20 Haziran 2018, Çarşamba

Üst Menu

Hangi Din?

Hangi Din?

Din bilgini olmayan ancak, yaşamının çoğu geleneksel din temsilcileri ve çağdaş yorumcular arasında geçmiş, bu konuda okumuş dinlemiş, dini inancı olan biri olarak serdettiğim fikir ve düşüncelere birçok kişinin karşı çıkacağı muhakkaktır.

 

Esasen izah etmeye çalışacağım şey de budur.

 

Zira şu anda “Allah birdir”dışında söylenecek hemen her şey, ihtilaflı hale getirilmiştir İslam dünyasında.

 

Biz de meseleye bu zaviyeden baktığımızda, belki şunları söyleyebiliriz

 

Her birey kendi dindarlığını inşa eder.

 

Buna uygun yaşam tarzını kendi seçer.

 

Çükü esas önemli olan bireydir. Bireyin iradesi önemlidir. Sınavın gereği olarak da yaratıcı ile birey arasında ruhban sınıfı gibi aracılar yoktur.

 

Onun için dinin (İslam’ın) en güçlü olduğu alan işin ahlaki, manevi ve deruni yönüdür

 

Şekli yönü en zayıf ve en önemsiz kısmıdır. Yüzde 98'i ahirete taalluk eden bir dinin tamamını dünyevileştiren muhteris siyasiler ve İslam’ı yaka, paça, sakal, mintandan ibaret görenler yanlıştadır.

 

İslam; İman, İbadet ve Muamelat'(İnsanlar arasında ilişki biçimi)tan ibarettir. İman ve ibadet, kişi ile yaratıcı arasında cereyan eden bir ilişkidir. Muamelat dediğimiz sosyal hayata müteallik olan kısmın da (hemen tamamı yine ahirete bakar) hiçbiri genel ahlaka, örfe ve çağdaş hukuk anlayışına aykırı değildir.

 

Dini- Mubin (Apaçık din) olan İslam’ı, gizemli ve esrarlı bir din olarak sunup, insanları korkutarak kendi otoritelerini sağlamaya ve kendilerine sığınmaya zorlayanlar kendi yarattıkları dinlerini yaşarlar.

 

Asrı- saadetten bu güne kadar, saltanat ve iktidarlarına dini payanda yaparak, envai çeşit zulüm ve adaletsizliklerle İslam toplumunu ezmiş olanlar ve o güce destek vermiş bireyler kendi dinlerini yaşamışlardır.

 

Deruni hislerle yaratıcıya bağlı, halis, hoşgörülü ve iyi işler yapmaya çalışanların, kimsenin rengine fikrine, yaşam tarzına bakmadan ahlaklı, adil, örnek insan olanlar da kendi dinlerini yaşarlar.

 

Yani, biz ne isek dinimiz o dur.

 

Tarih boyunca Müceddit (yenileyici) ve din bilginleri İslam dinini ,daima İktidar ve güce karşı konumlandırmış olmaları, bugünkü İslami algıda bir sorun olduğunu gösterir.

 

Çünkü din, dünyevi güç ve iktidara alet yapılamaz.

 

Yapanlar, ahiretini dünyaya satmış olurlar.

 

O zaman din bir uyutma ve aldatma aracına döner, afyonlaşır.

 

Siyasete bulaşan, insanların dünyasını yönetmeye talip olan din, bir inanç manzumesi olmaktan çıkar, ideoloji haline döner ki, bu durumda her türlü muhalefet ve eleştiriye açık duruma gelir.

 

”İman” dediğimiz teslimiyet sona erer.

 

“Kendisine yardım eden şeytanı melek, muhalif meleği şeytan olarak görür.”

 

O zaman, bu gün övülene yarın sövülür.

 

Mehdi olarak intizar ettiğine, çıkarlar uyuşmayınca ertesi gün terörist denir.

 

Yere göğe sığdıramadığı insanlar, dünyevi meseleler yüzünden gün gelir haşhaşi olur.

 

Dünyevi iktidar ve saltanatına hizmet etmeyen her düşünce, inanç ve bireyi düşman, her türlü zorbalığı ve adaletsizliği ise mubah görür. Gücün esiri, nefsin kölesi olur.

 

Dünyevileşen her dini tarikat ve cemaatte veya siyasileşen her dinde bu davranış biçimine şahit olmak mümkündür.

 

Çünkü o yaklaşımda din, artık kişinin Allah'a ulaşma, O’nu tanıma aracı olmaktan çıkmış, gücün ve iktidarın metaı haline gelmiştir.

