemesi umurumda bile değil!! Korkaklardan yoruldum... Sizler adına utanmaktan yoruldum... Siz gibilere rağmen, sizler için bir şeyler yapmaya çalışmaktan yoruldum!!!"
 

Sonra; yazılarını okumadığım, tanımadığım bir yazarın sırf içeriğini doğru bulduğum makalesini paylaştığım için her ırktan saldırının hedefi oldum. Kürt olan bir izleyicimin yazdıkları en vahimiydi. "Anjel Hanım takke düştü kel göründü, artist olmaya çalışmayın, herkes için en iyisi ortadan kaybolun" Diyordu kısaca.
 

Bir başkası çelişkili buluyordu genel duruşumla bu paylaşımı yapmamı…

 

Yazının içeriği neydi biliyor musunuz?
 

Kız çocuklarına eşit haklar tanınırsa başarı oranlarının yüksek olduğunu anlatan bir yazıydı. Sadece bu nedenle, yazının ana fikrini beğendiğim için paylaşmıştım. Meğerse yazarı herkesin nefret ettiği bir isimmiş bilemedim. Soyadı Özdil'di aklımda kaldığı kadarıyla.
 

Facebook ve tweeter hesaplarımı kapatmama vesile olan, yani bardağı taşıran son damla eski bir dosttan özelime gelen mesajdı.
 

Şöyle yazmış beni büyük hayal kırıklığına uğratan eski dost:
 

"Anjel gönderdiğin sayfalardaki ırkçı ve faşist Kürtleri okumaktan bıktım, bunları sırf ermeni davasına destek veriyorlar diye mi arkadaş ediniyorsun.
Ermeni olaylarında en boktan rolü üstlenen, pisliklerin en büyüğünü yapan işte bu kafalar zaten"
 

Hadi buyurun bakalım...

 

Zihinlerin nasıl da hallaç pamuğu gibi atıldığını görür müsünüz?

Egemenlerin hakkını teslim edip, tebrik etmek (!) gerek bu başarılarından ötürü!
 

Kimseye yaranamamak; gerçeği arayıp, yazanların ortak kaderi gibi. Birilerine yaranmak gibi bir derdim hiç olmadı, olmayacak da...

 

Gerçeğin peşindeyim sadece… Her konuda gerçeğin avcısı olmaktır tek amacım...
 

Bir örnek vermek isterim;
mesela ben Hitler'in Kavgam kitabından okuduğum bir sözü paylaşayım: "Bir Çinli gelip Almanca öğrenirse Alman mı olur?" Diye sormuş binlerce insanın katili.
 

Şimdi bu cümlenin, geçerli bir mantığı olmasına dayanarak bunu paylaşırsam ben bir Hitler hayranı mı olacağım?
 

Bir başka mesaj:
 

"neden Sevan Nişanyana arka çıkıyorsunuz bırakın ne hali varsa görsün"
 

Uzun bir süre Ahmet Altan yazılarını paylaştığım için saldırıya uğradım.
 

Benim için Ahmet Altan; kadını en iyi anlayan ve insana dair çok iyi soru soran bir kalemdir.
 

Bu beyinleri örümcek bağlamış zihinlere göre; Ahmet Altan AKP'yi savunan bir yazarsa "Kötüdür ve dışlanmalıdır."
 

Bir dönem AKP yönetiminin yaptıklarının doğruluğuna inandığı için bunu yazan kalemin, bizlere yarayacak başka bilgilerin de kalemi olmasını neden es geçmeliyiz?
 

Neden faydalanmayalım kendisinden?
 

Kişisel olarak Ahmet Altan'dan çok şey öğrenmiş bir insanim ve bu bağlamda eleştiririm bu bağnaz tutumları.
 

Bu ne ahmakça bir bakış tarzıdır. Nasıl da kısırdır 'düşünmek' denen eylem adına...
 

"Düşünmek zor iştir bu nedenle çok az kişi düşünür."
 

Gelelim bunca satırı neden karaladığıma...
 

Derdim ve endişem şudur:
 

Geçmişte ırklarla bölündünüz, dinlerle bölündünüz ve yönetildiniz. Bugünse gözlemlediğim hallerinizle çok daha vahim bir durumdasınız. Artık sevmediğiniz bir yazarı, sevmediğiniz bir şarkıcıyı paylaşanla düşman edilebiliyorsunuz.
 

Zihinleriniz; esaret altında görmez misiniz?
 

Ruhlarınız; yolunu kaybetmiş yolcuların yolculuklarıyla, zaman kaybında görmez misiniz?
 

Ve bütün bunların tek sorumlusu sizsiniz.
 

AKP'li, CHP'li, MHP'li Ermeniler!
 

Kemalizm denen garabetin peşine takılan Türkler!
 

Halkının ispiyonculuğunu yapan, kendi halkına mensup bireyleri din adına katleden Kürtler!
 

Hepinizi, tüm halkları aynı sepette taşır egemen güçler bunu ne zaman anlayacaksınız???
 

Bana uymasa da şu an tek bir şey demek gelir içimden:
 

Ne haliniz varsa görün, müstahaksınız buna!!!!
 

Çünkü yorarsınız beni boş yere…
 

Çünkü hastalığımın bana bıraktığı kaliteli yaşam zamanlarımı; sağlıklı algılamalardan yoksun, okuduğunu ve gördüğünü doğru değerlendirmekten yoksun bireylerle harcamaktan yoruldum…
 

Bu nedenle sizlere ne haliniz varsa görün derim ve devam ederim gerçeklerin ve inandıklarımın anonsunu yapmaya…
 

Anlaşılmak ya da onaylanmak gibi bir derdim yok çünkü bilirim ki gelecek en adil yargılayanıdır bugün söyleyip, savunduklarımızın...
 

Bu nedenle kaybedecek zamanım yok benim!

 

"Ayinesi; işidir kisinin, lafa bakılmaz." Sözü tek rehberimdir. Bu böyle biline…

 

 

 

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.

 

Yazarın Son Yazıları