 

Meydanlarda Dinin kutsal lafızlarını, hançerelerini zorlayarak bağırmak suretiyle oy toplamak, dünya ile alakası olmayan, toplumun örnek dini şahsiyetlerini ve kutsal lafızlarını siyasete malzeme haline dönüştürmek, riyayı şirk sayan bir dinin hangi hassasiyetiyle izah edilebilir?

 

Olsa olsa kendi dinlerini yaşıyor olmazlar mı?

 

Bizleri yönetenlerin dindarlığına değil, adalet ve maharetine ihtiyacımızın olduğu (tıpkı hâkimimiz, doktorumuz, terzimiz, saatçimiz, mimarımız gibi.) anlaşıldığı zaman din de, kendimiz de tacirlerin elinden kurtuluruz.

 

Dedik ya, herkes kendi Müslümanlığını yaşar.

 

Sen ne yapıyorsan, nasıl yaşıyorsan dinin odur.

 

Hiç kimse Allah'ın zabıtası değil, kontrolörü hiç değildir.

 

Artık günümüz insanı,” gerçek Müslümanlık bu değil şudur, o değil budur, yok bu da değilmiş berikidir” diye yalpalamaktan yoruldu.

 

Biz ne isek Müslümanlık odur

 

Zaten İslam kavramı yorumlarla helak olmuştur. Bediüzzaman’ın tespitiyle “Din-i İslam madem bir nevi fetret halini almış” o halde fetret döneminde Allah’a ulaşmanın en selametli yolu, saf ve duru yaşam tarzı olan din-i Hanif'e dönüştür.

 

“Ben müsamahakâr hanif dini ile gönderildim” diyor Hz. Peygamber( İbn Hanbel, v, 266.)

 

İzah etmeye çalıştığım inanç bağlamında içtenlikle diyebilirim ki;

 

Müsamahakâr, rahmet ve fazilet dini, nasıl pespaye siyasetin elinde nezafet ve nezaketten uzak bir nobranlığı doğurabildiğini ve orta çağın karanlığında bilim, medeniyete ve uygarlığa öncülük etmiş, âlemlere rahmet olan bir inanç sisteminin, insanlığın başına nasıl bela bir yamyamlığa ve ilkelliğe dönüştürülebildiğini bir şekilde irdelemek gerekir.

 

Günümüz İslamcılarının bir bölümünü ahiret aleminde muhtemelen büyük sürprizler bekliyor.

 

Dinini ufunetli pespaye siyasetin eline vermiş, dünyevileşmiş, güce tapınan, adalet duygusunu yitirmiş, dayatmacı ve zorba İslamcıların cennete gitme şansı hiç yok.

 

Hadiste işaret edilen “Ruhanilerin tekbirlerinden rahatsız olduğu” cennete gitme(!) uğruna insanların kanını döken, ırzını-namusunu payı mal eden, malını gasp eden, köle pazarları kuran, insanlığın baş belası olmuş olanları da cehennem iştahla bekliyor.

 

Onlar, Müslümanlığı başkasına hükmetme ve dünyevi ihtirasların aracı olarak bilirler ve inandıkları gibi yaşarlar. Misliyle de cezalarını görecekler.

 

Ama dini Allah'a ulaşmanın, onu tanıma ve sevmenin yolu olarak bilenler…

 

İnsana ve tabiata yararlı işler yapanlar…

 

Barış, güzel ahlak, deruni ve manevi duygularla donanmış, dünyanın hiçbir metaına tenezzül etmeyen, sadece nefsini terbiye ederek tertemiz olarak inandığı ahiret âlemine, hesap gününe gitmekten başka amacı olmayan, hem işini iyi yapan, hem de iyi işler yapan dindarlar da Müslümanlığını yaşar.

 

Müslümanlığı “zararsız eşitlik”olarak tanır.

 

Dünyada huzur ve mutluluğu, ahirette ise ebedi cenneti hak eder.

 

Artık Müslüman, dünya ve ahiret saadeti için, dini ve dindarı tacirlerden kurtarmak, İnsan ruhunu incelten, yücelten o nezaket ve nezafet ile lahuti güzelliğin ve iyiliğin peşine düşmelidir.

 

 

Yasal Uyarı​

  • Yazarın yazıları, fikir ve düşünceleri tamamen kendi kişisel görüşüdür ve sadece kendisini bağlar.
  • Haber ve Köşe yazılarına yapılacak yorumlarda yorum yapan kişi yasal sorumludur. Sitemiz yorumlardan yasal sorumlu değildir.

 

Yazarın Son Yazıları

31.Mayıs.2015 Pazar
24.Nisan.2015 Cuma
07.Nisan.2015 Salı
04.Mart.2015 Çarşamba
17.Ocak.2015 Cumartesi
01.Ocak.2015 Perşembe
12.Aralık.2014 Cuma
01.Aralık.2014 Pazartesi
18.Kasım.2014 Salı